Kategoriler
atölye

Bağışık (Yuva) Atölyesi Katılımcıları

Çeşitli duygu gelgitleriyle deneyimlediğimiz küresel salgın sürecinde, kendimizin ve dolayısı ile toplumun önemli değişimlere gebe olduğunu görebiliyoruz. Bu anı yaşayana dek, konuda çok az bilgimiz ve öngörümüz olsa da, araştırdıkça, milattan önce 400lü senelerden başlayarak kayıtlara geçen her salgın döneminin doğada ve insanlık tarihinde büyük uyanışlar gerçekleştirdiğini öğreniyoruz. İnsanlığı zorda hissettiren bu gibi süreçleri incelediğimizde, durumun getirdiği şaşkınlıkla birlikte güncellenmemiş eski usuller ile yeni hastalığın mücadelesinin verilmesi, toplumların “yeni” döneme uyum sağlamasında en büyük zaman ve yaşam kaybını yaşatan bölüm olmuş. Deneyimlediğimiz yeni ve farklı dönemden geçerken, duygularımız, ihtiyaçlarımızın hızla değiştiğini hissedebiliyor, yaşam tarzımızın evrilip evcilleştiğini görebiliyoruz. Evimize yeni bir gözle bakıyor, sokağı alışılmışın dışında kullanıyoruz. Sosyal fayda sağlamaya yönelik olan, bizim de içinde bulunduğumuz yaratıcı sektörlerin değişime yanıt verme düzeneği de burada ortaya çıkıyor. Toplum yaşantısını oluşturan temel duygular, ihtiyaçlar ve veriler; yaşam tarzını ve toplumsal gelişimi körüklüyor, yaşantının oylumlarını/mekanlarını oluşturuyor, kullanıcıların veya mimarların yöre mimarlığını oluştururken tutunduğu ana kollardan biri oluyor. Anadolu’nun besleyip büyüttüğü kadim uygarlıklardan bu yana, bu tutumu toplumsal yapının yerel yerleşke özellikleriyle ilişkisinde  belirgin bağlarla görebiliyoruz. Bir taraftan teknolojinin, uzay biliminin yeni kulvarlar açtığı, diğer yandan doğanın kendini dengelemeye çalıştığı bu dönemde, elimizdeki araçlar ve güncel deneyimlerimiz ile geçmişin bilgeliği buluşup yaşantımızın oylumlarında neleri dönüştürebiliriz ve sağlıkla geleceğe taşıyabiliriz?

Bağışık atölyemizde, çeşitli uzmanlık ve ilgi alanlarından kişiler ile güncel küresel salgın durumunu, geçmiş tecrübelerden günümüze çözümler uyarlayacak şekilde ele alıp tartışmayı hedefliyoruz. Çalışmamızı halk bilimci, psikolog, arkeolog vb alanında uzman ve konuya katkı verecek kişiler ile genişleteceğiz. Ufuk çizgimiz, geleneğin içinden doğup özgünlüğe taşınacak fikirleri yakalamak. Çoklu disiplin pratiklerinden katılan kişilerden öğrenip farklı alanların potansiyellerini değerlendirerek, sürekli gelişen deneyimlerle proaktif çözümler geliştirmek. Kişisel sınırlarımızdan başlayarak, evrensel değerlere uzanan bu yolculuğumuzda, önemli bir arşivleme ile tartışma konularında ivmelenme yakalanmasına katkıda bulunmayı umuyoruz.

Atölye katılımcıları:

  1. Umut Kaya, İstanbul Teknik Üniversitesi, Mimarlık, Öğrenci 4. Sınıf
  2. Zeynep Tekin, İstanbul Teknik Üniversitesi, Mimarlık, Öğrenci 4. Sınıf
  3. İrem Kıral, Yeditepe Üniversitesi, Mimarlık, Mezun
  4. Damla Doğaner, İstanbul Bilgi Üniversitesi, İç Mimarlık Bölümü, Mezun
  5. Ayşin Karabay, Ankara Üniversitesi, Sosyal Çevre Bilimleri, YL Lisans/Doktora Öğrencisi
  6. Begüm Gümüşel, Doğuş Üniversitesi, Mimarlık, Öğrenci 4. Sınıf
  7. Zeynep Seda Atlı, Fırat Üniversitesi, Mimarlık, Öğrenci 3. Sınıf
  8. Halime Türkmen, KTO Karatay Üniversitesi, YL Lisans/Doktora Öğrencisi
  9. Beyza Özengül, Kocaeli Üniversitesi, Mimarlık, YL Lisans/Doktora Öğrencisi
  10. Yeşim Ustaoğlu, Sakarya Üniversitesi, Sanat ve Tasarım, Seramik sanatçısı, YL Lisans/Doktora Öğrencisi
  11. Doğa Su Kıralıoğlu, ODTÜ, Mimarlık, Öğrenci 4. Sınıf
  12. Vera Yıldız, Erciyes Üniversitesi, Mimarlık Bölümü / Sosyoloji, Öğrenci 3. Sınıf

Bu süreci ilerletirken, ilişkileri çerçevelemek adına toplumsal gelişim süreçlerinden yararlanacağız. Japonya önderliğinde, Endüstri 5.0 ile birlikte duyurulan Toplum 5.0 kavramı, anlam arayışımıza ortak olacak.  Bu yönergede Anadolu’da tüm yerleşim örneklerini gördüğümüz toplum gelişim süreçleri beş kısımda toplanıyor:

• Avcı-toplayıcı yaşam tarzı (Toplum 1.0)
• İlk ve orta çağ tarım odaklı yerleşimler; insanlığın en içgüdüsel yerleşim çağı (Toplum 2.0)
• Endüstriyel seri üretimler ve küresel ticaret dönemi (Toplum 3.0)
• Bilgisayarlarla bilgi paylaşımı ve dijitalleşme dönemi (Toplum 4.0)
• Sanal ve gerçeğin güçlerini birleştirmesi, insan odaklı, anlamlı dönüşümler dönemi (Toplum 5.0)

Alacahöyük
 Alina Sonea – The layered city illustrasyonu

Yakın geleceğe atfedilen böylesi bir anlam arayışı dönemi, tam da insanların kendilerini dönüşüm ve değişimin içinde bulduğu küresel salgın zamanına denk geldi. Bu süreçte biz de bütünü eksik ve yenilenen parçaları ile tekrar birleştirmeye çalışmaktan öte, tamamen parçalayıp yeniden özgün şekilde yapımını öneriyoruz. Bu yeniden yapım evresinde, “yuva” dediğimiz yer(ler)imizde, ritmi yakalayan, güncel deneyimlerimize alan açan, güzel hissettiğimiz bir sürece ilerleyebiliriz. Yuvamız kimi zaman evimiz, çadırımız, karavanımız, kimi zaman okulda ya da işyerinde kıvrıldığımız bir köşe. Yuvamız, bize yapılıp hazır verilen değil, bizim anlamlandırıp biçimlendirdiğimiz bir yer. Uzun süredir anlamından koparılmış bir kelime belki de… Kültürel ve toplumsal belleğimize kazınmış, ilmek ilmek işleyerek bu güne kadar evrilttiğimiz yaşama alanımız. Dış dünyayla yüzleşmiş, kendisini korumuş ve toparlamış en bağışık yanımız. Sizce de bağışıklığımızın ayrımına vararak daha “mutlu” yuvalar yeniden ele alınmayı hak etmiyor mu?

İçinde yaşadıkları çevre koşullarına biyolojik açıdan uyum sağlamış olan canlıların, değişken bir ortamda yaşam sürdürmeleri beklenemez. Ayrıca bulundukları ortamda oluşabilecek ani ve köklü bir değişim, önceki koşullara biyolojik açıdan uyum sağlamış olan canlıların, yaşamlarını yitirmelerine ve dolaylı yoldan köklerinin de kurumasına sebebiyet verir. Bu biyolojik kuramın tek istisnası, günümüz verileriyle 4,5 milyon yıl önce ortaya çıkan ve daha sonra ‘insan’ olarak adlandırılacak primatlardır.

