Kategoriler
araştırma

Çalışma Kültürü 5.0

Küresel salgın döneminde büyük bir ivme ile artan siber-fiziksel sistemler ile yaratıcı disiplinlerin dünyasının kesişiminde, şimdiki ve gelecekteki yaşama alanlarımıza yönelik ortaya çıkacak büyük bir keşif dünyasının eşiğindeyiz. Bizi heyecanlandıran bu süreçte, imece ve Türkiye Sosyal Girişimcilik Ağı işbirliğinde, ara studio kolaylaştırıcılığında düzenlenen, küresel salgın sürecinin getirdikleri, dönüştürdükleri ile ilgili olarak “Birlikte Öğrenme: Ekosistem Buluşması” yapıldı. Biz de sosyal girişimimiz Şehrine Ses Ver’den Merve Akdağ Öner ile, dönüşen çalışma alanları ve kültürü ile ilişkili, Çalışma Kültürü 5.0 adını verdiğimiz oturuma ev sahipliği yaptık. Oturumda, katılımcı kurum ve kuruluşlardan kişiler ile “Endüstri 5.0’a eklemlenen, insan ve anlam odaklı Toplum 5.0 çerçevesinde çalışma kültürümüzü değerlendirerek neleri tanımlayabiliriz?” üzerine konuştuk.

görsel: @pexels

Küresel salgın döneminde büyük bir ivme ile artan siber-fiziksel sistemler ile yaratıcı disiplinlerin dünyasının kesişiminde, şimdiki ve gelecekteki yaşama alanlarımıza yönelik ortaya çıkacak büyük bir keşif dünyasının eşiğindeyiz. Bizi heyecanlandıran bu süreçte, imece ve Türkiye Sosyal Girişimcilik Ağı işbirliğinde, ara studio kolaylaştırıcılığında düzenlenen, küresel salgın sürecinin getirdikleri, dönüştürdükleri ile ilgili olarak “Birlikte Öğrenme: Ekosistem Buluşması” yapıldı. Biz de sosyal girişimimiz Şehrine Ses Ver olarak dönüşen çalışma alanları ve kültürü ile ilişkili, Çalışma Kültürü 5.0 adını verdiğimiz oturuma ev sahipliği yaptık. Oturumda, katılımcı kurum ve kuruluşlardan kişiler ile “Endüstri 5.0’a eklemlenen, insan ve anlam odaklı Toplum 5.0 çerçevesinde çalışma kültürümüzü değerlendirerek neleri tanımlayabiliriz?” üzerine konuştuk.

Sosyal fayda sağlamaya yönelik olan yaratıcı sektörler, toplum yaşantısını oluşturan temel duygulardan, ihtiyaçlardan ve verilerden yola çıkıyor. Yaşam tarzı ve ihtiyaçlar, yaşantının oylumlarını/mekanlarını oluşturuyor, kullanıcıların veya mimarların tasarlarken tutunduğu ana kollardan biri oluyor. Henüz birkaç sene önce üretilen Endüstri 4.0 kavramı tazeliğini korurken, sistemdeki işlemeyen dijitalleşme noktaları oldukça eleştirildi ve sistem hızla yeni bir evrilme sürecine sürüklendi. Sadece makinaları ve sanal zekayı geliştirmenin, toplum ve endüstride yeterli karşılığı ve verimi oluşturamaması büyük tartışmalar yarattı. Bu sefer Japonya önderliğinde, Endüstri 5.0 duyurulurken, Toplum 5.0 ile bütünleşik olarak sunuldu. Toplum gelişim süreçleri beş kısımda toplandı:

• Avcı-toplayıcı yaşam tarzı (Toplum 1.0)
• İlk ve orta çağ tarım odaklı yerleşimler; insanlığın en içgüdüsel yerleşim çağı (Toplum 2.0)
• Endüstriyel seri üretimler ve küresel ticaret dönemi (Toplum 3.0)
• Bilgisayarlarla bilgi paylaşımı ve dijitalleşme dönemi (Toplum 4.0)
• Sanal ve gerçeğin güçlerini birleştirmesi, insan odaklı, anlamlı dönüşümler dönemi (Toplum 5.0)


