Kategoriler
atölye

Bağışık (Yuva) Atölyesi Katılımcıları

Çeşitli duygu gelgitleriyle deneyimlediğimiz küresel salgın sürecinde, kendimizin ve dolayısı ile toplumun önemli değişimlere gebe olduğunu görebiliyoruz. Bu anı yaşayana dek, konuda çok az bilgimiz ve öngörümüz olsa da, araştırdıkça, milattan önce 400lü senelerden başlayarak kayıtlara geçen her salgın döneminin doğada ve insanlık tarihinde büyük uyanışlar gerçekleştirdiğini öğreniyoruz. İnsanlığı zorda hissettiren bu gibi süreçleri incelediğimizde, durumun getirdiği şaşkınlıkla birlikte güncellenmemiş eski usuller ile yeni hastalığın mücadelesinin verilmesi, toplumların “yeni” döneme uyum sağlamasında en büyük zaman ve yaşam kaybını yaşatan bölüm olmuş. Deneyimlediğimiz yeni ve farklı dönemden geçerken, duygularımız, ihtiyaçlarımızın hızla değiştiğini hissedebiliyor, yaşam tarzımızın evrilip evcilleştiğini görebiliyoruz. Evimize yeni bir gözle bakıyor, sokağı alışılmışın dışında kullanıyoruz. Sosyal fayda sağlamaya yönelik olan, bizim de içinde bulunduğumuz yaratıcı sektörlerin değişime yanıt verme düzeneği de burada ortaya çıkıyor. Toplum yaşantısını oluşturan temel duygular, ihtiyaçlar ve veriler; yaşam tarzını ve toplumsal gelişimi körüklüyor, yaşantının oylumlarını/mekanlarını oluşturuyor, kullanıcıların veya mimarların yöre mimarlığını oluştururken tutunduğu ana kollardan biri oluyor. Anadolu’nun besleyip büyüttüğü kadim uygarlıklardan bu yana, bu tutumu toplumsal yapının yerel yerleşke özellikleriyle ilişkisinde  belirgin bağlarla görebiliyoruz. Bir taraftan teknolojinin, uzay biliminin yeni kulvarlar açtığı, diğer yandan doğanın kendini dengelemeye çalıştığı bu dönemde, elimizdeki araçlar ve güncel deneyimlerimiz ile geçmişin bilgeliği buluşup yaşantımızın oylumlarında neleri dönüştürebiliriz ve sağlıkla geleceğe taşıyabiliriz?

Bağışık atölyemizde, çeşitli uzmanlık ve ilgi alanlarından kişiler ile güncel küresel salgın durumunu, geçmiş tecrübelerden günümüze çözümler uyarlayacak şekilde ele alıp tartışmayı hedefliyoruz. Çalışmamızı halk bilimci, psikolog, arkeolog vb alanında uzman ve konuya katkı verecek kişiler ile genişleteceğiz. Ufuk çizgimiz, geleneğin içinden doğup özgünlüğe taşınacak fikirleri yakalamak. Çoklu disiplin pratiklerinden katılan kişilerden öğrenip farklı alanların potansiyellerini değerlendirerek, sürekli gelişen deneyimlerle proaktif çözümler geliştirmek. Kişisel sınırlarımızdan başlayarak, evrensel değerlere uzanan bu yolculuğumuzda, önemli bir arşivleme ile tartışma konularında ivmelenme yakalanmasına katkıda bulunmayı umuyoruz.

Atölye katılımcıları:

  1. Umut Kaya, İstanbul Teknik Üniversitesi, Mimarlık, Öğrenci 4. Sınıf
  2. Zeynep Tekin, İstanbul Teknik Üniversitesi, Mimarlık, Öğrenci 4. Sınıf
  3. İrem Kıral, Yeditepe Üniversitesi, Mimarlık, Mezun
  4. Damla Doğaner, İstanbul Bilgi Üniversitesi, İç Mimarlık Bölümü, Mezun
  5. Ayşin Karabay, Ankara Üniversitesi, Sosyal Çevre Bilimleri, YL Lisans/Doktora Öğrencisi
  6. Begüm Gümüşel, Doğuş Üniversitesi, Mimarlık, Öğrenci 4. Sınıf
  7. Zeynep Seda Atlı, Fırat Üniversitesi, Mimarlık, Öğrenci 3. Sınıf
  8. Halime Türkmen, KTO Karatay Üniversitesi, YL Lisans/Doktora Öğrencisi
  9. Beyza Özengül, Kocaeli Üniversitesi, Mimarlık, YL Lisans/Doktora Öğrencisi
  10. Yeşim Ustaoğlu, Sakarya Üniversitesi, Sanat ve Tasarım, Seramik sanatçısı, YL Lisans/Doktora Öğrencisi
  11. Doğa Su Kıralıoğlu, ODTÜ, Mimarlık, Öğrenci 4. Sınıf
  12. Vera Yıldız, Erciyes Üniversitesi, Mimarlık Bölümü / Sosyoloji, Öğrenci 3. Sınıf

Bu süreci ilerletirken, ilişkileri çerçevelemek adına toplumsal gelişim süreçlerinden yararlanacağız. Japonya önderliğinde, Endüstri 5.0 ile birlikte duyurulan Toplum 5.0 kavramı, anlam arayışımıza ortak olacak.  Bu yönergede Anadolu’da tüm yerleşim örneklerini gördüğümüz toplum gelişim süreçleri beş kısımda toplanıyor:

• Avcı-toplayıcı yaşam tarzı (Toplum 1.0)
• İlk ve orta çağ tarım odaklı yerleşimler; insanlığın en içgüdüsel yerleşim çağı (Toplum 2.0)
• Endüstriyel seri üretimler ve küresel ticaret dönemi (Toplum 3.0)
• Bilgisayarlarla bilgi paylaşımı ve dijitalleşme dönemi (Toplum 4.0)
• Sanal ve gerçeğin güçlerini birleştirmesi, insan odaklı, anlamlı dönüşümler dönemi (Toplum 5.0)

Alacahöyük
 Alina Sonea – The layered city illustrasyonu

Yakın geleceğe atfedilen böylesi bir anlam arayışı dönemi, tam da insanların kendilerini dönüşüm ve değişimin içinde bulduğu küresel salgın zamanına denk geldi. Bu süreçte biz de bütünü eksik ve yenilenen parçaları ile tekrar birleştirmeye çalışmaktan öte, tamamen parçalayıp yeniden özgün şekilde yapımını öneriyoruz. Bu yeniden yapım evresinde, “yuva” dediğimiz yer(ler)imizde, ritmi yakalayan, güncel deneyimlerimize alan açan, güzel hissettiğimiz bir sürece ilerleyebiliriz. Yuvamız kimi zaman evimiz, çadırımız, karavanımız, kimi zaman okulda ya da işyerinde kıvrıldığımız bir köşe. Yuvamız, bize yapılıp hazır verilen değil, bizim anlamlandırıp biçimlendirdiğimiz bir yer. Uzun süredir anlamından koparılmış bir kelime belki de… Kültürel ve toplumsal belleğimize kazınmış, ilmek ilmek işleyerek bu güne kadar evrilttiğimiz yaşama alanımız. Dış dünyayla yüzleşmiş, kendisini korumuş ve toparlamış en bağışık yanımız. Sizce de bağışıklığımızın ayrımına vararak daha “mutlu” yuvalar yeniden ele alınmayı hak etmiyor mu?

İçinde yaşadıkları çevre koşullarına biyolojik açıdan uyum sağlamış olan canlıların, değişken bir ortamda yaşam sürdürmeleri beklenemez. Ayrıca bulundukları ortamda oluşabilecek ani ve köklü bir değişim, önceki koşullara biyolojik açıdan uyum sağlamış olan canlıların, yaşamlarını yitirmelerine ve dolaylı yoldan köklerinin de kurumasına sebebiyet verir. Bu biyolojik kuramın tek istisnası, günümüz verileriyle 4,5 milyon yıl önce ortaya çıkan ve daha sonra ‘insan’ olarak adlandırılacak primatlardır.

İnsan denen canlı çok uzun süredir dünyanın her yerinde ve her tür ortamda yaşamını sürdürebilmekte, köklü iklimsel değişimlerle bile başa çıkabilmektedir. Yalnızca insana özgü bu ‘değişken koşullara uyum sağlama’ durumunun temelinde ‘insanın yaşadığı çevreye en alt düzeyde biyolojik uyum sağlaması’ yatar. Kendi donanımlarını yaşadığı çevre koşullarına uygun hale getiren hayvanların aksine biyolojik anlamda insan,bedensel açıdan yetersiz ve bu sebeple de yapısal olarak yeteneksiz bir canlıdır. İnsan, bu bedensel eksikliğini ve evrimsel sürekliliğini, önce yaptığı aletler, sonra da geliştirdiği makinalarla tamamlamıştır. İlk önce bedensel gücünü, çok daha sonralarıda yeteneklerini arttırarak içinde bulunduğu farklı ortamlara uyum sağlamayı başarabilmiştir. Bu somut gerçek, insan türünün tüm canlılardan farklı olduğunu ve diğerlerinin aksine bir kültür yaratımının var olduğunu ortaya koyar.

Başlangıçta ağaç dallarına tırmanarak, bunların diplerine veya kovuklarına sığınarak, jeolojik olarak mevcutsa kaya altlarına, mağaralara sığınmış ve çevre koşullarından korunmuş olan insan, diğer canlı türleriyle benzer davranışlar sergilemiştir. Bu durumda insan, var olanı olduğu gibi-bir değiştirme çabası gütmeden kullanmış dolayısıyla kendinden bir şey katmamış, kültürel iz bulundurmayan ‘sığınaklar’ kullanmıştır.

Alt pleistosen dönemde insan türünün kendisini doğa koşullarından korumak adına bir takım somut önlemler aldığı görülmektedir. Bu bağlamda arkeolojik olarak saptanabilmiş en eski yapısal belge rüzgâr çitidir. İnsan elinden çıkma bir kültür ürünüdür ve ilk ‘barınak’ niteliğini taşır.İnsan kendisini (ve belki de ailesinin diğer bireylerini) doğanın bedene olan etkilerinden korumak istemiş, herhangi bir sebeple belli bir yerde daha uzun barınabilmeyi amaçlamıştır.

Biyokültürel sebeplerle insan, daimî olarak başını bir dam altına sokma isteği içindedir. Bilinmeyeni bilinir kılmanın bilimi arkeoloji, yaşadığımız topraklar üzerindeki ilk barınak örneklerinin günümüzden 400.000 yıl önce İstanbul’da olduğunu ortaya koymuştur. Sığınaklardan, barınaklara, yerleşik yaşamdan Anadolu’da mimarlığın ilk örneklerine, höyüklerden köylerin oluşumuna, kasabaya gelişim süreçlerine dek yaşanan tüm olaylar bugünü anlamamızın en önemli araçlarıdır.