İnsan denen canlı çok uzun süredir dünyanın her yerinde ve her tür ortamda yaşamını sürdürebilmekte, köklü iklimsel değişimlerle bile başa çıkabilmektedir. Yalnızca insana özgü bu ‘değişken koşullara uyum sağlama’ durumunun temelinde ‘insanın yaşadığı çevreye en alt düzeyde biyolojik uyum sağlaması’ yatar. Kendi donanımlarını yaşadığı çevre koşullarına uygun hale getiren hayvanların aksine biyolojik anlamda insan,bedensel açıdan yetersiz ve bu sebeple de yapısal olarak yeteneksiz bir canlıdır. İnsan, bu bedensel eksikliğini ve evrimsel sürekliliğini, önce yaptığı aletler, sonra da geliştirdiği makinalarla tamamlamıştır. İlk önce bedensel gücünü, çok daha sonralarıda yeteneklerini arttırarak içinde bulunduğu farklı ortamlara uyum sağlamayı başarabilmiştir. Bu somut gerçek, insan türünün tüm canlılardan farklı olduğunu ve diğerlerinin aksine bir kültür yaratımının var olduğunu ortaya koyar.

Başlangıçta ağaç dallarına tırmanarak, bunların diplerine veya kovuklarına sığınarak, jeolojik olarak mevcutsa kaya altlarına, mağaralara sığınmış ve çevre koşullarından korunmuş olan insan, diğer canlı türleriyle benzer davranışlar sergilemiştir. Bu durumda insan, var olanı olduğu gibi-bir değiştirme çabası gütmeden kullanmış dolayısıyla kendinden bir şey katmamış, kültürel iz bulundurmayan ‘sığınaklar’ kullanmıştır.

Alt pleistosen dönemde insan türünün kendisini doğa koşullarından korumak adına bir takım somut önlemler aldığı görülmektedir. Bu bağlamda arkeolojik olarak saptanabilmiş en eski yapısal belge rüzgâr çitidir. İnsan elinden çıkma bir kültür ürünüdür ve ilk ‘barınak’ niteliğini taşır.İnsan kendisini (ve belki de ailesinin diğer bireylerini) doğanın bedene olan etkilerinden korumak istemiş, herhangi bir sebeple belli bir yerde daha uzun barınabilmeyi amaçlamıştır.

Biyokültürel sebeplerle insan, daimî olarak başını bir dam altına sokma isteği içindedir. Bilinmeyeni bilinir kılmanın bilimi arkeoloji, yaşadığımız topraklar üzerindeki ilk barınak örneklerinin günümüzden 400.000 yıl önce İstanbul’da olduğunu ortaya koymuştur. Sığınaklardan, barınaklara, yerleşik yaşamdan Anadolu’da mimarlığın ilk örneklerine, höyüklerden köylerin oluşumuna, kasabaya gelişim süreçlerine dek yaşanan tüm olaylar bugünü anlamamızın en önemli araçlarıdır.

Kategoriler
araştırma

Çalışma Kültürü 5.0

Küresel salgın döneminde büyük bir ivme ile artan siber-fiziksel sistemler ile yaratıcı disiplinlerin dünyasının kesişiminde, şimdiki ve gelecekteki yaşama alanlarımıza yönelik ortaya çıkacak büyük bir keşif dünyasının eşiğindeyiz. Bizi heyecanlandıran bu süreçte, imece ve Türkiye Sosyal Girişimcilik Ağı işbirliğinde, ara studio kolaylaştırıcılığında düzenlenen, küresel salgın sürecinin getirdikleri, dönüştürdükleri ile ilgili olarak “Birlikte Öğrenme: Ekosistem Buluşması” yapıldı. Biz de sosyal girişimimiz Şehrine Ses Ver’den Merve Akdağ Öner ile, dönüşen çalışma alanları ve kültürü ile ilişkili, Çalışma Kültürü 5.0 adını verdiğimiz oturuma ev sahipliği yaptık. Oturumda, katılımcı kurum ve kuruluşlardan kişiler ile “Endüstri 5.0’a eklemlenen, insan ve anlam odaklı Toplum 5.0 çerçevesinde çalışma kültürümüzü değerlendirerek neleri tanımlayabiliriz?” üzerine konuştuk.

görsel: @pexels

Küresel salgın döneminde büyük bir ivme ile artan siber-fiziksel sistemler ile yaratıcı disiplinlerin dünyasının kesişiminde, şimdiki ve gelecekteki yaşama alanlarımıza yönelik ortaya çıkacak büyük bir keşif dünyasının eşiğindeyiz. Bizi heyecanlandıran bu süreçte, imece ve Türkiye Sosyal Girişimcilik Ağı işbirliğinde, ara studio kolaylaştırıcılığında düzenlenen, küresel salgın sürecinin getirdikleri, dönüştürdükleri ile ilgili olarak “Birlikte Öğrenme: Ekosistem Buluşması” yapıldı. Biz de sosyal girişimimiz Şehrine Ses Ver olarak dönüşen çalışma alanları ve kültürü ile ilişkili, Çalışma Kültürü 5.0 adını verdiğimiz oturuma ev sahipliği yaptık. Oturumda, katılımcı kurum ve kuruluşlardan kişiler ile “Endüstri 5.0’a eklemlenen, insan ve anlam odaklı Toplum 5.0 çerçevesinde çalışma kültürümüzü değerlendirerek neleri tanımlayabiliriz?” üzerine konuştuk.

Sosyal fayda sağlamaya yönelik olan yaratıcı sektörler, toplum yaşantısını oluşturan temel duygulardan, ihtiyaçlardan ve verilerden yola çıkıyor. Yaşam tarzı ve ihtiyaçlar, yaşantının oylumlarını/mekanlarını oluşturuyor, kullanıcıların veya mimarların tasarlarken tutunduğu ana kollardan biri oluyor. Henüz birkaç sene önce üretilen Endüstri 4.0 kavramı tazeliğini korurken, sistemdeki işlemeyen dijitalleşme noktaları oldukça eleştirildi ve sistem hızla yeni bir evrilme sürecine sürüklendi. Sadece makinaları ve sanal zekayı geliştirmenin, toplum ve endüstride yeterli karşılığı ve verimi oluşturamaması büyük tartışmalar yarattı. Bu sefer Japonya önderliğinde, Endüstri 5.0 duyurulurken, Toplum 5.0 ile bütünleşik olarak sunuldu. Toplum gelişim süreçleri beş kısımda toplandı:

• Avcı-toplayıcı yaşam tarzı (Toplum 1.0)
• İlk ve orta çağ tarım odaklı yerleşimler; insanlığın en içgüdüsel yerleşim çağı (Toplum 2.0)
• Endüstriyel seri üretimler ve küresel ticaret dönemi (Toplum 3.0)
• Bilgisayarlarla bilgi paylaşımı ve dijitalleşme dönemi (Toplum 4.0)
• Sanal ve gerçeğin güçlerini birleştirmesi, insan odaklı, anlamlı dönüşümler dönemi (Toplum 5.0)


Böylesi bir dönem tam da insanların kendilerini dönüşüm ve değişimin içinde bulduğu küresel salgın zamanına denk geldi. Şimdi ve sonrasında çalışma kültürünün değişimi ve potansiyelleri konuşulurken, kişisel psikolojik durumdan da kaynaklı olarak herkesin duygu durumları farklı boyutlarda oluştu. Bu süreçte biz de bütünü eksik ve yenilenen parçaları ile tekrar birleştirmeye çalışmaktan öte, tamamen parçalayıp yeniden özgün şekilde yapımını öneriyoruz. Bu yeniden yapım evresinde, çalışma ortamlarında ritmi yakalayan, zamansız (güncel deneyimlere uyarlanabilen) ve katılımcı kurgular oluşturabilmek için önemli bir şansımız var. Günlük iş ve işyeri rutinlerimiz kırılmışken, değişimin bizi taşıdığı farklı bir alan var. “Belki de yeniden yakalayamayacağımız bu potansiyel fırsatı nasıl değerlendirebiliriz”, diye sizin de aklınızı çelebilir miyiz?

Uzun yıllardır, kitlesel iş modelleri, yoğun çalışma düzenleri ve uzun çalışma sürelerine maruz kalıyoruz. Fabrika alanlarında uygulanan açık düzenli kalabalık çalışma ortamları, ortak çalışma prensiplerinin de etkisi ile artık ofislerde de uygulanıyor. Bu ortamların insanlara getirdiği bir birikmişlik, ifadesizlik ve iletişimsizlik var. Daha önceki küresel salgın dönemlerinden farklı olarak önlemlerin çalışma sistemi, alanları ve ekonomisi üzerine etkileri, insanlarda ve ekonomide şimdiden oldukça yoğun görülebiliyor. Özellikle dönüşen bu enerjisini atacak bir uğraş bulamayanlarda olumsuz duygular (öfke, mutsuzluk, kaygı vb.) oldukça yoğun hissediliyor ve araştırmalara göre bu durumun bireylerde görünme oranı hiç de az değil! Karmaşık duygular yaşayan, belirsiz bir süreçten geçen çalışanların, çalışma ortamlarına nasıl döneceği ile ilgili belirgin bir çözüm de düşünülmüş değil. Sadece fiziksel mesafelendirme ve sağlık önlemlerinden oluşan çalışma alanları dönüşümleri, kişilerde kabullenme mi yoksa tersi etki mi yaratacak belirsiz. Çeşitli araştırmalardan ve öngörülerden çalışanların artık ofislerinden, patronlarından, sistemden yeni koşullar talep edeceğini görebiliyoruz.

İnsanların hem ekonomik hem sosyal ihtiyaçlarını karşılamaya yarayan, çalışma alanları ve ortak alanlarını incelediğimizde, bu alanların uzun süredir sınırlayan ve sabit gerçeklikler üzerine kurulu olduğunu, belli bir dönemi, ifadeyi tanımladığını görüyoruz. Son yıllarda, kişilerin en temel ihtiyaçlarından olan kendini ifade yeteneğini özgürleştiren bir çalışma alanı geliştirilmeye çalışılıyor. Ya da son derece sabit deneyimler üzerinden nötr renkler ile aşırı düzenli, dokunulmaz çalışma alanları üretiliyor. Üretimin bel kemiği olan bu gibi çalışma ortamlarında nasıl düzenlemeler yapılmalı? Kişisel korunma önlemleri yeterli olacak mı, yoksa kişiselleştirilebilir alanlar için de ayrıca tasarımlar geliştirilmeli mi? En önemlisi, insanlar evde kişisel deneyimlerini iyileştirdikten sonra “yeni” koşullarındaki çalışma alanlarında mutlu ve verimli olabilecekler mi?

İnsanlara güncel deneyimlerini sorduğumuzda evden veya uzaktan çalışma deneyimi ile ofisten çalışma arasında temel birkaç farklılık yaşandığını görüyoruz:

  • Evdeki çalışma ortamlarını sevdikleri ve rahat ettikleri şekilde kişiselleştirmeleri;
  • Kişisel sınırların belirginleşmesi ancak iş saatlerinin sınırlarının silikleşmesi;
  • Zaman yönetiminin çok daha önem kazanması.

“Çalışma Kültürü 5.0” oturumunda soru-cevap tartışmaları şeklinde bu süreçte önemli gördüğümüz alanlara değindik. Programın gerektirdiği kontenjan sınırı dahilinde, çeşitli kurum, kuruluş ve sosyal girişimlerden yaklaşık on beş kişi ile oturumumuzu gerçekleştirdik. Burada değinilen konuları özetledik. Daha geniş katılım için de bunu bir online ankete dönüştürerek sizin de cevaplamanıza olanak açtık.

1. Çalışma ortamınızda ne zaman “yeni” başlangıç olabilir?
1 haziran’da genel olarak başlayan TÜSEV, Zorlu Holding gibi ofisler, bu başlangıcı yarı kapasiteli şekilde ilerletiyor. Temmuz, Ağustos aylarında salgının artmaması halinde tam kapasiteli çalışma hedefleniyor. Farklı illerde faaliyet gösteren Cogi, okullarla ilişkili kuruluşlar ve Brüksel’de yer alan MindHub güvenli yolculuk için Eylül’ü bekliyor.

2. Sizin bakış açınızda neler değişti?
• Aciliyetlerin vazgeçilebilirliği ile önceliklerin gözden geçirilmesi
• Ofis rutinine yeni bakış açısı
• Sınırlayıcıların verimlilik adına yararları
• Online eğitimin katkıları
• Yeni ilgi alanlarının keşfi
• Sürdürülebilir bir ortam arayışı ve iş modeli
• Kişisel tercihlere yönelme ihtiyacı

3. Döndüğünüzde çalışma ortamınızda nelerin değişmesini bekliyorsunuz?
• Hibrit çalışma düzeninin sağlanması (ev ve ofis ortaklığı)
• Daha paylaşımlı iş alanları
• İmkanların paylaşılması
• Ortaklıklar ve işbirliklerinin artması
• Kira yardımı yapılması
• Dönüşümlü ofis/çalışan kullanımı
• Sivil toplum kuruluşlarının kaynaklarının azalması

4. Çalışma ortamınızda sizce neler değişmemeli?
• Yüzyüze ilişki kurma imkanı Toplantılar ve etkinlikler
• Biraraya gelişler

5. Evden çalışırken sevdikleriniz neler?
• Fiziksel ve zihinsel rahatlık
• Zamanı daha etkin kullanmak
• Evle ilgilenebilmek
• Kendime zaman ayırabilmek
• Değişen/farklılaşan zaman algısı
• Çocuğumuz ile zaman geçirebilmek
• Çalışma aralıklarını tercih edebilmek

6. Evden çalışırken sevmedikleriniz neler?
• Belirsizlik
• Önceden planlanmamış görüntülü aramalar
• Tanımlı çalışma saatlerinin olmaması (Herkesin her zaman uygun olmasının beklenmesi)
• Toplantılar sırasında dış seslerin konsantrasyonu bozması

7. Size iyi gelen fiziksel ritminiz ve ortamınız nasıl?
• Güneş ışığı alan, aydınlık bir ortamda çalışmak
• Rahat çalışma koltuğunda oturmak
• Derli-toplu bir çalışma ortamı
• Ev ve iş eşyalarını ayırmak
• Sosyal alanda/sesli alanlarda (kafe vb.) çalışabilmek
• Açık havada olabilmek
• Bahçede olabilmek
• Yeşil görebilmek
• Hareketlilik

8. Zihninizi aktif ve dingin tutmak için ihtiyaçlarınız neler?
• İlham alabileceğim şeyler
• Keyifle yemek yapmak
• Anın keyfine varmak
• Meditasyon
• Hareket ve karmaşadan beslenmek

9. Değişim size ne hissettiriyor?
• Merak
• Heyecan
• Umut

Küresel salgın sürecinde, kişisel dönüşümlerin, yoğunluk değişimlerinin etkisi ile çalışma alanları yeniden tanımlanacak, kartlar yeniden dağıtılacak. Belki de bu sefer daha katılımcı, deneyime uyarlanabilen, çeşitli anlık çözümlere olanak sağlayan bir çalışma ortamı oluşturulabilecek. Gününün en az üçte birini çalışarak geçiren insanlar için çalışma ortamlarını geliştirme hakkının elde edilebilmesi; belki de açık alan, kent kullanımları ve hak temelli konularda da bireyden başlayıp topluma yansıyacak bir ışık oluşturacak.

Yeni alanlarımızın, güncel ihtiyaçlarımızın, olası kullanımlarımızın şekillendireceği sevdiğiniz bir çalışma ortamını katılımcı şekilde birlikte tasarlamak hedefiyle yola çıkıyoruz. Peki ya sizin; mutluluk veren bir çalışma kültürü için tercihleriniz ve düşleriniz neler? Bu konuda oluşturduğumuz anketimize siz de katılabilirseniz daha geniş bir kitlenin bu alandaki kullanım farklılıklarını inceleyebiliriz.

Şehrine Ses Ver olarak küresel salgın sonrasında dönüşen alanların daha katılımcı ve etkileşimli olması adına çalışmalar yapmaya devam edeceğiz.

Kategoriler
atölye kent

bomontiada Keşif ve İnfografik Atölyesi Süreci

bomontiada keşif ve infografik atölyesi, 4 Haziran cumartesi günü başladı. Başvurulardan seçilen 4 ekip ile başlayan çalışmalarda tanışma ve çalışma etiği anlatıldıktan sonra, katılımcılar atölyeden beklediklerini dile getirdiler. Disiplinlerarası etkileşim, tasarım ve iletişim yöntemleri ile kamuya yararlı ortak bir iş üretmek ilk sıralardaki beklentiler oldu. 4 farklı üniversiteden, 9 farklı bölümden, 50% öğrenci 50% mezun olan katılımcılar, yürütücü ekip ile atölye ortamını beslediler.

Bomonti’nin geçmişten günümüze köklerini araştırmak için seçilen beş konu; yapısal dönüşüm, sanayi, kamusal alanlar, rotalar ve potansiyel kesişim alanları olarak belirlendi. Konular hakkında yapılan sunuşlarla alanın farklı yönleri, değişimleri ve dönüşümleri tartışıldı.