Kategoriler
araştırma

Çalışma Kültürü 5.0

Küresel salgın döneminde büyük bir ivme ile artan siber-fiziksel sistemler ile yaratıcı disiplinlerin dünyasının kesişiminde, şimdiki ve gelecekteki yaşama alanlarımıza yönelik ortaya çıkacak büyük bir keşif dünyasının eşiğindeyiz. Bizi heyecanlandıran bu süreçte, imece ve Türkiye Sosyal Girişimcilik Ağı işbirliğinde, ara studio kolaylaştırıcılığında düzenlenen, küresel salgın sürecinin getirdikleri, dönüştürdükleri ile ilgili olarak “Birlikte Öğrenme: Ekosistem Buluşması” yapıldı. Biz de sosyal girişimimiz Şehrine Ses Ver’den Merve Akdağ Öner ile, dönüşen çalışma alanları ve kültürü ile ilişkili, Çalışma Kültürü 5.0 adını verdiğimiz oturuma ev sahipliği yaptık. Oturumda, katılımcı kurum ve kuruluşlardan kişiler ile “Endüstri 5.0’a eklemlenen, insan ve anlam odaklı Toplum 5.0 çerçevesinde çalışma kültürümüzü değerlendirerek neleri tanımlayabiliriz?” üzerine konuştuk.

görsel: @pexels

Küresel salgın döneminde büyük bir ivme ile artan siber-fiziksel sistemler ile yaratıcı disiplinlerin dünyasının kesişiminde, şimdiki ve gelecekteki yaşama alanlarımıza yönelik ortaya çıkacak büyük bir keşif dünyasının eşiğindeyiz. Bizi heyecanlandıran bu süreçte, imece ve Türkiye Sosyal Girişimcilik Ağı işbirliğinde, ara studio kolaylaştırıcılığında düzenlenen, küresel salgın sürecinin getirdikleri, dönüştürdükleri ile ilgili olarak “Birlikte Öğrenme: Ekosistem Buluşması” yapıldı. Biz de sosyal girişimimiz Şehrine Ses Ver olarak dönüşen çalışma alanları ve kültürü ile ilişkili, Çalışma Kültürü 5.0 adını verdiğimiz oturuma ev sahipliği yaptık. Oturumda, katılımcı kurum ve kuruluşlardan kişiler ile “Endüstri 5.0’a eklemlenen, insan ve anlam odaklı Toplum 5.0 çerçevesinde çalışma kültürümüzü değerlendirerek neleri tanımlayabiliriz?” üzerine konuştuk.

Sosyal fayda sağlamaya yönelik olan yaratıcı sektörler, toplum yaşantısını oluşturan temel duygulardan, ihtiyaçlardan ve verilerden yola çıkıyor. Yaşam tarzı ve ihtiyaçlar, yaşantının oylumlarını/mekanlarını oluşturuyor, kullanıcıların veya mimarların tasarlarken tutunduğu ana kollardan biri oluyor. Henüz birkaç sene önce üretilen Endüstri 4.0 kavramı tazeliğini korurken, sistemdeki işlemeyen dijitalleşme noktaları oldukça eleştirildi ve sistem hızla yeni bir evrilme sürecine sürüklendi. Sadece makinaları ve sanal zekayı geliştirmenin, toplum ve endüstride yeterli karşılığı ve verimi oluşturamaması büyük tartışmalar yarattı. Bu sefer Japonya önderliğinde, Endüstri 5.0 duyurulurken, Toplum 5.0 ile bütünleşik olarak sunuldu. Toplum gelişim süreçleri beş kısımda toplandı:

• Avcı-toplayıcı yaşam tarzı (Toplum 1.0)
• İlk ve orta çağ tarım odaklı yerleşimler; insanlığın en içgüdüsel yerleşim çağı (Toplum 2.0)
• Endüstriyel seri üretimler ve küresel ticaret dönemi (Toplum 3.0)
• Bilgisayarlarla bilgi paylaşımı ve dijitalleşme dönemi (Toplum 4.0)
• Sanal ve gerçeğin güçlerini birleştirmesi, insan odaklı, anlamlı dönüşümler dönemi (Toplum 5.0)


Böylesi bir dönem tam da insanların kendilerini dönüşüm ve değişimin içinde bulduğu küresel salgın zamanına denk geldi. Şimdi ve sonrasında çalışma kültürünün değişimi ve potansiyelleri konuşulurken, kişisel psikolojik durumdan da kaynaklı olarak herkesin duygu durumları farklı boyutlarda oluştu. Bu süreçte biz de bütünü eksik ve yenilenen parçaları ile tekrar birleştirmeye çalışmaktan öte, tamamen parçalayıp yeniden özgün şekilde yapımını öneriyoruz. Bu yeniden yapım evresinde, çalışma ortamlarında ritmi yakalayan, zamansız (güncel deneyimlere uyarlanabilen) ve katılımcı kurgular oluşturabilmek için önemli bir şansımız var. Günlük iş ve işyeri rutinlerimiz kırılmışken, değişimin bizi taşıdığı farklı bir alan var. “Belki de yeniden yakalayamayacağımız bu potansiyel fırsatı nasıl değerlendirebiliriz”, diye sizin de aklınızı çelebilir miyiz?

Uzun yıllardır, kitlesel iş modelleri, yoğun çalışma düzenleri ve uzun çalışma sürelerine maruz kalıyoruz. Fabrika alanlarında uygulanan açık düzenli kalabalık çalışma ortamları, ortak çalışma prensiplerinin de etkisi ile artık ofislerde de uygulanıyor. Bu ortamların insanlara getirdiği bir birikmişlik, ifadesizlik ve iletişimsizlik var. Daha önceki küresel salgın dönemlerinden farklı olarak önlemlerin çalışma sistemi, alanları ve ekonomisi üzerine etkileri, insanlarda ve ekonomide şimdiden oldukça yoğun görülebiliyor. Özellikle dönüşen bu enerjisini atacak bir uğraş bulamayanlarda olumsuz duygular (öfke, mutsuzluk, kaygı vb.) oldukça yoğun hissediliyor ve araştırmalara göre bu durumun bireylerde görünme oranı hiç de az değil! Karmaşık duygular yaşayan, belirsiz bir süreçten geçen çalışanların, çalışma ortamlarına nasıl döneceği ile ilgili belirgin bir çözüm de düşünülmüş değil. Sadece fiziksel mesafelendirme ve sağlık önlemlerinden oluşan çalışma alanları dönüşümleri, kişilerde kabullenme mi yoksa tersi etki mi yaratacak belirsiz. Çeşitli araştırmalardan ve öngörülerden çalışanların artık ofislerinden, patronlarından, sistemden yeni koşullar talep edeceğini görebiliyoruz.

İnsanların hem ekonomik hem sosyal ihtiyaçlarını karşılamaya yarayan, çalışma alanları ve ortak alanlarını incelediğimizde, bu alanların uzun süredir sınırlayan ve sabit gerçeklikler üzerine kurulu olduğunu, belli bir dönemi, ifadeyi tanımladığını görüyoruz. Son yıllarda, kişilerin en temel ihtiyaçlarından olan kendini ifade yeteneğini özgürleştiren bir çalışma alanı geliştirilmeye çalışılıyor. Ya da son derece sabit deneyimler üzerinden nötr renkler ile aşırı düzenli, dokunulmaz çalışma alanları üretiliyor. Üretimin bel kemiği olan bu gibi çalışma ortamlarında nasıl düzenlemeler yapılmalı? Kişisel korunma önlemleri yeterli olacak mı, yoksa kişiselleştirilebilir alanlar için de ayrıca tasarımlar geliştirilmeli mi? En önemlisi, insanlar evde kişisel deneyimlerini iyileştirdikten sonra “yeni” koşullarındaki çalışma alanlarında mutlu ve verimli olabilecekler mi?

İnsanlara güncel deneyimlerini sorduğumuzda evden veya uzaktan çalışma deneyimi ile ofisten çalışma arasında temel birkaç farklılık yaşandığını görüyoruz:

  • Evdeki çalışma ortamlarını sevdikleri ve rahat ettikleri şekilde kişiselleştirmeleri;
  • Kişisel sınırların belirginleşmesi ancak iş saatlerinin sınırlarının silikleşmesi;
  • Zaman yönetiminin çok daha önem kazanması.

“Çalışma Kültürü 5.0” oturumunda soru-cevap tartışmaları şeklinde bu süreçte önemli gördüğümüz alanlara değindik. Programın gerektirdiği kontenjan sınırı dahilinde, çeşitli kurum, kuruluş ve sosyal girişimlerden yaklaşık on beş kişi ile oturumumuzu gerçekleştirdik. Burada değinilen konuları özetledik. Daha geniş katılım için de bunu bir online ankete dönüştürerek sizin de cevaplamanıza olanak açtık.

1. Çalışma ortamınızda ne zaman “yeni” başlangıç olabilir?
1 haziran’da genel olarak başlayan TÜSEV, Zorlu Holding gibi ofisler, bu başlangıcı yarı kapasiteli şekilde ilerletiyor. Temmuz, Ağustos aylarında salgının artmaması halinde tam kapasiteli çalışma hedefleniyor. Farklı illerde faaliyet gösteren Cogi, okullarla ilişkili kuruluşlar ve Brüksel’de yer alan MindHub güvenli yolculuk için Eylül’ü bekliyor.