 

Ekiplerle ilk haftasonu çalışmasında veri analizleri, infografik ve iletişim stratejileri ile Bomonti tarihi, dönüşümler ve kültürel kimlikleri ile ilgili bilgiler paylaşıldı. Bomonti’nin ilk sanayi fabrikaları süreci, 1973 köprü inşaatı süreci ve Bomonti tüneli sonrasındaki dönüşümleri ele alındı. Alanın kent içi küçük sanayi kimliği ile yıllarca İstanbul’un merkez noktalarından birinde olması sosyal yapıları ile birlikte ele alındı. Kentsel tasarımın toplumsal ilişkileri de tasarladığı, alanın coğrafi potansiyellerinin sanayi hafızasındaki yeri değerlendirildi.

Ekipler ilgi duydukları konulara yönelerek bu konularda detaylı çalışmalara başladılar.

bomonti_1 (5)

9.20 EKİBİ : Gamze Yaşar, Ferhat Akbaba, Alperen Bal

Yürütülen atölye kapsamında İstanbul’un eski sanayi yerleşimlerinden biri olan Bomonti bölgesini ele alıyoruz. Biz de grup 9.20 olarak bu çalışmaya “Yapı” kategorisinde katkı sunmaya çalışıyoruz. Bomonti, İstanbul’un tam merkezinde yer alan, bunun dışında da kendine has pek çok özellik barındıran özgün bir alan. Gerek sınıfsal, gerekse demografik yapısıyla da ilgi çekici. Şimdi ise yeniden önemli bir değişim ve dönüşüm sürecinin içinde.
Atölye bu noktada bu dönüşümü ve niteliğini incelemek açısından önemli bir yerde duruyor. Biz de bölgenin mevcut ve muhtemel dönüşümünü incelerken,hem geçmişten günümüze bölgedeki yapıların fonksiyonel değişimlerine odaklanıyor, hem de yapıların mevcut durumlarını kategorilere ayırıyoruz. Bu noktada günümüzdeki değişimin “ikonları” haline gelebilecek “Hilton, Anthill, MSGSÜ, Bomonti bira fabrikası” gibi kendi içinde de kategorilendirilebilecek binaları detaylıca inceleyerek bu dönüşüm hakkında fikir sahibi olmaya çalışıyoruz. Ayrıca bölgedeki gecekondular, metruk yapılar, hala işleyen sanayi binaları ile bu yeni durumun ikonlarının ilişkisini de inceleyerek Bomonti’de gerçekleşen dönüşümün mahalleye yansımalarının izini sürüyoruz. Günümüzdeki öneminin yanı sıra geçmişi de hayli önemli olan ve bugün pek çok yenilikle birlikte, pek çok kontrasta, çarpıklığa sahip olan bu bölgenin geçmişine ve geleceğine ilişkin çalışma yapmanın atölyenin başından bu yana bizi oldukça heyecanlandırdığını söylemek mümkün.

bomonti_1 (8)
İZ EKİBİ : Ezgi Güler, Anıl Emmiler, Gözde Karahan

İz grubunda, iki şehir plancı ve bir iletişim tasarımcısıyız. Atölye öncesinde üçümüz de Bomonti’ye dair farklı noktalardan küçük detaylar biliyorduk. Bomonti’yi keşfetmek ve bu süreçte tarihi boyunca yaşadığı değişimlerin izini sürmek çalışmamızın temelini oluşturdu. Grup ismimiz bu şekilde ortaya çıktı. Projenin ilk başında bölgede yaşanan dönüşümü ele almaya karar verdik. Dönüşümü incelemek ise bizi değişen değerler, oluşan veya daha da belirginleşen sınırlar ve tüm bunların ortasında bölgesel odaklara götürdü. Bomonti konumu nedeniyle doğal, fiziksel ve sosyal açıdan çok fazla bileşeni ve sınırlayıcıyı barındıran bir mahalle.Tarihsel süreçte, Bomonti’de değişen bağlantıları, kesişim noktalarını, açık ve yeşil alanları ve yapıların sokaklarda yaratttığı etkileri (yükseklikler, sokak genişlikleri, yapısal etkenler vb.) inceleyerek sokaktaki hikayelerin izlerini sürmeye başladık. Çalışma alanı ve yakın çevresinde 5 bölge olduğunu farkettik. Bomonti içerisinde hareket etmek, çevre ile iletişime geçmek için çok kullanılan sokak sayısı da 5 olunca proje adımız da “Beşi bir yerde” oluverdi. Projede, Bomonti’nin 5 farklı sokağının hikayesinin izlerini bulmayı hedefledik.

bomonti_1 (4)

YOL YOK EKİBİ : Burcu Akbaba, Başak Nur Vanlıoğlu, Melih Fırat Ayaz

 

Planlama, sosyoloji ve grafik tasarım öğrencilerinden oluşan bir grup olarak, bize, kentsel mekanı anlamayı ve anladığımızı infografik yöntemiyle yalın, basit bir şekilde insanlara aktarmayı öğrenme imkanı sunan böyle bir atölye çalışmasında yer aldığımız için oldukça mutluyuz. Farklı kültürlerin bir arada yaşadığı ve İstanbul’un en önemli endüstriyel miras yapılarından biri olan Bomonti Bira Fabrikası’na ev sahipliği yapan ve Bomonti semtini konu alan bir çalışma bizi çok heyecanlandırdı.

Grup olarak, Bomonti’de 20. yüzyılın ikinci yarısından bu yana süren dönüşümünün sosyo-mekansal boyutunu inceleme alanı olarak seçtik. Bu kapsamda, tarihsel anlamda semtin karakterini oluşturan iki önemli demografik unsur olarak etnik yapı ve işçi sınıfını ele aldık. Bu iki demografik unsuru, mekansal ölçekte yarattığı etkiler (fabrikalar, işçi konutları, kiliseler vb.) üzerinden değerlendirdik. 80’li yıllarda küresel ölçekte yaşanan iktisadi dönüşümlerle paralel bir şekilde Bomonti’de sanayi üretiminin yerini hizmetler sektörüne bırakmasının mekansal ölçekte ve semte yeni dahil olan kesimlerin de sosyal yapıda yarattığı dönüşümü ele aldık. Semt sakinlerinin yanı sıra Bulgar, Gürcü, Fransız Katolik, Rum ve Ermeni kiliseleriyle görüştük, semtin tarihsel serüvenini onlardan dinledik, günümüzdeki dönüşüm süreci hakkında değerlendirmelerini aldık.

Bu sürecin sonunda, tarihsel anlamda Bomonti’deki farklı demografik öğelerin kentsel mekana etkilerini ve sonrasında yaşanan sosyo-mekansal dönüşümün Bomonti’ye etkisini aktaracak olan keyifli bir infografik çalışmasına imza atmayı hedefliyoruz.

bomonti_1 (3)

AKS EKİBİ : Melike Üresin, Elif Kadayıf, Enes Emin Bahadır

İlk gün Bomonti Bira Fabrikası’nda atölyede buluştuk. Atölye çalışmasına tanışarak başladık. Herkesin farklı disiplinlerden olması hepimizi heyecanlandırmıştı. Gruplar belirlendi. Biz üç kişi; endüstriyel tasarımcı, şehir plancısı ve peyzaj mimarı olarak bir grup olduk. Atölyedeki konu başlıklarıyla ilgili bilgilendirildik. Yürütücülerimiz; veri kavramları, analizi ve infografikle ilgili bir sunum yaptılar. Daha sonra Bomonti bölgesi ve Bomontiada oluşumunu gözlemlemek için alan gezisi yaptık. Atölyeye dönüp Bomonti bölgesinin ve bu alandaki dönüşümün süreciyle ilgili bilgi alıp, tüm ekip aramızda tartıştık. Daha sonra grup olarak toplandık ve Bomonti bölgesindeki gözlemlerimizi paylaşırken konu başlığı olarak rotaları incelemeye karar verdik. Alt başlığımız da kullanıcı profillerini incelemekti. Atölyedeki yürütücülerimizin daha önce yapılan kentsel atölyelerle ilgili sunumlarından sonra, konumuz daha da belirginleşti. Bomonti bölgesinde yaşayan ya da bölgeye dışarıdan katılan kullanıcı profilini araştırıp, farklı yaş grubu, meslek grubu ya da sosyo-ekonomik duruma göre hangi rotalar kullanılıyor ya da kullanılmıyor, hangi sokaklarda insanların yolları kesişiyor ya da hiç kesişmiyor bunu gözlemlemek için sokağa çıkacaktık, insanlarla konuşacaktık. Bunun için de ilk olarak bölgedeki odak noktalarını belirledik. Üç araştırma metodu geliştirdik; ilki, kullanıcı profili anketiydi, bu anket bizim kullanıcıları alt baslıklar altında kategorize etmemize yardımcı olacaktı. İkincisi, elimize aldığımız haritalara kullanıcıların kullandıkları rotaları çizdirmekti. Sonuncusu ise Bomonti içinde adres tarif edilirken hangi yapı ya da noktalar referans noktası olarak algılanıyor bunu analiz etmekti. Elde edeceğimiz bütün veriler bizi kentsel dönüşüm ve organik yapılaşma sonrası oluşan rota ve referans noktalarına götürecekti. Grup ismimizi de rota ve izlenen yol kavramlarıyla ilişkili olan “aks” olarak kararlaştırdık ve grup logomuzu tasarladık.

Sokağa çıkmadan önce bu kadar çok hikaye duymayı beklemiyorduk, ilk durağımız olan Bomonti antika pazarında tezgah açanlar ve alışverişe gelenlerle sohbet şeklinde hikayelerini dinledik. Çok keyifliydi, farklı profilden insanlarla konuşma imkanı bulduk. Bu çalışmamız haftasonu Bomonti kullanıcı profilinin gözlemiydi. Hafta içi de Bomonti’nin farklı kısımlarına gidip anket ve rota çalışmalarımızı yaptık, gezimiz sırasında bira fabrikasının eski bir çalışanına, rezidans sakinine, evinin kapısının önünde örgüsünü ören gecekondu sahibine ve pazara alışverişe gelen bir mimar gibi çok farklı profilden insanlara rastladık. Veri topladıkça zihin haritalarımızı çizdik.

Yaptığımız çalışmayı infografik bir dille aktardıktan sonra, Bomonti bölgesindeki kentsel dönüşümün yarattığı rotalar ve rotaların arkasındaki hikayeleri, sahipleriyle birlikte açıklayan toplu bir veri aktarımı sağlayabileceğimize inanıyoruz. Sadece gönüllülerle dolu bir atölyede çalışmak ve civardaki insanlarla iletişime geçmek, onların değerli hikayelerini dinlemek çok keyifliydi!

Atölye yürütücü ekibi Merve Akdağ Öner, Kemal Şahin ve Ersan Avcı ile katılımcı ekipler, hafta boyu sürecek çalışmalardan sonra 11 Haziran Cumartesi saat 17.00da açık atölye forumunda konuları tartışmaya açacaklar. İlgili herkes bomontiada’da yapılacak açık foruma katılabilir.

 

Kategoriler
araştırma kent TASARIM

Zanaatin Algoritması

İstanbul Teknik Üniversitesi öğretim görevlilerinden Zeynep Ataş ve Nizam Sönmez, Mardin Artuklu üniversitesinde stüdyo öğrencileri ile birlikte bir araştırma ve üretim süreci gerçekleştiriyor. Kolektif bir çalışma olan “Zanaatin Algoritması” zanaatleri derinlemesine araştırıp bir algoritma üretmeyi deniyor. Kentin Girdapları isimleri bloglarında ise proje stüdyosunda gerçekleştirdikleri projeleri paylaşıyorlar.
Grup, zanaat süreçlerini görselleştirerek zanaatleri bir sisteme oturtmayı hedefliyor. Çalışmanın ikinci aşamasında ise bu süreçlerden 90 saniyelik birer film üretilecek. Ekip, yaptıkları çalışmayı şu şekilde tanımlıyor:
“Zanaatin Algoritması”, “Bişey Dönüştüren Stüdyo” adını verdiğimiz, Mardin Artuklu Üniversitesi’nde bir dönem sürecek bir kolektif araştırma ve üretim sürecinin parçası, hazırlığı ve yan işi olarak kurgulandı. Stüdyoda araştırdığımız konular mekanı-mekanda-mekansal hesaplama / fiziksel hesaplama / yapma etme kültürü gibi başlıklardan zanaatlere uzanana bir aralıkta yer alıyor. Kentteki tetikleyiciler ve etkileşim süreçlerinin yanısıra öngörülemeyeni de barındıran sistemler tasarlayarak kentte mevcut mekanı gerçek zamanlı, fiziksel ölçekte hesaplama üzerinden yeniden üretmeyi hedefliyoruz. Mekandaki akış, döngü ve sistemlerin ve bunların etkileşerek birbirlerini dönüştürme potansiyellerinin yani kentin girdaplarının keşfedilmesi yoluyla mekanı dönüştürmek için, önerilen sistemin bilgisi üzerine arama, anlama, kaydetme, anlatma ve üretme denemeleri yapıyoruz. Amacımız tasarıma dair bir zanaatkarlık ile olası prototip ve birebir uygulamaları gerçekleştirmeye yönelik imalat becerisini yanyana kullanmak.
“Zanaatin Algoritması” işi zanaatleri derinlemesine araştırırken, bir algoritma üretimi denemesi olarak da dolaylı yollarla “Bişey Dönüştüren” önerilerinin sistem bilgisini oluşturmaya destek oluyor. İlk aşamada bir zanaatkar ile tanışılması, zanaatin incelenmesi, çözümlenmesi ve verinin diyagrama çevrilerek aktarılması isteniyor. İkinci aşamada ise bu çözümlemeleri 90 saniyelik bir tür algoritma-film üretmek için kullanıyoruz.
Stüdyo yürütücüleri: Zeynep Ataş, Nizam Sönmez
[Elekçi] Mikail Oğuz – Esra Keklik
[Kasketçi] Dilan Yalçın – Hülya Olğaç
[Kavurma sacı ustası] Zübeyir Çetin – Veysel Özmen
[Marangoz] Cemal Temel – Ahmet Özdemir
[Şahmaran ustası] Hasan Berat Aydın – Abdürrahim Karataş
[Çömlekçi] Mehmet Emin Yavuz – Mehmet Yanar
[Telkari ustası] Fırat Bakır – Ali Aksoy
[Ayakkabıcı] Rümeysa Başak – Ebru Yolaçan
[Kalaycı] Şeyda Örnek – Rania Al Bassir
[Takunyacı] Ahmet Şimşek – Bahattin Güneyli
[Terzi] Yasemin Turan
[Bakırcı] Osman Tekin – Botan Gümüş
[Hattat] Zeynep Ataş

dilan_hülya_ZANAAT ALGORİTMASI


OZxEvf45BymbuAeXzNP4cctIqJGPYgbSPQP5pOHE6OY,NQ4_1ihnaHvs6_idqe6HQhJ42WqCtyetpbhfX8p-jxA


elek_zanaatkarı_esra.keklik_mikail.oğuz


 

mA8BQI21s0urmHRS3i39_nxVfCrnOScu04qPQHdWz5Q


bahattinAHMET_zanaatkarın_algoritması


_OgFJGjJvnq3uOWUCPOJ_M3_ncn6cQSfWDiEXG9RuqY


ahşap işleme diyagramı_Cemal Temel_Ahmet Özdemir


mehmet_emin-zanaatkardiyagramı


nSLAsG9QLBOcJcqdOo-ZuMl0vTLqJ_mH5298MJlTjUQ


rmys_ebru_zanaatpaftası


zanaatinalgoritmasi_zeynep2


RbDEITclFiTMzG1ZTPdl7Yg-ZvkRD4bfKIVewUVq4DI

 

Kategoriler
atölye

ŞSV TASARIM KAMPI | 1 KATILIMCILARI

5-6 Haziran tarihlerinde 24 saatlik maraton şeklinde gerçekleşecek tasarım kampımıza başvurularınız için teşekkür ederiz. 5 Haziran saat 19.00 da başlayacak atölyemiz, 6 Haziran saat 16.00 da tanışma toplantısı ve atölye sunumları ile sona erecektir.