2. Sizin bakış açınızda neler değişti?
• Aciliyetlerin vazgeçilebilirliği ile önceliklerin gözden geçirilmesi
• Ofis rutinine yeni bakış açısı
• Sınırlayıcıların verimlilik adına yararları
• Online eğitimin katkıları
• Yeni ilgi alanlarının keşfi
• Sürdürülebilir bir ortam arayışı ve iş modeli
• Kişisel tercihlere yönelme ihtiyacı

3. Döndüğünüzde çalışma ortamınızda nelerin değişmesini bekliyorsunuz?
• Hibrit çalışma düzeninin sağlanması (ev ve ofis ortaklığı)
• Daha paylaşımlı iş alanları
• İmkanların paylaşılması
• Ortaklıklar ve işbirliklerinin artması
• Kira yardımı yapılması
• Dönüşümlü ofis/çalışan kullanımı
• Sivil toplum kuruluşlarının kaynaklarının azalması

4. Çalışma ortamınızda sizce neler değişmemeli?
• Yüzyüze ilişki kurma imkanı Toplantılar ve etkinlikler
• Biraraya gelişler

5. Evden çalışırken sevdikleriniz neler?
• Fiziksel ve zihinsel rahatlık
• Zamanı daha etkin kullanmak
• Evle ilgilenebilmek
• Kendime zaman ayırabilmek
• Değişen/farklılaşan zaman algısı
• Çocuğumuz ile zaman geçirebilmek
• Çalışma aralıklarını tercih edebilmek

6. Evden çalışırken sevmedikleriniz neler?
• Belirsizlik
• Önceden planlanmamış görüntülü aramalar
• Tanımlı çalışma saatlerinin olmaması (Herkesin her zaman uygun olmasının beklenmesi)
• Toplantılar sırasında dış seslerin konsantrasyonu bozması

7. Size iyi gelen fiziksel ritminiz ve ortamınız nasıl?
• Güneş ışığı alan, aydınlık bir ortamda çalışmak
• Rahat çalışma koltuğunda oturmak
• Derli-toplu bir çalışma ortamı
• Ev ve iş eşyalarını ayırmak
• Sosyal alanda/sesli alanlarda (kafe vb.) çalışabilmek
• Açık havada olabilmek
• Bahçede olabilmek
• Yeşil görebilmek
• Hareketlilik

8. Zihninizi aktif ve dingin tutmak için ihtiyaçlarınız neler?
• İlham alabileceğim şeyler
• Keyifle yemek yapmak
• Anın keyfine varmak
• Meditasyon
• Hareket ve karmaşadan beslenmek

9. Değişim size ne hissettiriyor?
• Merak
• Heyecan
• Umut

Küresel salgın sürecinde, kişisel dönüşümlerin, yoğunluk değişimlerinin etkisi ile çalışma alanları yeniden tanımlanacak, kartlar yeniden dağıtılacak. Belki de bu sefer daha katılımcı, deneyime uyarlanabilen, çeşitli anlık çözümlere olanak sağlayan bir çalışma ortamı oluşturulabilecek. Gününün en az üçte birini çalışarak geçiren insanlar için çalışma ortamlarını geliştirme hakkının elde edilebilmesi; belki de açık alan, kent kullanımları ve hak temelli konularda da bireyden başlayıp topluma yansıyacak bir ışık oluşturacak.

Yeni alanlarımızın, güncel ihtiyaçlarımızın, olası kullanımlarımızın şekillendireceği sevdiğiniz bir çalışma ortamını katılımcı şekilde birlikte tasarlamak hedefiyle yola çıkıyoruz. Peki ya sizin; mutluluk veren bir çalışma kültürü için tercihleriniz ve düşleriniz neler? Bu konuda oluşturduğumuz anketimize siz de katılabilirseniz daha geniş bir kitlenin bu alandaki kullanım farklılıklarını inceleyebiliriz.

Şehrine Ses Ver olarak küresel salgın sonrasında dönüşen alanların daha katılımcı ve etkileşimli olması adına çalışmalar yapmaya devam edeceğiz.

Kategoriler
güncel

SALGINLAR VE KENTSEL YOĞUNLUĞUN GELECEĞİ

Covid-19 salgını, kent yoğunluğu konusunda planlamacılar, mimarlar ve politika yapıcılar için birçok zorlu soruyu ortaya attı. Uzun süredir araştırmacılar yoğun kullanımlar için gerekçeler hazırlamasına rağmen, Covid-19 virüsünün yarattığı tehdidin, yoğun şehirlerin bir risk alanı olarak görülmesine ve yoğunlaşmanın gözden düşmesine neden olacağına dair endişeler var. Gerçekten de birçok çaba, virüsün yayılmasını kontrol etmek için açıkça “yoğunlaşmayı azaltma” stratejilerine odaklanıyor. Buna kampüsteki insanların yoğunluğunu azaltmak için lisans öğrencilerinin evlerine gönderildiği Harvard vb. üniversiteler de dahil.

Birçok planlamacı, yoğunlaşma alanlarını önlenmeye odaklanmanın, pandemi bittiğinde insanların yoğunlukta daha az bulunmak istemesini getirmesinden endişe duyduklarını ifade etti. Planlamacılar yoğunlaşmayı sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmak için kilit bir strateji olarak görüyorlar. İklim değişikliğinin etkileri belirgin hale geliyor ve şehirlerin dağınık gelişim ve yayılmasıyla ilişkili enerji ve çevresel maliyetleri ele almak zorunda kalınıyor. Kompakt şehirlerin, akıllı büyümenin ve yüksek yoğunluğun pandemi nedeniyle kaybedilebileceğine dair endişelere rağmen, bu tür durumlarda potansiyel etkiyi tahmin etmek zor oldu. Yüksek yoğunluklu yerleşimlerde, hijyen endişeleri ve yoğunluk algıları arasındaki ilişkinin iyi anlaşılmadığı ve yeterince araştırma yapılmadığı ortaya çıktı.


Virginia Sağlık Bülteni’ndeki 1908 tarihli bir illustrasyon örneği, banliyö yaşamının kırsal koşullarını tehdit eden kentsel hastalıkları gösteriyor.

Orta çağın sonlarında, Avrupa şehirlerinin varlıklı sakinlerinin veba sırasında şehirlerden çekildiler. Benzer bir paterni (deseni) takiben, mevcut Covid-19 pandemisinde de, haberlerde, zengin şehirlilerin kırsal tatil mülkleri veya ikinci evlerine taşındığı örnekleri gördük.Bu süreçte, şehirler sefalet, banliyöler ise kırsal ve güvenli ortamlar olarak görülüyor.

Pandemi öncesinde, hijyen ve yoğunluğun zıtlığı arasındaki ilişki hakkında çağdaş araştırmaların olmaması benim ilgimi çekiyordu. Bu boşluk özellikle ilginçti, çünkü insanların kentsel yoğunluğa yönelik tutumlarının, hijyen endişelerinden etkilenebileceğini öne süren önemli bir önemli kanıtlar var. Tarihsel olarak, örneğin, yoğun yerleşimler artan hastalık riski ile ilişkilendirilmiştir. Mikroorganizmalara bağlı olarak araştırmacılar, neredeyse tüm bulaşıcı hastalıkların şehirciliğin ortaya çıkmasından kaynaklandığını iddia etmişlerdir (1).

Yoğun kentsel yerleşimler ve hastalık iletimi arasındaki ilişkinin bir sonucu olarak – halk sağlığında “kentsel ceza” olarak adlandırılan bir fenomen – şehirlerden dağılma,bulaşıcı hastalık salgınlarına bir tür etkili bir yanıt olarak görülmektedir. Orta çağın sonlarında, Avrupa şehirlerinin varlıklı sakinleri sık sık veba sırasında şehirlerden çekildiler (2,3). Benzer şekilde, Oxford Üniversitesi’ndeki öğrenciler ve öğretim üyeleri, salgın zamanlarında kırsal alanlara taşındı. Hijyen, sağlık ve kentsel yoğunluk algıları arasındaki bağlantı, şehirlerin genellikle fırtınalı ve banliyö ortamlarının daha pastoral ve güvenli olarak (4) olarak tasvir edildiği, 19. ve 20. yüzyılın başlarındaki sağlık yayınlarında (bu makaleye eşlik eden görüntüde olduğu gibi) görülebilir. Benzer bir paterni takiben, mevcut Covid-19 pandemisinde de, haberlerde, kırsal tatil mülklerine veya ikinci evlerine kaçan zengin şehirlilerin örneklerini bildirmiştir (5). Biyomedikal açıdan bakıldığında da, popülasyon yoğunluğunun influenza dahil fekal-oral ve solunum yolları yoluyla bulaşan hastalıkların bulaşma oranlarıyla pozitif ilişkili olduğu gösterilmiştir (6,7).

“Şehirlerin bulaşıcı hastalıklardan dolayı artan riskli bölgeler olarak görülebileceğine dair tarihsel ve çağdaş kanıtlar karşısında, insanların yoğunluk algıları gerçekten hijyen endişelerinden etkileniyor mu?” Bu soruya yönelik doğrudan bir araştırma yapılmaması, bu konuyu keşfetmek için bir deney tasarlamamı sağladı. Deney, “bir insanın günlük yaşamının çoğunun bilinçli niyetleri tarafından değil, bilinçli farkındalığın dışında çalışan bilinçaltı zihinsel süreçler tarafından belirlendiğini iddia eden psikoloji ve ilgili davranış bilimleri araştırmalarının üzerine kurulmuştur. (8)”

Algıları şekillendiren bilinçaltı faktörler üzerine yapılan kapsamlı araştırmamızın bir yönü, bir uyarıya maruz kalmanın diğerine olacak yanıtı etkilediği bir alan olan “ön-hazırlama” üzerine yoğunlaşmıştır. Ön-hazırlama çalışmaları, örneğin, bir şişe el dezenfektanı veya el mendilleri kullanma talebi gibi fiziksel temizlik ile ilgili bir hatırlatmaya veya “ön-hazırlanmaya” maruz kalan bireylerin, daha politik ve ahlaki olarak muhafazakar olduklarını bildirmişlerdir (9). Ön-hazırlama çalışmaları sosyal psikoloji ve ilgili davranış alanlarında neredeyse her yerde yaygınlaşmıştır, ancak kentsel bağlamları nadiren incelemişlerdir ve yoğunluk konusunu ele almamıştır. Denemem, yoğunluk algılarının, diğer pek çok sosyal, politik ve ahlaki tutum gibi, ön-hazırlama yoluyla etkilenip etkilenmediğini inceleyerek bu boşluğu ele almaya çalıştı.


Rio de Janeiro. Yasemin Olgunoz Berber/Shutterstock

Deney, davranışsal deneyler için alan sağlayan Harvard Karar Bilim Laboratuarı’nda gerçekleştirildi. İki görsel tercih anketine ve iki anlatı senaryosuna katılan 437 katılımcı deneyde yer aldı. Katılımcılar rastgele dört gruba ayrıldı. Kontrol grubundaki kişiler, farklı yoğunluk ayarlarının görüntülerini (Lincoln Enstitüsü’nün Görselleştirme Yoğunluğu Veritabanından) inceledi ve puanladı. Ayrıca mahallelerinde varsayımsal yoğunluk artışı ile ilgili soruları cevapladılar. Üç ayrı odaya yerleştirilen diğer gruplardaki katılımcılar da aynı görevleri üstlenmiş ancak hijyenle ilgili üç farklı tutuma maruz kalmışlardır. Bir gruptan soğuk algınlığı ve grip riskine bağlı soruları yanıtlamadan önce ve sonra ellerini dezenfekte etmesi istendi; bir grubun, çalışma alanlarına muz kabukları bırakıldı ve soruları cevaplamadan önce bunları çöp kutusuna atmak zorunda kaldı; ve son grup seansın başında odaya sokulmuş olan osuruk spreyine (evet, osuruk spreyi!) maruz kaldı. Bu tutumların her birinin ilkelerinin politik, sosyal tutumları ve ahlaki yargıları etkilediği gösterilmiştir ve amaç yoğunluk algılarının benzer şekilde biçimlendirilebilir olup olmadığını görmektir.