Katılımcılarımız;

Abdullah Taşdönderen, İzmir Gediz Üniversitesi, mimarlık, öğrenci 3. Sınıf

Ayşesu Çelik, Boğaziçi Üniversitesi, ekonomi, öğrenci 4. Sınıf

Ayşe Demirçalı, Akdeniz Üniversitesi, peyzaj mimarlığı, öğrenci 3. Sınıf

Başak Kılıçbeyli, Yeditepe Üniversitesi, grafik tasarım, öğrenci 4. Sınıf

Büşra Sağban, Selçuk Üniversitesi, sanat tarihi, öğrenci 3. Sınıf

Elif Şeyma Bulut, Kadir Has Üniversitesi, grafik tasarım, mezun

Emrah Özdemir, Marmara Üniversitesi, grafik tasarım, mezun

Melike Sıla Acar, Selçuk Üniversitesi, mimarlık, öğrenci 3. Sınıf

Merve Coşkun, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, mimarlık, öğrenci 3. Sınıf

Pınar Kılıç, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, mimarlık, öğrenci 3. Sınıf

Seda Sümen, Eskisehir Anadolu Üniversitesi, halkla ilişkiler, mezun

Sefa Karabulut, Uludağ Üniversitesi, hemşirelik, öğrenci 4. Sınıf

Tarık Sert, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, iç mimarlık, öğrenci 4. Sınıf

Umut Otyakmaz, Beykent Üniversitesi, iletişim sanatları ve tasarım, yüksek lisans / doktora

afıslerrr

Tüm katılımcılarımızı 5 Haziran saat 19.00’da Sosyal Kuluçka Merkezi’ne bekliyoruz. Mail ile bilgilendirme yapılacaktır. 

 

Atölye Yürütücüleri:

Merve Akdağ Öner, mimar, Şehrine Ses Ver kurucusu

Ertunç Öner, endüstri ürünleri tasarımcısı, TasarimYarismalari.com kurucusu

Sevcan Alkan , grafik tasarımcı, mimar

Yasemin Altunbulak, sosyolog

Yeşim Us, seramik sanatçısı

 

 

 

 

Kategoriler
atölye

Şehrine Ses Ver | Tasarım Kampı 1 Çağrısı

Şehrine Ses Ver, kentlerimizdeki ortak üretim kültürünü oluşturan ve yaygınlaştıran tasarım odaklı bir sosyal girişim platformudur. Şehrine Ses Ver tarafından organize edilen atölye, etkinlik vb. çalışmaların tamamı, kent yaşamına ilgi duyan mimar, grafiker, ürün tasarımcısı ve sosyologlar gibi çeşitli uzmanlık alanlarının katılımıyla hayat buluyor. Yerel/bölgesel ürünlerin geliştirildiği çalışmalarımıza Haziran ayında bir yenisini ekliyoruz.

sehrine ses ver tasarim kampi

ŞSV Tasarım Kampı | 1

Tarih: 5-6 Haziran 2015

Adres: Sosyal Kuluçka Merkezi / İstanbul

Etkinlik Süresi: 24 saat

Başlangıç: 5 Haziran saat 19.00

Tanışma Toplantısı ve Atölye Sunumları: 6 Haziran saat 16.00-19.00

* Atölyeye katılım 15 kişi ile sınırlıdır.

Etkinlik Detayları: Tasarım kampında, Mayıs 2015 tarihinde gerçekleştirdiğimiz Düşlerinle Gel Beşiktaş Panosu ve Kasım 2014 tarihinde yaptığımız Yavaşla Keşfet Kent Atölyelerinin verileri üzerinden çıktılar elde edilecek. Sosyal tasarımlar, infografikler, videolar ve haritalar şeklindeki çıktıların birçok alanda görünürlüğü sağlanacak. Büyük bir kitleye ulaşmasını hedeflediğimiz çalışmalar ile bu alanlarda farkındalık ve uygulamalar sağlamayı hedefliyoruz.

Sizleri de 24 saatlik tasarım kampımızda ortak üretime dahil olmaya, birikimlerinizi keyifli bir ortamda paylaşmaya davet ediyoruz. Çalışmada tüm atölyelerimizde olduğu gibi farklı disiplinlerden bir araya gelerek ortak dile ulaşılmasına öncelik verilecektir. Kekinizi, meyvenizi, uyku tulumuzunu ve tabii ki bilgisayarınızı kapıp bize dahil olmanızı heyecanla bekliyoruz!

Başvurular kapanmıştır. Yarın sabah sonuçlar açıklanacaktır. Ilginiz için teşekkür ederiz.

Kategoriler
araştırma etkinlik kent TASARIM

DÜŞLERİNLE GEL | DÜŞLE BEŞİKTAŞ GENÇLİK FESTİVALİ

16-18 Mayıs tarihleri arasında düşlerinizi topluyoruz! Beşiktaş Düşle Beşiktaş Gençlik Festivali kapsamında, Demokrasi  Meydanı (Beşiktaş merkezi) ve Ortaköy Meydanında kendinizi ve görüşlerinizi yansıtabileceğiniz büyük bir “Düşlerinle Gel” panosu kuruyoruz.

Düşle Beşiktaş Festivalinde, Beşiktaş hakkındaki fikirlerinizi renkli iplerle panomuza işleyebileceksiniz… Etkinlik içerisinde, düşlerinizin resimlerini yapabilir, görselleştirmelerinizi paylaşabilir, semtle ilgili sanat eserleri üretebilirsiniz. Düşlerinle Gel panosu sizinle renklenecek!

Düşlerinizle gelin, geleceğimize ve Beşiktaş düşlerimize doğru birlikte yol alalım.

 düslebesiktas_duslerinlegel_yayin

 

  • Düş kurarken, Ekim 2014’te yaptığımız Yavaşla ve Keşfet Beşiktaş Kent Atölyeleri zihin açıcı olabilir…
  • Şehrine Ses Ver, kentte ortak üretim kültürünü oluşturan ve yaygınlaştıran bir sosyal tasarım girişimidir.

 

Kategoriler
araştırma atölye etkinlik

YAVAŞLA VE KEŞFET KENT ATÖLYELERİ |1 ARDINDAN…

Kasım ayında gerçekleştirmiş olduğumuz Üsküdar ve Beşiktaş merkezlerindeki Yavaşla ve Keşfet atölyeleri, bize yaşadığımız yerler ve insanların geçtikleri yerleri algılamaları ile ilgili önemli izlenimler kazandırdı. İstanbul Tasarım Bienali-2015 paralel etkinliği olarak da duyurulan atölyelerde, yine farklı pratiklerden ve uzmanlık düzeylerinden kişiler ile bir araya gelerek yerel halkın katılımı ile çalışmalar yaptık

İstanbul’un hızlı ve karmaşık şehir hayatında, geçip gittiğimiz yerlerin farkına varmak, bir araya gelerek kentin senaryoları üzerine tartışmak için düzenlediğimiz atölyeler, yapılan forumlarla sonuçlandı. Şehrine Ses Ver ekibi olarak atölye ekipleri ile birlikte, Beşiktaş ve Üsküdar merkezlerini araştırdık, varolan potansiyelleri çıkardık ve tartıştık. Yaşadığımız alanları daha fazla görerek müdahil olabileceğimize karar kıldık.

Çalışmalarımız, her iki semt için belirlediğimiz temaların anlatımı ile başladı.

Bu temalar;

1. Katmanlar (plan, yapı, işlev)

besiktas_1958

2. Su Kültürü (su yolları, yapıları ve ürünleri)

damat ibrahim paşa su yolu

3. Kapalı-Yarı Kapalı – Açık Alan Kurguları (kentsel tasarım, bekleme, toplanma ve son cemaat yerleri, pasajlar, örtüler)

besiktas_ssv

4. Sokakta Yaşam / Yaşanabilirlik (kamusal alan, sokak, çocuklar, göçmenler, esnaf, seyyar satıcılar, canlılar)

başlıkları altında detaylandırıldı.

Alanda yapılacak araştırmalar için etkileşimli senaryolar ön plana çıkarıldı. Halkla yapılacak araştırmalar için çeşitli iletişim ve sergileme yöntemleri paylaşıldı.

Picture2 Picture1

Her iki semt merkezlerinde yapılan haritalar ile detaylı anlatım yapılan keşif gezisi düzenlendi. Alanın tarihi ile güncel kullanım ilişkileri değerlendirildi, çağdaş yaklaşımlar ile kullanımların ilişkilendirilmesi üzerine beyin fırtınaları yapıldı.

uskudar_sehrinesesver_harita Model

uskudar_kuskonmaz_camisi cami_mihrimah_avlu

Keşif gezisinden sonra ekipler, ilgilerini çeken yerlerin eskizleri yaptılar. Alanlardaki tespitler, tüm ekiplerce tartışılarak çözüm yolları arandı. Haftasonları soğuk havaya rağmen yapılan buluşmalarda, her iki belediyenin de semt merkezinde ortak kullanım alanı sağlayamamasından ötürü zorluklar yaşandı. Soğuğa aldırmadan yapılan söyleşiler, görsel haritaların eşlik ettiği görüşmeler, yerel halkın heyecanlı katılımı ile devam etti.

besiktas_yavaslavekesfet

besıktas_etkilesimli harita

Çalışma sürecini zenginleştirmek amacı ile son haftasonu İTÜ Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümü öğretim üyesi Mehmet Erkök’ün atölyesini ziyaret ederek ilham verici tasarımları eşliğinde sohbet ettik. İTÜ Mimarlık Bölümü öğretim üyesi Oruç Çakmaklı ile yapılan mini atölyede de hayal evrenimize bir yolculuk yaptık.

mehmeterkok_sehrinesesver_yavaslavekesfet

oruccakmaklı_sehrinesesver_yavaslakesfet

Yapılan tüm çalışmalar ve tartışmalar, haftalık raporlar ve son hafta her iki semtte düzenlenen forumlar ile sonuçlandı. Çalışmalar, kağıt üzerinde yapılan tüm projelerin sahaya çıkıldığında üçüncü ve dördüncü boyutunu kazandığını kanıtlar nitelikte idi.

Yavaşla ve Keşfet | Beşiktaş Süreci ve Çalışmaları

Ekipler ile iki haftasonu süren bir ön paylaşım ve değerlendirme sürecinin ardından yerel halkın etkileşimini sağlamak ve bunu bir ürüne dönüştürmek üzere çalışıldı.

Beşiktaş ilk değerlendirme haftası, Üsküdar ilk değerlendirme haftası, birçok kişinin zihninde yarattığı izlenimler ile alandaki gerçeklerin farklılaştığını ortaya koydu.

BİLİNMEYEN EKİBİ; İbrahim Özvarış, Derya Yaman, Seda Altan

Ekip, sokak ve cephe dokularını sorgularken tarihi yapılar ve “yeşil”in işlevsizleştirilmesine dikkat çekiyor. Sunumlarında, tarihi yapıların işlevselliklerini koruması ya da çağdaş kullanımlarla yeniden işlevlendirilmesi üzerine değerlendirmeler yaptılar.

 

KAŞİFLER EKİBİ; Tuğçe Ungan, Ece Doğan

Ekip, Beşiktaş’taki yaşamı, tarihi yapılar ve odak noktalarının kullanımı üzerinden inceliyor. Beşiktaş merkezde ve Beşiktaş-Kadıköy vapurunda görüşmeler yapan ekip, insanların dikkatini “an”a çekiyor.

Ekip, Kadıköy-Beşiktaş bağlantısını eğlenceli bir dille videoda aktarıyor:

http://vimeo.com/117728449

Getback Ekibi; Cansev RAKİPSİZ, Gubse KÜREŞ, Elif TEZEL

Ekip, yöre halkının kullanım ihtiyacının ne olduğuna dair bir araştırma yaptı. Daha sonra en fazla oy alan “yeşil alan” kavramını derinleştirerek “nasıl bir yeşil alan?” sorusunu tartıştı.

Beşiktaş’ın interaktif katılımla ihtiyacı olan ögelerinin keşfedilmeye çalışılması amaçlanmıştır. 2. aşamada, yeşil alan ihtiyacına yönelik çalışmamızı gerçekleştirdik. İnteraktif pano sayesinde, Beşiktaş Meydanı ve Kartal Meydanı’nda çalışma fırsatı elde ettik. 60 kişiyle görüşme fırsatı bulduk. Bu çalışma sonucunda; 16 park, 10 bisiklet yolu, 10 yol üstü dinlenme alanı, 6 ağaçlandırma çalışmaları, 5 oturma alanı, 5 paten alanı, 3 kaykay alanı, 2 balık tutma alanı, 2 köpek gezdirme alanı ve 1 adet mangal alanı talep edilmiştir. Rekreasyon ve spor alanları kategorilerini çeşitlendirerek, farklı düşünceleri yakalamak istemiştik. Bu yöntem ile, başarıyı yakaladığımızı düşünmekteyiz. Park ihtiyacının fazla çıkması aslında Abbasağa ve Yıldız parklarının etkin bir şekilde kullanılmadığını düşündürttü. Özellikle, denizle bağlantılı yeşil alanların eksikliğinin giderilmesi gerektiği belirtildi. Topoğrafya açısından bizi zorlayabilen Beşiktaş, bizi yavaşlatmakta fakat yaşlı insanlara belli zorluklar yaşatmaktadır. Yol üzerinde dinlenme alanları ihtiyacının yüksek oranda çıkması, buna bağlanabilir. Uygulama konusunda, soğuk hava dışında hiçbir sorun yaşamadık. Katılımın yüksek olması, sevindirici bir sonuç oldu.

* Yavaşla ve Keşfet | Üsküdar süreci ve çalışmalarını, forumlardaki tartışmaları, blogumuzdan bir sonraki gönderide takip edebilirsiniz…

 

Kategoriler
araştırma gezi

SAKLI VADİ KEMALİYE (EĞİN)

“Eğin’in altından akan Fırad’dır
Ağamın bindügi tallü gıratdur
Sılaya gelmesi haylü muratdur…”

Dağların arasından Kemaliye (Eğin)’ye vardığınızda bir vaha çıkar karşınıza.  Bir yanda Fırat’a yansıyan boz dağlar, diğer yanda yeşillikler içerisinde ahşap evler. Kentin içine girdikçe insanların sıcaklığı, yerel kültürünü sahiplenmesi de çarpıyor gözünüze. Çok uzun zamandır yaşadıkları yeri bu kadar seven bir topluma rastlamamıştım diyebilirim. Kemaliye 1938’de Erzincan’a bağlanmış. Tarihi M.Ö. 2000 lere dayanan Erzincan ve çevresi, Hititler ve Urartular’dan kalan önemli kültürel miraslara ev sahipliği yapıyor. Çok güzel, doğa sporlarına uygun ve dünya sıralamasında bir kanyona ev sahipliği yaptığını da belirtelim.

Kemaliye‘nin hangi dönemde kurulduğu tam olarak bilinmiyor. Kemaliye yöresi, MS 4. yüzyıldan itibaren Bizans İmparatorluğu’nun topraklan içinde kalmış, 7. yüzyılda Müslüman Araplar`ın akınlarına uğramış. Türkler’in Anadolu’ya gelişleri ile Anadolu Selçukluları’nın, İlhanlı Devleti’nin ve Akkoyunluların egemenliği altına girmiş. Çelebi Mehmed döneminde Osmanlı Devleti’ne bağlanmış. Uzun süre Diyarbekir Eyaleti’nin Arapkir Livası’na bağlı bir kaza merkezi olarak yönetilmiş. Geçmişte Eğin olarak bilinen ilçenin adı, yöre halkının Kurtuluş savaşındaki yiğitlikleri ile, Mustafa Kemal’in adından da esinlenerek Kemaliye’ye çevrilmiştir.

Ilçenin bilgi tabelalarinda isim “Kemaliye (Eğin)” olarak yer alıyor. Türkü ve maniler de Eğin ağırlıklı. Elazığ, Malatya ve Erzincan üçgeninde olan ilçe, uzun süre Elazığ’a bağlı kaldıktan sonra 1990’larda Erzincan’a bağlanmış. Kültürünün ise daha çok diğer iki kenti de içine alan, Halep’e doğru uzanan bir koridordan beslendiği görülebiliyor. Yerleşime Malatya’ya veya Erzincan’a uçakla gidip minibüs ile ulaşılabiliyor. Elazığ’dan minibüs veya Anadolu ekspresini kullanabilirsiniz.

Yöre, senelerce Karadeniz’den güneye inen ticaret kervanlarına, insanlara, çevreye dağıtılacak mallara ev sahipliği yapmış. Zanaatkarları, dokuma işçiliği, kasaplığı ile nam salmış. Bir zamanlar Ermeni ve Rum nüfusu yoğun olarak barındıran yerleşim yeri, savaşlardan sonra toplum yapısında ağır yaralar almış.

Özgün taş mimarisi ile bütünleşen ahşap işçiliği, bölgenin ana karakterlerinden bir tanesi. Ahşapların kar tutması ve ara dolgu malzemesi olan kerpicin ıslanması sebebiyle yapıların üzerilerine metaller kaplanmış. (Ege’de de gümüş rengi muşambalar kaplanıyor cepheye.) Bu çözüm hem iklimsel olarak, hem de ahşabın dayanımı açısından çok verimli gözükmüyor. Ancak şu anki sosyoekonomik durumda en pratik uygulama olarak yayılmış. Evler sokağa önce bir bahçeyle bağlanıyor. Eve girerken de “güverte” denilen çakıl taşlı bir giriş alanından giriliyor. Bu çakıl taşı döşemeler Likya’lılardan Anadolu’ya miras… Evlerin bahçeleri, yerleşimin yamaca kurulmasının etkisi ile “seki”dedikleri teraslama şeklinde oluşturulmuş.