Köyceğiz/ CittaSlow

Çalışmanın bulguları, hijyen hazırlığının yoğunluk algıları üzerinde tutarlı bir etkisi olmadığını göstermiştir. Ön-hazırlama araştırmalarının geniş içeriği, şimdiye kadar test edilen neredeyse tüm algıların ve tutumların görünüşe göre hazırlanabileceğini gösterdiğinden bu sonuç şaşırtıcıdır. Yoğunluk algılarının benzer şekilde biçimlendirilebilir olmadığı tespit edilmişse de, bu algıları değiştirmek için bir dizi bilinçaltı müdahale yolu açılmış olabilir. Bu yöntem kulağa çok uzak gelebilir veya sadece bilim kurgu alanından örnekler görülebilir, ancak hükümetler ve özel şirketler henüz kentsel planlama konusunda ciddi yaklaşmamalarına rağmen, bu tür çabalara girmeye başladılar.

Hazırlama ile ilgili araştırmanın pratikte ve bazen endişe verici bir şekilde uygulanmasının birçok yolu vardır. Örneğin, kamu politikasında daha geniş çapta birçok hükümet, vatandaşların davranışlarını etkilemek için “dürtme” uygulamaya çalışmıştır. Bu bağlamda, Birleşik Krallık/İngiltere hükümeti, davranışsal araştırmaları kullanmayı amaçlayan bir Davranışsal Analiz Ekibi veya “Dürtme Birimi” kurmuştur. (10) Özel sektörde çikolatanın kokusunun insanları daha fazla kitap satın almaya motive ettiğini ileri süren araştırmalar da dahil olmak üzere, kullanıma hazır araştırmalar, şirketlerin, müşteri algılarını ve satın alma davranışlarını etkilemek için mağazalara 300’den fazla farklı koku dağıtabilen koku teknolojileri geliştirmesine yol açmıştır.


Dünyanın en kalabalık şehri/ Shibuya Crossing, Tokyo. tomlamela/iStock

Ön-hazırlama literatüründe ele alınan olguların büyük çoğunluğunun aksine, burada açıklanan deney, yoğunluk algılarının hijyenön- hazırlamasına nispeten dirençli olduğunu düşündürmektedir. Bu bulgunun önemli planlama sonuçları vardır. İlk olarak, mevcut Covid-19 salgınının insanların yoğunluktan uzak durma tutumlarını etkileyeceğine dair planlamacıların ve tasarımcıların endişelerini değerlendirmek için bir yol olabilir. Çalışma, insanların değişken yoğunluk tercihlerine sahip olmalarına rağmen, bunların hijyen ipuçlarına-dürtmelerine maruz kalınmasıyla önemli ölçüde değişmeyeceğini gösterdi. Sonuçlar, pandeminin insanların yoğunluk tercihlerini etkilemeyebileceğini düşündürse de, planlamacıların ve tasarımcıların, neden kentsel yoğunlukları değiştiren müdahalelerine tepkilerde bu kadar zorlandığını da açıklamaya yardımcı oluyorlar.

Deney, yoğunluk tercihlerinin şimdiye kadar incelenen diğer algıların çoğunluğundan daha kararlı olabileceğini kanıtlıyor. Buna bağlı olarak yoğunlukları değiştirme çabalarını şüpheyle karşılayan halkları kazanmak için daha kapsamlı çabaların çalışmalara eşlik etmesi gerekeceğini de gösteriyor. Belirli hijyen ve yoğunluk konularını göz önünde bulundurmasının ötesinde, burada açıklanan çalışma, planlama ve tasarımın davranışsal boyutlarına çok daha fazla dikkat gösterilmesini ve kentsel planlama araştırmalarında daha fazla deney kullanımı da dahil olmak üzere çeşitli yöntemleri genişletmeyi/geliştirmeyi tartışmaktadır.

Michael Hooper, Harvard Tasarım Enstitüsü’nde (GSD) Şehir Planlama Doçentidir.  “Flatulence, Filth, and Urban Form: Do Primes for Hygiene Influence Perceptions of Urban Density?” çalışması, Journal of Planning Education and Research Dergisinde yayınlandı.

(1) James C. Scott, Against the Grain: A Deep History of the Earliest States (New Haven, CT: Yale University Press, 2017).

(2) Ann G. Carmichael, Plague and the Poor in Renaissance Florence (Cambridge: Cambridge University Press, 1986).

(3) William J Courtenay, “The Effect of the Black Death on English Higher Education,” Speculum 55, no. 4 (October 1980): 696-714.

(4) Virginia Department of Health, “Scarlet fever, diphtheria, and disinfection,” Virginia Health Bulletin 1, no. 6 (1908): 216.

(5) Amanda Holpuch, “Luxury resorts face coronavirus crisis as the 1% flee cities for holiday hideaways,” The Guardian, April 4, 2020.

(6) Alirol, E., L. Getaz, B. Stoll, F. Chappuis, and L. Loutan. 2011. “Urbanisation and Infectious Diseases in a Globalized World.” The Lancet Infectious Diseases 11 (2): 131-141.

(7) Xiao, H., X. Lin, G. Chowell, C. Huang, L. Gao, B. Chen, Z. Wang, L. Zhou, X. He, H. Liu, X. Zhang, and H. Yang. 2014. “Urban Structure and the Risk of Influenza A (H1N1) Outbreaks in Municipal Districts.” Chinese Science Bulletin 59 (5-6): 554-562.

(8) John A. Bargh and Tanya L. Chartrand, “The Unbearable Automaticity of Being,” American Psychologist 54, no. 7 (July 1999): 462–79.

(9) Erik G. Helzer and David A. Pizarro, “Dirty Liberals! Reminders of Physical Cleanliness Influence Moral and Political Attitudes,” Psychological Science 22, no. 4 (March 2011): 517-522.

(10) United Kingdom Cabinet Office. 2018. “Behavioural Insights Team.” Accessed June 15, 2018. https://www.behaviouralinsights.co.uk/.

Kategoriler
atölye

Tarihe Rengini Kat Etkileşim Panosu Süreci ve Sonuçları

Tarihe Rengini Kat! çağrısı ile yola çıktığımız etkileşimli panomuz, 27-29 Nisan tarihleri arasında Heritage İstanbul Restorasyon, Arkeoloji ve Müzecilik Teknolojileri Fuarı ve Konferansları Alanında katılımcılar ile buluştu. 3 günde sektör uzmanlarının ve ilgililerinin yoğun katılımının olduğu, fuar sonunda da Kültürel Miras Sohbetleri alanında değerlendirme forumunu düzenlediğimiz “Tarihe Rengini Kat” pano sonuçlarını saydık. Türkiye coğrafyasının renkliliği ve çeşitliliği, tarih, arkeoloji ve müzecilik ile ilgili sorulan sorulara yansıdı. Alanın farklı disiplinlerinden uzmanlarının ve ilgililerinin görüş çeşitlilikleri heyecan uyandırıcı oldu.

Panodaki boş kalan yerler, Türkiye kültürel mirasından kaçırılan eser parçalarına ithaf edilmiştir.

https://www.facebook.com/sehrinesesver/videos/1489320871130004/

 

sehrine ses ver etkileşimli pano interaction board

Süreç içi gelişimi ve süreci fotoğraflardan takip edebilirsiniz. Çıkan sonuçlara dair değerlendirmelerinizi merakla bekliyoruz!

Tüm katılımcılarımıza renklerini kattıkları için, Arkeofili ekibine içerikteki katkıları için teşekkür ederiz.

 

Kategoriler
araştırma atölye data etkinlik kent şehir TASARIM

Düşlerinle Gel Beşiktaş Etkileşimli Panosu Veri Analizi Sonuçları

Şehrine Ses Ver olarak geliştirdiğimiz çeşitli alan araştırmalarından sonra, kamusal alan kullanımlarını daha detaylı değerlendirebilmek, katılımı yoğunlaştırmak, kent kullanımlarındaki görüşleri haritalayabilecek bir yöntem geliştirmek hedefiyle Düşlerinle Gel panosunu tasarladık. İnfografiklerle kenti tanımıştık, ‘yavaşla ve keşfet’ diyerek görüşümüzü zenginleştirmiştik. İnsanların daha yoğun katılacağı ve bu yoğun bilgiden tasarım yoluna girebileceğimiz bir teknik arayışı içerisindeydik. 2015 yılında Düşle Beşiktaş Festival ekibinin daveti ile kamusal alanda deneysel bir araştırma yapma fırsatımız doğmuş oldu. Öncesinde bu konuda bir altyapı araştırması yapmış olduğumuzdan bu fırsatı yakalayabildik. Hem naif, hem de insanların gönüllerine dokunabilecek bir çağrı ile “düşlerinle gel” dedik. İnsanlar önce düş kursunlar, bunun için elleriyle işlesinler ve harekete geçsinler diyerek tasarladık.

Etkileşimli pano, 2015 yılında Beşiktaş Meydanı’nda, 2016 yılında Sanatçılar Parkı’nda kuruldu ve birkaç günlük de olsa kendi örüntüsünü oluşturdu. Çeşitli yaşlardan, fikirlerden, kullanıcılardan sadece doğal yönlendirilmelerle gelenlerden büyük ilgi gördü. Analiz edilmiş içeriği yönlendiren doğru bir soru-cevap ilişkisi ve etkili bir iletişim stratejisini, el işi ile birleştirerek deneysel bir yaklaşım getirmek ana hedeflerimizden biriydi. Nitekim insanlar bu motivasyonumuzu yakalayarak güven duydu ve el birliği ile panoyu her gün bir kere daha renklendirdi. Toplam 403 katılım yapılan panodaki cevapları, her kişisel cevabı değerlendirebilecek şekilde gün sonunda tek tek saydık. Nadasa bıraktığımız verilerimizi yakın bir zamanda tekrar çıkararak analiz etmeye başladık ve değerlendirdik.

İki sene üst üste yapılan çalışmada, öncelikle tekil sorular üzerinden bir oranlama yaptık. Sonrasında çapraz ilişkiler kurarak anlamlı yorumlamalar çıkabiliyor mu diye analiz ettik. Kentte açık verinin herkese ulaşabilmesi hedefi ile tüm verileri paylaştığımız analiz çalışmamıza, okuyucularımızın veya katılımcılarımızın katkı sunmasını bekliyoruz.

Öncelikle 2015 yılında Beşiktaş Özgürlük Meydanı’ndaki katılımcılarımızın görüşlerini derledik:

sehrinesesver düslerinlegel

Çalışmamıza 2016’da katılanların %43’ü Beşiktaş’ta oturuyor, %20’si Beşiktaş’ta çalışıyor/okuyor, %37’si ise Beşiktaş’ı kullanıyor. Görüşülen kişilerin yarısından fazlasının 18-25 yaş aralığında, kalan %47’nin ise çeşitli yaşlardan olduğunu görüyoruz. Beşiktaş’ta oturanların %7lik bir kısmının sakini oldukları semtte 8 saatten daha az zaman geçirmesi bize dikkat çekici gelen bir oran. Çok çalıştıklarından mı, yoksa çok gezdiklerinden mi eve ulaşamıyorlar dersiniz? Hem deniz yolu, hem de köprü yoğunluklarını karşılayan bir ulaşım aktarım bölgesi olması sebebiyle, Beşiktaş’ı kullananlar çok çeşitli zaman aralıklarını bu ilçeye ayırdıklarını belirtmişler. Sadece yarım saatlik bir kullanım yapanların %10luk bir dilimde olması, ilçe çok büyük olsa da bu soruyu merkez aktarma alanları üzerinden değerlendirdikleri izlenimine yol açtı. Alandaki ulaşım yöntemi olarak 30%lik bir yürüyüş oranı, sosyal-kültürel ve ekonomik ihtiyaçların yürüyüş mesafesinde rahatça karşılanabildiğini gösteriyor. Asıl dikkat çekici olan ise toplam %60lık bir toplu taşıma kullanımı! Özel araç kullananların duraklama yapıp festivale katılmadıklarını göz önüne alsak bile, alan kullanımı açısından diğer bir dikkate değer veri olarak bunu kabul edebiliriz. Bu kadar yoğun kullanımlı toplu taşıma ve bekleme alanları acaba yaşayanların servis ihtiyaçlarını karşılayabiliyor mu? Ya da ilçe genelinde, yaya ve toplu taşıma dostu olma konusunda neler sunulabilir? Bu konuyu da birden ona kadar aralıkta (10 en yüksek memnuniyet puanı) değerlendirilen memnuniyet soruları ile çapraz değerlendirebiliriz. Bu sorularda görülüyor ki, ulaşım rahatlığı konusunda yüksek olmayan, ortalama bir memnuniyet durumu var. Özel işlevlendirilmiş yollar (kaldırımlar, engelli, bisiklet yolları vb.) konusu ise, bizim pano başında iken de çok dikkatimizi çekecek şekilde düşük puanlanan bir seçenek oluyor.

Yukarıdaki tabloda memnuniyet sorularına verilmiş yanıtların ortalamalarını ve dağılımlara dair bazı temel bilgileri görüyoruz.  Ortalama değerlere baktığımızda “”özel işlevlendirilmiş yollar” sorusunun en düşük puanı almış. 5,190 değeri en düşük değer olsa da, bu konuda tam bir memnuniyetsizlik / yetersizlik düşüncesi olduğundan bahsetmek güç. Değer, 5’in altına düşerek net bir memnuniyetsizlik ifadesine dönüşmemiş. Meseleye böyle baktığımızda sorulan hiçbir soruya açık bir memnuniyetsizlik ifadesiyle yaklaşılmadığını görüyoruz. Ortalama olarak en yüksek skorun ise “Beşiktaş yaşanabilir bir semt mi?” sorusuna verilmiş olduğunu görüyoruz.  8.118 ortalama değeri bu konuda oldukça net bir tavrı işaret ediyor.

“Beşiktaş’a ulaşım rahat mı”, ” Beşiktaş’taki sokak sanatları” “Beşiktaş’ta kendimi güvende hissediyorum”, “Beşiktaş güzel ve estetik bir semt”, “Beşiktaş yaşanabilir bir semt” ve “Beşiktaşlı hissediyor musun” sorularına en çok verilen yanıtın (mod) 10 olduğunu görüyoruz. Ortalama değerlerin yanı sıra bu bilgi de sorulan sorulara dair genel bir memnuniyet halini ifade ediyor. Bu bağlamda ortalama değeri en düşük soru olan “özel işlevlendirilmiş yollar” sorusuna baktığımızda, en sık verilen yanıt olarak 1 değeriyle karşılaşıyoruz. Bu soruya yanıt veren kişilerden, 27’sinin 1 yanıtını vermiş olduğunu görüyoruz.

Sorulara verilen yanıtların çeşitliliğini, ortalama değere göre nasıl dağıldığını incelediğimizde en yüksek çeşitliliğin “özel işlevlendirilmiş yollar” sorusunda gerçekleştiğini, en düşük çeşitliliğin ise “ışıklandırma, aydınlatma” ve “Beşiktaş yaşanabilir bir semt mi?” sorularında gerçekleştiğini görüyoruz.

give sound of your city besiktas istanbul

Yaşa göre memnuniyet sorularının değerlendirilmesi

Daha sonra verideki yaş dağılımını gruplayıp veriyi daha anlamlı kılmak ve daha sağlıklı analizler yapabilmek adına 25 yaş üstü ve altı olmak üzere tekrar baktık. Katılımcılarımızın %68’inin 25 yaş altı, %32’sinin de 25 yaş üstü olduğunu gördük.

SEHRİNESESVER interactive board

Çapraz tablolarla, bir değişkene bağlı olarak memnuniyet puanlarının değişimine de bakmak istedik. Yaş değişkenini bu şekilde çalışmak için 25- ve 25+ olarak değiştirdik (grupladık). Bu yeni gruplama sonucunda memnuniyet sorularına verilen yanıtların ortalama değerleri üstteki slaytta yer alıyor. Yaş gruplamasına göre en yüksek fark “sahil şeridi” sorusundaydı. 25- kesimin bu soruya verdiği ortalama yanıt 6,43 iken 25+ kesimin ortalaması 5,10 idi. Bu analizde istatistiki olarak anlamlı farkların çıktığı sorular, sahil şeridi dışında, “özel işlevlendirilmiş yollar”, “aktivite mekanları” ve “tasarımlar ve tarihi yerler” sorularıydı. Bu sorulardan sadece “tasarımlar ve tarihi yerler” sorusuna 25+ kesim, 25- kesime göre daha yüksek puan vermişti. Bundan da alanların yaş gruplarının eşit kullanımını yüreklendirecek şekilde tasarlanmadığı yorumuna varabiliriz.

sehrinesesver düslerinlegel

Beşiktaş’ta olma haline göre memnuniyet sorularının değerlendirilmesi

Tabloyu incelediğimizde sorulan sorulara en yüksek memnuniyetli yanıtların Beşiktaş’ta oturanlardan gelmiş olduğunu görüyoruz.  Bu bağlamda Beşiktaş’ta oturanlar, aynı zamanda Beşiktaş’tan en çok memnun olanlar.

Üç soruda Beşiktaş’ta oturanların diğer gruplara göre en düşük puanı verdiğini görüyoruz.

  • Sahil şeridini verimli kullanabiliyor mu?
  • Etkinlik mekanları – imkanları yeterli mi?
  • Kültür yapıları yeterli mi?

Bu sorular, Beşiktaş’ta yaşamayan gruplar tarafından daha yüksek puanlanırken, Beşiktaş’ta yaşayanlar tarafından daha düşük puanlanmış.

Bu durum Beşiktaş’ta yaşamayanların Beşiktaş’la kurdukları sahil, etkinlik ve kültür ilişkisinin tatmin ediciliği üzerine fikir vermektedir.  Beşiktaş’ta yaşayanlar bu üç başlık bağlamında daha sınırlı bir tatmin içindedir.  Beşiktaş’ta yaşamayanların, Beşiktaş’la kurdukları ilişkinin bu üç başlıkta görece sınırlı olması da bu tatmin farkını açıklayabilir.

Yukarıdaki tablo ve grafik yardımıyla Beşiktaş’ta oturmayanların en yüksek puanı verdikleri soruları da okumak anlamlı olacaktır.  Sokak sanatları sorusuna en yüksek puanı verenlerin Beşiktaş’ı kullananlar olması gibi.

Beşiktaş’ta oturanlar, Beşiktaş’ı kullanan ya da orada çalışan-okuyanlara göre anlamlı derecede kendilerini daha fazla Beşiktaşlı hissediyorlar. Bu anlamda kendisini en az Beşiktaşlı hisseden grup Beşiktaş’ı kullananlar.

give sound of your city beşiktaş

2016 yılında Düşlerinle Gel Beşiktaş etkileşimli panomuzu Çiçek Festivali kapsamında Sanatçılar Parkı’na kurduk ve oradaki katılımcılarımızın görüşlerini derledik:

sehrinesesver 2016 çiçek festivali

2015-2016 karşılaştırma tablosuna baktığımızda değerlerin yapısında benzer bir örüntü görüyoruz. Özel işlevlendirilmiş yollar yine memnuniyet olarak en düşük puanı alırken, “Beşiktaş yaşanabilir bir semt mi?” sorusu yine en yüksek puanı alıyor.

Bu bulguyu aslında başlı başına çok değerli ve heyecan verici olarak görüyoruz. İlk araştırmanın temel örüntüsünün devam etmesi, süreç aşamaları ile deneysel olan bu çalışmamızın sürdürülebilirliği açısından bize azim katıyor.