Evlerde, ilk kattaki taş örgü dikkat çekiyor. Küçük taşların büyüklerinden aralarını tuttuğu taş duvar örgü yöntemi ile yapıların, deprem bölgesindeki dayanımı da arttırılıyor. Alt kattaki bu alanların bazı evlerde ahır, bazılarında depo olarak kullanıldığını öğreniyoruz.

Ahşap işçiliğini hem evin içindeki mobilyalardan, hem de hatıl, pencere, kepenk, saçak vb. öğelerden takip edebilirsiniz.Özellikle çevre köylerde çok güzel kapı işçilikleri ile karşılaşılıyor.

Sivil mimari örnekleri, halkın evlerin kullanımını koruması, ahşap ve malzeme zanaatlerini unutmaması sayesinde çoğunlukla korunabilmiş. Bakım ihtiyaçları göze çarpsa da Anadolu’da tanık olduğun birçok yere göre daha iyi durumdalar. Osmanlı’nın zanaatçı halkları Ermeniler ve Rumlar, göç etmeden önce çıraklarını yetiştirmiş olmalı. (Rum nüfus Venk(Yaka) ve Şırzı(Esertepe) köylerinde var olmuş.) Şu anda da bu zanaatlere önem verildiği, güncel işlerden hissedilebiliyor. Sokaklardaki su yolları ve su sesi de ayrı bir yaşam veriyor bu diyara…

Alandaki en büyük güncel sıkıntılardan biri son zamanlardaki su seviyesi düşüklüğü, diğeri de başka illerden gelen uygulayıcılar. Yörenin karakterini gözardı eden, son yıllardaki bazı uygulamalar insanların tepkisini çekiyor. “Restorasyon” adı altında yapılan ve Toki’ye ihale edilen bir kısımda bu etki çok belirgin. Taşların araları oyulup aradaki küçük taşlar sökülmekle kalmamış, araya yapılan harç, özensiz ve delik deşik yapılmış. Teraslarda yapılan ahşap işler de özensiz ve dayanımsız görünüyor. Yakın bir zamanda, karın da etkisi ile çatlama, kırılma ve çökme olması pek muhtemel. Küçük yörelerde yapılan bu tarz uygulamalar daha çabuk tepki yaratabiliyor. Sokakta konuştuğum herkeste uygulamadan duyulan rahatsızlık açıkça dile getirildi. Bir genç adamın işçilere yüksek sesle söylediği “işinizi severek yapmayacaksanız çekin gidin Kemaliye‘mizden” yakarışı ise dikkate alınmayacak gibi değildi. İlçenin içinde birçok tecrübeli ve işi bilen yapıcı varken, üniversiteye bağlı açılmış bir restorasyon bölümü işliyorken, ihale ile başka yörelerden deneyimsiz işçilerin buraya taşınması pek mantığımıza sığmadı açıkçası. Bu deneyimsizlik yapılan işlerde de açıkça görülüyor. Kemaliyeli yapıcıların ellerinden çıkan ahşap ve taş işçilikleri (daha çok merkezin üst kısmında yer alıyor) göz dolduruyor.

Aynı şekilde dış cepheye yapılan ahşap kaplama renkleri de hem bilmezlik, hem de acele yapım nedeni ile rengarenk olmuş. Yörede yaşayan bir uygulamacıdan, bu ahşap işleri için yine farklı yörelerden dayanımsız malzeme getirildiğini öğreniyorum. (Hangi ağacın hangi iklimde kullanılacağı dayanımı açısından çok önemli. Hatta önceleri, ahşabın iklime uyum sağlaması için yapım yerinde birkaç ay bekletilirmiş.) Ayrıca verniklerin de ahşap uygulandıktan birkaç ay sonra aralıklarla yapılması doğru yöntemmiş. Ahşap evlerin toprak damlarındaki toprağın, bazı evlerde kaldırıldığına tanık oluyoruz ki, bu da evin taşıyıcı sistemini baştan aşağı sarsan bir müdahale. (Bu izlenimlerimizi Kemaliye resmi kurumlarına da ilettik. Bir etkisi olacak mı diye merakla bekliyoruz.)

Hemen merkezde olan ve zanaatkarların olduğu eski çarşı alanı, büyük bir yangın ile yitirilmiş. Bu alan, kullanım olarak yine merkezi niteliğini koruyor. Yangından zarar görmeyen üst kısımlara çıkılırken, özgün sokaklara, yapılara, sokakların kenarlarından akan oluk oluk sular eşlik ediyor. Su sesi Kemaliye‘nin vazgeçilmezi denilebilir. Barajlardan önce Fırat’ın sesi etrafta yankılanırmış. Bu sene ise yöre oldukça susuzdu. Kemaliye‘nin üst kısmında yer alan Kemahlılar uzun süredir HES’lere karşı mücadele veriyorlar. Sanıyorum haklı olacaklar ki, alanda su ile ilgili herkesin endişeli olduğuna tanık olduk. (Bu projeler şimdilik iptal edildi. Prehistorik geçmiş ile ilgili önemli bulgulara içerdiği düşünülen alan da böylece kurtulmuş oldu.)

Kemaliyenin yüksek kısımlarında hala işleyen bir değirmen, tarihi bir cami, kurudut ve ceviz karışımından oluşan “lök”ün üretildiği lökhane bulunuyor.

Dünyanın ikinci büyük karanlık kanyonuna ev sahipliği yapması, yabancı turist ilgisini çekiyor olsa da, yurtiçinde pek bilinirliği bulunmuyor. Erzincan’ın eski valisi Recep Yazıcıoğlu’nun buraya yoğun emekleri ile kazandırdığı doğa sporları şenlikleri yazın katılmaya değer! Her yaz Kültür ve Doğa Sporları şenliği düzenlenerek hareketli zamanlar geçiriliyor.

62 tane köyü bulunan ilçenin bu köylerinin de oldukça güzel olduğunu söyleyebiliriz. Bu seferlik sadece Apçağa Köyü’nü gezebildik. “Orada bir köy var uzakta” türküsünü birçoğumuz biliriz. Dizelerin sahibi Ahmet Kutsi Tecer, bu köyü betimliyormuş.

Bu köyde de etraftan bilinmeye başlamanın etkisi ile olsa gerek “restorasyon” faaliyetleri hız kazanmış. Eğin merkeze göre ise evler daha çok bakım istiyor. Çeşitli zamanlarda bazı üniversiteler (MSGSÜ, KTÜ vb.) gelip araştırmalar yapıyorlarmış. Yörede tasarım ilgililerini besleyebilecek o kadar çok şey var ki, gezerek görerek konuşarak birçok görgü edinebiliyorsunuz.

Eğin’in beni en çok etkileyen yanı ise ne sadece mimarisi, ne de malzemeleri oldu. İnsanların, yörenin karakterini koruyan yaşama kültürleri, yaşadıkları yeri sahiplenmeleri (birçoğu İstanbul gibi farklı illerde yaşasalar da) çok etkileyici… Kültürel devamlılık için tek yürek olunması, etkisini üzerinizde uzun süre sürdürecek cinsten. Türkülerine eşlik eden kadınlar, erkekler ve çocuklar… Yöresel özünü koruyan, kadınlı erkekli halaylar ve halay sonuna eklenen minicik çocuklar… Kahvaltıda, bahçede kadınlarca çalınan tefler, davullar… Sokakta şahit olunan söyleşmeler, ikramlar…

İnsanı, doğası, yapılı çevresi ile oldukça güzel olan bu yöreye yolunuzu mutlaka düşürün…


[one_half] [align type=”left”]merveakdagoner[/align] Yazan; Merve Akdağ Öner
İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü Mezunu, Şehrine Ses Ver Kurucusu
Paylaşımları için Sayın Özgür Sarp, Gamze Seyyah Yazıcı ve Mehmet Fatih Güven’e teşekkürlerimle…

Kategoriler
araştırma

ŞEHRİNE SES VER İNFOGRAFİĞİ

şehrine ses ver infografik

Tasarım: Sevcan Alkan (mimar, grafik tasarımcı)