Karşılaştırma tablosunda ilk göze çarpan veri, 2016 puanlarının 2015 puanlarından neredeyse her soruda daha düşük olması. Sadece yeşil alanlar sorusunda bu anlamda olumlu bir fark var. 2016 değeri, 2015 değerinden daha yüksek… Bunu da 2016’da bir parkın tam içinde olmamıza ve kullanıcıların parktan yararlanma halinin yüksek olmasına bağlayabiliriz.

sehrinesesver 2016 çiçek festivali

sehrinesesver_besiktas_düslerinlegel kültür sanat

SEHRİNESESVER interactive board

SEHRİNESESVER interactive board

Mümkün olduğunca çeşitli görüşlerin aktarılmasına çalıştığımız Düşlerinle Gel panosunu, iki farklı, sene iki farklı alanda kurduğumuzda karşımıza çıkan sonuçlar bu şekilde oldu. Bu süreçte, sorunun insanları yönlendirme kabiliyetini daha iyi anladık. Örneğin, ön araştırmalarını yaparak özel işlevlendirilmiş yolların bir değer olarak öne çıkarılması, ya da yollardaki aydınlatmaların güven duyumu ile ilişkisi gibi. Belki bizi en az, birçok insanı ise en çok şaşırtan katılım yoğunluğu oldu. Gördük ki insanlar yaşadıkları, kullandıkları alanlar ile ilgili kendilerine danışılmasını bekliyorlar. Yine anladık ki, kapıdan yapılan kurum anketleri bu konuda çok yetersiz. Özellikle de yeşil alanların kullanımı konusunda ilçe belediyesi üst düzey bir verimlilik sunduğunu savunurken, kullanıcıların ortalama bir beğeniye sahip olduklarını aktarmaları, eminiz ki ilçe belediyesini şaşırtacaktır. Buna ek olarak, panoyu kurduğumuzdan itibaren katılım gösteren, panoya sahip çıkan sokakta yaşayan çocuklarının aydınlatmalar ve sokak tasarımları ile ilgili olumsuz geri bildirimleri, bu yerleri tasarlarken “kimin için?” tasarlandığı sorusunu bize sordurdu.

Kentte her bireyin kullanım hakkı olan kamusal alanlarda daha yenilikçi stratejiler, iletişim kanalları, katılımcı tasarımlar beklendiği açık. İstanbul gibi koca bir şehrin bir parçası olan Beşiktaş’ta yaptığımız bir çalışmada, orada yaşayanların fikirleri, görüşleri ile zenginleşen bir süreç ilerlettik. Bu akışta çeşitli disiplinlerden oluşan Şehrine Ses Ver ekibimizle, sivil toplum kuruluşları tecrübesi olanlar,  tasarım ve iletişim ile ilgilenenler, sosyal bilim dalları ile uğraşan kişilerden çok değerli katkılar edindik. Beşiktaş’taki ritime ve düşlere kulak verdik. Bir sonraki basamak, düşlediğimiz alanları benzer bir süreçle tasarlayarak hayat vermek olacak.

Kategoriler
araştırma etkinlik kent

bomonti keşif ve infografik atölyesi sunumları

sehrinesesver2_cover-1

bomontiada tarihin ve mirasın izini sürüyor, “Köklerin Hikayesi”nin peşine düşüyor. Sakini olduğu semtin geçmişiyle bağlarını güçlendirmek ve farklı kültürlerin miras sofralarını bir araya getirmek için, 2016 yaz aylarında Şehrine Ses Ver ile Bomonti semt dokusuna özel bir atölye düzenlendi. Atölye sonucunda çıkan ürünler 1 Ekim Cumartesi günü saat 17.00da bomontiada avluda Bomontililer ve ilgili kişilerle tartışılacak.

Kentte ortak üretim kültürünü oluşturan ve yaygınlaştıran sosyal tasarım girişimi Şehrine Ses Ver, Haziran ayında Bomonti’nin çevresel, mimari ve üretim süreçlerini inceleyen bir keşif ve infografik atölyesi gerçekleştirdi. Bomonti’nin geçmişten günümüze köklerini araştırmak için seçilen beş konu; yapısal dönüşüm, sanayi, kamusal alanlar, rotalar ve potansiyel kesişim alanları olarak belirlendi. Ekiplerle ilk haftasonu çalışmasında altyapı oluşturacak veri analizleri, infografik ve iletişim stratejileri ile Bomonti tarihi, dönüşümler ve kültürel kimlikleri ile ilgili bilgiler paylaşıldı. Bomonti’nin ilk sanayi fabrikaları süreci, 1973 köprü inşaatı süreci ve Bomonti tüneli sonrasındaki dönüşümleri ele alındı. Alanın kent içi küçük sanayi kimliği ile yıllarca İstanbul’un merkez noktalarından birinde olması, sosyal yapıları ile birlikte tartışıldı. Kentsel tasarımın toplumsal ilişkileri de tasarladığı, alanın coğrafi potansiyellerinin sanayi hafızasındaki yeri değerlendirildi.

Disiplinlerarası oluşan ekipler, edindikleri altyapı bilgileri, bilimsel yayın araştırmaları ve çevre sakinleriyle görüşmeler ile Bomonti’yi dört bakışta ele aldılar. Sonucunda, görsel anlatım tasarımları ile birlikte semtin arşivi, dönüşümü ve kesişim alanları ile Bomonti’ye ses verdiler.

Atölye yürütücüleri: Merve Akdağ Öner, Kemal Şahin, Ersan Avcı

YOL YOK : Burcu Akbaba, Başak Nur Vanlıoğlu, Melih Fırat Ayaz
Böyleyken böyle başlıklı çalışmada, sosyal ve yapısal dönüşümlerin birbiri ile ilişkisi irdeleniyor.
9.20 : Gamze Yaşar, Ferhat Akbaba, Alperen Bal
Video çalışmasında, Bomonti’deki sosyo-ekonomik dönüşümün gösterimi yapılıyor.
İZ : Ezgi Güler, Anıl Emmiler, Gözde Karahan
Bomonti’nin değişimi çalışmasında, geçmişten günümüze ayrıntılı harita analizleri sonucunda çıkan veriler görselleştiriliyor.
AKS : Elif Kadayıf, Enes Emin Bahadır, Melike Üresin
Bomonti’de alan çalışması yapan ekip, alanın kullanım çeşitlilikleri üzerinden kesişimlere odaklanıyor. bomontiada’nın bir buluşma noktası olma halini tartışmaya açıyor.

bomontiada and şehrine ses ver has organized a workshop about Bomonti in the summer months. In the workshop, interdisciplinary groups have worked on site about characteristics, transformations and social-economic realities. The studies designed into infographics and visualizations. The presentations will be in bomontiada at 1st of October 2016. 

YOL YOK_ The group has the history of buildings and people movements. They will mention about the site and minority people movement on a map illustration.

9.20_ They have the topic of transformation of Bomonti in years about buildings and constructions related with economy.

İZ_ They studies a history line of area with a very detailed map and percentage analyses. A lineer infographic and 5 streets with old and new stories&lifes&usages.

AKS_The topic is intersections of people. With an area perseption and mind research, they design a quick play Which characters use which route and what are the intersections? How bomontiada will have a role to be multicharacters meetings point.

Kategoriler
atölye kent

bomontiada Keşif ve İnfografik Atölyesi Süreci

bomontiada keşif ve infografik atölyesi, 4 Haziran cumartesi günü başladı. Başvurulardan seçilen 4 ekip ile başlayan çalışmalarda tanışma ve çalışma etiği anlatıldıktan sonra, katılımcılar atölyeden beklediklerini dile getirdiler. Disiplinlerarası etkileşim, tasarım ve iletişim yöntemleri ile kamuya yararlı ortak bir iş üretmek ilk sıralardaki beklentiler oldu. 4 farklı üniversiteden, 9 farklı bölümden, 50% öğrenci 50% mezun olan katılımcılar, yürütücü ekip ile atölye ortamını beslediler.

Bomonti’nin geçmişten günümüze köklerini araştırmak için seçilen beş konu; yapısal dönüşüm, sanayi, kamusal alanlar, rotalar ve potansiyel kesişim alanları olarak belirlendi. Konular hakkında yapılan sunuşlarla alanın farklı yönleri, değişimleri ve dönüşümleri tartışıldı.

 

Ekiplerle ilk haftasonu çalışmasında veri analizleri, infografik ve iletişim stratejileri ile Bomonti tarihi, dönüşümler ve kültürel kimlikleri ile ilgili bilgiler paylaşıldı. Bomonti’nin ilk sanayi fabrikaları süreci, 1973 köprü inşaatı süreci ve Bomonti tüneli sonrasındaki dönüşümleri ele alındı. Alanın kent içi küçük sanayi kimliği ile yıllarca İstanbul’un merkez noktalarından birinde olması sosyal yapıları ile birlikte ele alındı. Kentsel tasarımın toplumsal ilişkileri de tasarladığı, alanın coğrafi potansiyellerinin sanayi hafızasındaki yeri değerlendirildi.

Ekipler ilgi duydukları konulara yönelerek bu konularda detaylı çalışmalara başladılar.

bomonti_1 (5)

9.20 EKİBİ : Gamze Yaşar, Ferhat Akbaba, Alperen Bal

Yürütülen atölye kapsamında İstanbul’un eski sanayi yerleşimlerinden biri olan Bomonti bölgesini ele alıyoruz. Biz de grup 9.20 olarak bu çalışmaya “Yapı” kategorisinde katkı sunmaya çalışıyoruz. Bomonti, İstanbul’un tam merkezinde yer alan, bunun dışında da kendine has pek çok özellik barındıran özgün bir alan. Gerek sınıfsal, gerekse demografik yapısıyla da ilgi çekici. Şimdi ise yeniden önemli bir değişim ve dönüşüm sürecinin içinde.
Atölye bu noktada bu dönüşümü ve niteliğini incelemek açısından önemli bir yerde duruyor. Biz de bölgenin mevcut ve muhtemel dönüşümünü incelerken,hem geçmişten günümüze bölgedeki yapıların fonksiyonel değişimlerine odaklanıyor, hem de yapıların mevcut durumlarını kategorilere ayırıyoruz. Bu noktada günümüzdeki değişimin “ikonları” haline gelebilecek “Hilton, Anthill, MSGSÜ, Bomonti bira fabrikası” gibi kendi içinde de kategorilendirilebilecek binaları detaylıca inceleyerek bu dönüşüm hakkında fikir sahibi olmaya çalışıyoruz. Ayrıca bölgedeki gecekondular, metruk yapılar, hala işleyen sanayi binaları ile bu yeni durumun ikonlarının ilişkisini de inceleyerek Bomonti’de gerçekleşen dönüşümün mahalleye yansımalarının izini sürüyoruz. Günümüzdeki öneminin yanı sıra geçmişi de hayli önemli olan ve bugün pek çok yenilikle birlikte, pek çok kontrasta, çarpıklığa sahip olan bu bölgenin geçmişine ve geleceğine ilişkin çalışma yapmanın atölyenin başından bu yana bizi oldukça heyecanlandırdığını söylemek mümkün.

bomonti_1 (8)
İZ EKİBİ : Ezgi Güler, Anıl Emmiler, Gözde Karahan

İz grubunda, iki şehir plancı ve bir iletişim tasarımcısıyız. Atölye öncesinde üçümüz de Bomonti’ye dair farklı noktalardan küçük detaylar biliyorduk. Bomonti’yi keşfetmek ve bu süreçte tarihi boyunca yaşadığı değişimlerin izini sürmek çalışmamızın temelini oluşturdu. Grup ismimiz bu şekilde ortaya çıktı. Projenin ilk başında bölgede yaşanan dönüşümü ele almaya karar verdik. Dönüşümü incelemek ise bizi değişen değerler, oluşan veya daha da belirginleşen sınırlar ve tüm bunların ortasında bölgesel odaklara götürdü. Bomonti konumu nedeniyle doğal, fiziksel ve sosyal açıdan çok fazla bileşeni ve sınırlayıcıyı barındıran bir mahalle.Tarihsel süreçte, Bomonti’de değişen bağlantıları, kesişim noktalarını, açık ve yeşil alanları ve yapıların sokaklarda yaratttığı etkileri (yükseklikler, sokak genişlikleri, yapısal etkenler vb.) inceleyerek sokaktaki hikayelerin izlerini sürmeye başladık. Çalışma alanı ve yakın çevresinde 5 bölge olduğunu farkettik. Bomonti içerisinde hareket etmek, çevre ile iletişime geçmek için çok kullanılan sokak sayısı da 5 olunca proje adımız da “Beşi bir yerde” oluverdi. Projede, Bomonti’nin 5 farklı sokağının hikayesinin izlerini bulmayı hedefledik.

bomonti_1 (4)

YOL YOK EKİBİ : Burcu Akbaba, Başak Nur Vanlıoğlu, Melih Fırat Ayaz

 

Planlama, sosyoloji ve grafik tasarım öğrencilerinden oluşan bir grup olarak, bize, kentsel mekanı anlamayı ve anladığımızı infografik yöntemiyle yalın, basit bir şekilde insanlara aktarmayı öğrenme imkanı sunan böyle bir atölye çalışmasında yer aldığımız için oldukça mutluyuz. Farklı kültürlerin bir arada yaşadığı ve İstanbul’un en önemli endüstriyel miras yapılarından biri olan Bomonti Bira Fabrikası’na ev sahipliği yapan ve Bomonti semtini konu alan bir çalışma bizi çok heyecanlandırdı.

Grup olarak, Bomonti’de 20. yüzyılın ikinci yarısından bu yana süren dönüşümünün sosyo-mekansal boyutunu inceleme alanı olarak seçtik. Bu kapsamda, tarihsel anlamda semtin karakterini oluşturan iki önemli demografik unsur olarak etnik yapı ve işçi sınıfını ele aldık. Bu iki demografik unsuru, mekansal ölçekte yarattığı etkiler (fabrikalar, işçi konutları, kiliseler vb.) üzerinden değerlendirdik. 80’li yıllarda küresel ölçekte yaşanan iktisadi dönüşümlerle paralel bir şekilde Bomonti’de sanayi üretiminin yerini hizmetler sektörüne bırakmasının mekansal ölçekte ve semte yeni dahil olan kesimlerin de sosyal yapıda yarattığı dönüşümü ele aldık. Semt sakinlerinin yanı sıra Bulgar, Gürcü, Fransız Katolik, Rum ve Ermeni kiliseleriyle görüştük, semtin tarihsel serüvenini onlardan dinledik, günümüzdeki dönüşüm süreci hakkında değerlendirmelerini aldık.

Bu sürecin sonunda, tarihsel anlamda Bomonti’deki farklı demografik öğelerin kentsel mekana etkilerini ve sonrasında yaşanan sosyo-mekansal dönüşümün Bomonti’ye etkisini aktaracak olan keyifli bir infografik çalışmasına imza atmayı hedefliyoruz.

bomonti_1 (3)

AKS EKİBİ : Melike Üresin, Elif Kadayıf, Enes Emin Bahadır

İlk gün Bomonti Bira Fabrikası’nda atölyede buluştuk. Atölye çalışmasına tanışarak başladık. Herkesin farklı disiplinlerden olması hepimizi heyecanlandırmıştı. Gruplar belirlendi. Biz üç kişi; endüstriyel tasarımcı, şehir plancısı ve peyzaj mimarı olarak bir grup olduk. Atölyedeki konu başlıklarıyla ilgili bilgilendirildik. Yürütücülerimiz; veri kavramları, analizi ve infografikle ilgili bir sunum yaptılar. Daha sonra Bomonti bölgesi ve Bomontiada oluşumunu gözlemlemek için alan gezisi yaptık. Atölyeye dönüp Bomonti bölgesinin ve bu alandaki dönüşümün süreciyle ilgili bilgi alıp, tüm ekip aramızda tartıştık. Daha sonra grup olarak toplandık ve Bomonti bölgesindeki gözlemlerimizi paylaşırken konu başlığı olarak rotaları incelemeye karar verdik. Alt başlığımız da kullanıcı profillerini incelemekti. Atölyedeki yürütücülerimizin daha önce yapılan kentsel atölyelerle ilgili sunumlarından sonra, konumuz daha da belirginleşti. Bomonti bölgesinde yaşayan ya da bölgeye dışarıdan katılan kullanıcı profilini araştırıp, farklı yaş grubu, meslek grubu ya da sosyo-ekonomik duruma göre hangi rotalar kullanılıyor ya da kullanılmıyor, hangi sokaklarda insanların yolları kesişiyor ya da hiç kesişmiyor bunu gözlemlemek için sokağa çıkacaktık, insanlarla konuşacaktık. Bunun için de ilk olarak bölgedeki odak noktalarını belirledik. Üç araştırma metodu geliştirdik; ilki, kullanıcı profili anketiydi, bu anket bizim kullanıcıları alt baslıklar altında kategorize etmemize yardımcı olacaktı. İkincisi, elimize aldığımız haritalara kullanıcıların kullandıkları rotaları çizdirmekti. Sonuncusu ise Bomonti içinde adres tarif edilirken hangi yapı ya da noktalar referans noktası olarak algılanıyor bunu analiz etmekti. Elde edeceğimiz bütün veriler bizi kentsel dönüşüm ve organik yapılaşma sonrası oluşan rota ve referans noktalarına götürecekti. Grup ismimizi de rota ve izlenen yol kavramlarıyla ilişkili olan “aks” olarak kararlaştırdık ve grup logomuzu tasarladık.

Sokağa çıkmadan önce bu kadar çok hikaye duymayı beklemiyorduk, ilk durağımız olan Bomonti antika pazarında tezgah açanlar ve alışverişe gelenlerle sohbet şeklinde hikayelerini dinledik. Çok keyifliydi, farklı profilden insanlarla konuşma imkanı bulduk. Bu çalışmamız haftasonu Bomonti kullanıcı profilinin gözlemiydi. Hafta içi de Bomonti’nin farklı kısımlarına gidip anket ve rota çalışmalarımızı yaptık, gezimiz sırasında bira fabrikasının eski bir çalışanına, rezidans sakinine, evinin kapısının önünde örgüsünü ören gecekondu sahibine ve pazara alışverişe gelen bir mimar gibi çok farklı profilden insanlara rastladık. Veri topladıkça zihin haritalarımızı çizdik.

Yaptığımız çalışmayı infografik bir dille aktardıktan sonra, Bomonti bölgesindeki kentsel dönüşümün yarattığı rotalar ve rotaların arkasındaki hikayeleri, sahipleriyle birlikte açıklayan toplu bir veri aktarımı sağlayabileceğimize inanıyoruz. Sadece gönüllülerle dolu bir atölyede çalışmak ve civardaki insanlarla iletişime geçmek, onların değerli hikayelerini dinlemek çok keyifliydi!

Atölye yürütücü ekibi Merve Akdağ Öner, Kemal Şahin ve Ersan Avcı ile katılımcı ekipler, hafta boyu sürecek çalışmalardan sonra 11 Haziran Cumartesi saat 17.00da açık atölye forumunda konuları tartışmaya açacaklar. İlgili herkes bomontiada’da yapılacak açık foruma katılabilir.

 

Kategoriler
atölye

Bomontiada Keşif ve İnfografik Atölyesi Katılımcılar ve Program

Şehrine Ses Ver ile kültürler arası ve disiplinler arası etkileşimi hedefleyen bomontiada‘nın ilk keşif ve infografik atölyesine bu haftasonu başlıyoruz. Tarihsel, yapısal ve kültürel katmanları çok geniş olan alandaki yapacağımız atölyede, bu izleri bulmayı, ortaya çıkarmayı ve etkileşimlerini tasarlamayı hedefliyoruz.

“Köklerin Hikayesi” başlıklı bir dizi etkinlik planlanan bomontiada’da tarihin ve mirasın izini sürüyoruz. Semtin geçmişiyle bağlarını güçlendirmek ve farklı kültürlerin miras sofralarını bir araya getirmek için, Bomonti semt dokusuna özel bir hafta sonu düzenliyor. Etkinlikler için detaylı bilgiye Köklerin Hikayesi sayfasından erişebilirsiniz. Merve Akdağ Öner, Kemal Şahin ve Ersan Avcı’nın önderliğinde; Prof. Dr. Salih Ofluoğlu ve bomontiada Yaratıcı Komitesi’nin danışmanlığıyla yapılacak çalışmalarda semtin yerel karakteristikleri incelenecek. Katılımcılar ve konu ile ilgililer, 11 Haziran günü düzenlenecek açık forumda Bomonti sakinleriyle bir araya gelme fırsatı yakalayacak.

Yoğun ilgi ile karşılanan Keşif ve İnfografik Atölyemiz için tüm başvuranlara teşekkür ediyoruz. Atölye katılımcılarımızı belirlenen gün ve saatlerde programa katılmak üzere heyecanla bekliyoruz.

Keşif ve İnfografik Atölyesi Katılımcıları

Bireysel Başvurulardan Katılımcılar

Ezgi Güler, İstanbul Teknik Üniversitesi, ŞBP (mezun), Kentsel Tasarım (YL)

Anıl Emmiler, Yıldız Teknik Üniversitesi, İletişim Tasarımı (öğrenci)

Melike Üresin, İstanbul Teknik Üniversitesi, Peyzaj Mimarlığı (YL)

Gözde Karahan, Yıldız Teknik Üniversitesi, Şehir ve Bölge Planlama (mezun)

Elif Kadayıf, Anadolu Üniversitesi, Endüstriyel Tasarım (mezun)

Enes Emin Bahadır, Yıldız Teknik Üniversitesi, Şehir ve Bölge Planlama (YL)

Ekip Başvurularından Katılımcılar

Ekip 1

Burcu Akbaba, MSGSÜ, Sosyoloji (öğrenci)

Başak Nur Vanlıoğlu, MSGSÜ, Grafik Tasarım (öğrenci)

Melih Fırat Ayaz, MSGSÜ, Şehir ve Bölge Planlama (öğrenci)

Ekip 2

Gamze Yaşar, MSGSÜ, Şehir ve Bölge Planlama (öğrenci)

Ferhat Akbaba, MSGSÜ, Grafik Tasarım (öğrenci)

Alperen Bal, MSGSÜ, Mimarlık (öğrenci)

Tüm başvuru yapanlar 11 Haziran’da yapılacak açık foruma davetlidir.

  • Çalışmaların başlaması: 4 Haziran 2016 saat 10.00, bomontiada, İstanbul (5-11 Haziran’da çalışmalar devam edecek.)
  • Sunumlar ve açık forum: 11 Haziran 2015 Cumartesi saat 17.00

 

ÇALIŞMA KONULARI

* YAPI (Kütlesel, ekonomik ve sosyo-kültürel yapıların etkileşimi)

– Bomonti Fabrikası

– Çevresel yapılar (İski Lojmanı ve Su Deposu, Osmanbey Konakları vb)

– Parklar, mezarlıklar

– Dönüşüm, doku değişimi

* SANAYİ

– Üretim Sektörünün Dönüşümü

– Perpa / Osmanbey arasında olmak

– Fabrikalardan dönüşümler

* ROTALAR

– Mahalledeki kullanıcı profilleri çeşitlilikleri, rotaları, kesişimleri

* KAMUSAL ve YARI KAMUSAL ALANLAR

– Parklar, bahçeler, mezarlıklar, açık alanlar

* POTANSİYEL ANALİZLERİ

– Şehircilik ölçeğinde çevresel kullanımlar, akslar, sosyal odaklar, kesişim potansiyelleri

 

TAKVİM

Bülten ve websitelerinden duyuru: 25 Mayıs 2016

Seçilen ekiplerin duyurulması:        30 Mayıs 2016

Çalışmaların başlaması:                   4 Haziran 2016 (5 ve 11 Haziran’da atölye devam eder.)

Sunumlar ve forum:                          11 Haziran 2015 saat 17.00 bomontiada

 

  1. çalışma günü // 4 Haziran

10.00 – 11.00     Tanışma, konu tanıtımları

11.00 – 12.30     Veri kavramları ve analizi, infografik

13.00 – 14.00     Alan gezisi ve ekiplerin oluşturulması

14.00- 14.45      Yer-Hafıza-Antropoloji ilişkileri

15.00- 15.30      Ekiplerin Oluşturulması

15.15 – 16.30     İnfografik, bilgi görselleştirme ve örnekler

17.00 – 18.00     Konu seçimleri, beyin fırtınası, ekiplerin sunumları

  1. çalışma günü // 5 Haziran

10.00 – 11.00     Senaryo, hikayelendirme ve iletişim araçları

11.00 – 12.30     Eskiz çalışmaları, ekiplerin sunumları

13.30 – 14.15     Bomontiada, kentli yaşamı, tasarım ilişkisi sunumu

14.30 – 15.30     Ekiplerin çalışmaları

15.30 – 16.30     Ekiplerin sunumları

  1. çalışma günü // 11 Haziran

10.00 – 10.30     Veri ve çalışma değerlendirmeleri

11.00 – 12.30     Grafik iletişim ve senaryo çalışmaları

13.30 – 15.30     Ekiplerle birebir çalışmalar

14.30 – 15.30     Ekiplerin sunumları

15.30 – 16.30    Ekiplerin çalışmaları

Sunumlar ve forum // 11 Haziran

17.00-18.00    Ekiplerin sunumları üzerinden  herkese açık atölye forumu

 

Kategoriler
araştırma kent TASARIM

Zanaatin Algoritması

İstanbul Teknik Üniversitesi öğretim görevlilerinden Zeynep Ataş ve Nizam Sönmez, Mardin Artuklu üniversitesinde stüdyo öğrencileri ile birlikte bir araştırma ve üretim süreci gerçekleştiriyor. Kolektif bir çalışma olan “Zanaatin Algoritması” zanaatleri derinlemesine araştırıp bir algoritma üretmeyi deniyor. Kentin Girdapları isimleri bloglarında ise proje stüdyosunda gerçekleştirdikleri projeleri paylaşıyorlar.
Grup, zanaat süreçlerini görselleştirerek zanaatleri bir sisteme oturtmayı hedefliyor. Çalışmanın ikinci aşamasında ise bu süreçlerden 90 saniyelik birer film üretilecek. Ekip, yaptıkları çalışmayı şu şekilde tanımlıyor:
“Zanaatin Algoritması”, “Bişey Dönüştüren Stüdyo” adını verdiğimiz, Mardin Artuklu Üniversitesi’nde bir dönem sürecek bir kolektif araştırma ve üretim sürecinin parçası, hazırlığı ve yan işi olarak kurgulandı. Stüdyoda araştırdığımız konular mekanı-mekanda-mekansal hesaplama / fiziksel hesaplama / yapma etme kültürü gibi başlıklardan zanaatlere uzanana bir aralıkta yer alıyor. Kentteki tetikleyiciler ve etkileşim süreçlerinin yanısıra öngörülemeyeni de barındıran sistemler tasarlayarak kentte mevcut mekanı gerçek zamanlı, fiziksel ölçekte hesaplama üzerinden yeniden üretmeyi hedefliyoruz. Mekandaki akış, döngü ve sistemlerin ve bunların etkileşerek birbirlerini dönüştürme potansiyellerinin yani kentin girdaplarının keşfedilmesi yoluyla mekanı dönüştürmek için, önerilen sistemin bilgisi üzerine arama, anlama, kaydetme, anlatma ve üretme denemeleri yapıyoruz. Amacımız tasarıma dair bir zanaatkarlık ile olası prototip ve birebir uygulamaları gerçekleştirmeye yönelik imalat becerisini yanyana kullanmak.
“Zanaatin Algoritması” işi zanaatleri derinlemesine araştırırken, bir algoritma üretimi denemesi olarak da dolaylı yollarla “Bişey Dönüştüren” önerilerinin sistem bilgisini oluşturmaya destek oluyor. İlk aşamada bir zanaatkar ile tanışılması, zanaatin incelenmesi, çözümlenmesi ve verinin diyagrama çevrilerek aktarılması isteniyor. İkinci aşamada ise bu çözümlemeleri 90 saniyelik bir tür algoritma-film üretmek için kullanıyoruz.
Stüdyo yürütücüleri: Zeynep Ataş, Nizam Sönmez
[Elekçi] Mikail Oğuz – Esra Keklik
[Kasketçi] Dilan Yalçın – Hülya Olğaç
[Kavurma sacı ustası] Zübeyir Çetin – Veysel Özmen
[Marangoz] Cemal Temel – Ahmet Özdemir
[Şahmaran ustası] Hasan Berat Aydın – Abdürrahim Karataş
[Çömlekçi] Mehmet Emin Yavuz – Mehmet Yanar
[Telkari ustası] Fırat Bakır – Ali Aksoy
[Ayakkabıcı] Rümeysa Başak – Ebru Yolaçan
[Kalaycı] Şeyda Örnek – Rania Al Bassir
[Takunyacı] Ahmet Şimşek – Bahattin Güneyli
[Terzi] Yasemin Turan
[Bakırcı] Osman Tekin – Botan Gümüş
[Hattat] Zeynep Ataş

dilan_hülya_ZANAAT ALGORİTMASI


OZxEvf45BymbuAeXzNP4cctIqJGPYgbSPQP5pOHE6OY,NQ4_1ihnaHvs6_idqe6HQhJ42WqCtyetpbhfX8p-jxA


elek_zanaatkarı_esra.keklik_mikail.oğuz


 

mA8BQI21s0urmHRS3i39_nxVfCrnOScu04qPQHdWz5Q


bahattinAHMET_zanaatkarın_algoritması


_OgFJGjJvnq3uOWUCPOJ_M3_ncn6cQSfWDiEXG9RuqY


ahşap işleme diyagramı_Cemal Temel_Ahmet Özdemir


mehmet_emin-zanaatkardiyagramı


nSLAsG9QLBOcJcqdOo-ZuMl0vTLqJ_mH5298MJlTjUQ


rmys_ebru_zanaatpaftası


zanaatinalgoritmasi_zeynep2


RbDEITclFiTMzG1ZTPdl7Yg-ZvkRD4bfKIVewUVq4DI

 

Kategoriler
atölye

ŞSV TASARIM KAMPI | 1 KATILIMCILARI

5-6 Haziran tarihlerinde 24 saatlik maraton şeklinde gerçekleşecek tasarım kampımıza başvurularınız için teşekkür ederiz. 5 Haziran saat 19.00 da başlayacak atölyemiz, 6 Haziran saat 16.00 da tanışma toplantısı ve atölye sunumları ile sona erecektir.

Katılımcılarımız;

Abdullah Taşdönderen, İzmir Gediz Üniversitesi, mimarlık, öğrenci 3. Sınıf

Ayşesu Çelik, Boğaziçi Üniversitesi, ekonomi, öğrenci 4. Sınıf

Ayşe Demirçalı, Akdeniz Üniversitesi, peyzaj mimarlığı, öğrenci 3. Sınıf

Başak Kılıçbeyli, Yeditepe Üniversitesi, grafik tasarım, öğrenci 4. Sınıf

Büşra Sağban, Selçuk Üniversitesi, sanat tarihi, öğrenci 3. Sınıf

Elif Şeyma Bulut, Kadir Has Üniversitesi, grafik tasarım, mezun

Emrah Özdemir, Marmara Üniversitesi, grafik tasarım, mezun

Melike Sıla Acar, Selçuk Üniversitesi, mimarlık, öğrenci 3. Sınıf

Merve Coşkun, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, mimarlık, öğrenci 3. Sınıf

Pınar Kılıç, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, mimarlık, öğrenci 3. Sınıf

Seda Sümen, Eskisehir Anadolu Üniversitesi, halkla ilişkiler, mezun

Sefa Karabulut, Uludağ Üniversitesi, hemşirelik, öğrenci 4. Sınıf

Tarık Sert, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, iç mimarlık, öğrenci 4. Sınıf

Umut Otyakmaz, Beykent Üniversitesi, iletişim sanatları ve tasarım, yüksek lisans / doktora

afıslerrr

Tüm katılımcılarımızı 5 Haziran saat 19.00’da Sosyal Kuluçka Merkezi’ne bekliyoruz. Mail ile bilgilendirme yapılacaktır. 

 

Atölye Yürütücüleri:

Merve Akdağ Öner, mimar, Şehrine Ses Ver kurucusu

Ertunç Öner, endüstri ürünleri tasarımcısı, TasarimYarismalari.com kurucusu

Sevcan Alkan , grafik tasarımcı, mimar

Yasemin Altunbulak, sosyolog

Yeşim Us, seramik sanatçısı