Böylesi bir dönem tam da insanların kendilerini dönüşüm ve değişimin içinde bulduğu küresel salgın zamanına denk geldi. Şimdi ve sonrasında çalışma kültürünün değişimi ve potansiyelleri konuşulurken, kişisel psikolojik durumdan da kaynaklı olarak herkesin duygu durumları farklı boyutlarda oluştu. Bu süreçte biz de bütünü eksik ve yenilenen parçaları ile tekrar birleştirmeye çalışmaktan öte, tamamen parçalayıp yeniden özgün şekilde yapımını öneriyoruz. Bu yeniden yapım evresinde, çalışma ortamlarında ritmi yakalayan, zamansız (güncel deneyimlere uyarlanabilen) ve katılımcı kurgular oluşturabilmek için önemli bir şansımız var. Günlük iş ve işyeri rutinlerimiz kırılmışken, değişimin bizi taşıdığı farklı bir alan var. “Belki de yeniden yakalayamayacağımız bu potansiyel fırsatı nasıl değerlendirebiliriz”, diye sizin de aklınızı çelebilir miyiz?

Uzun yıllardır, kitlesel iş modelleri, yoğun çalışma düzenleri ve uzun çalışma sürelerine maruz kalıyoruz. Fabrika alanlarında uygulanan açık düzenli kalabalık çalışma ortamları, ortak çalışma prensiplerinin de etkisi ile artık ofislerde de uygulanıyor. Bu ortamların insanlara getirdiği bir birikmişlik, ifadesizlik ve iletişimsizlik var. Daha önceki küresel salgın dönemlerinden farklı olarak önlemlerin çalışma sistemi, alanları ve ekonomisi üzerine etkileri, insanlarda ve ekonomide şimdiden oldukça yoğun görülebiliyor. Özellikle dönüşen bu enerjisini atacak bir uğraş bulamayanlarda olumsuz duygular (öfke, mutsuzluk, kaygı vb.) oldukça yoğun hissediliyor ve araştırmalara göre bu durumun bireylerde görünme oranı hiç de az değil! Karmaşık duygular yaşayan, belirsiz bir süreçten geçen çalışanların, çalışma ortamlarına nasıl döneceği ile ilgili belirgin bir çözüm de düşünülmüş değil. Sadece fiziksel mesafelendirme ve sağlık önlemlerinden oluşan çalışma alanları dönüşümleri, kişilerde kabullenme mi yoksa tersi etki mi yaratacak belirsiz. Çeşitli araştırmalardan ve öngörülerden çalışanların artık ofislerinden, patronlarından, sistemden yeni koşullar talep edeceğini görebiliyoruz.

İnsanların hem ekonomik hem sosyal ihtiyaçlarını karşılamaya yarayan, çalışma alanları ve ortak alanlarını incelediğimizde, bu alanların uzun süredir sınırlayan ve sabit gerçeklikler üzerine kurulu olduğunu, belli bir dönemi, ifadeyi tanımladığını görüyoruz. Son yıllarda, kişilerin en temel ihtiyaçlarından olan kendini ifade yeteneğini özgürleştiren bir çalışma alanı geliştirilmeye çalışılıyor. Ya da son derece sabit deneyimler üzerinden nötr renkler ile aşırı düzenli, dokunulmaz çalışma alanları üretiliyor. Üretimin bel kemiği olan bu gibi çalışma ortamlarında nasıl düzenlemeler yapılmalı? Kişisel korunma önlemleri yeterli olacak mı, yoksa kişiselleştirilebilir alanlar için de ayrıca tasarımlar geliştirilmeli mi? En önemlisi, insanlar evde kişisel deneyimlerini iyileştirdikten sonra “yeni” koşullarındaki çalışma alanlarında mutlu ve verimli olabilecekler mi?

İnsanlara güncel deneyimlerini sorduğumuzda evden veya uzaktan çalışma deneyimi ile ofisten çalışma arasında temel birkaç farklılık yaşandığını görüyoruz:

  • Evdeki çalışma ortamlarını sevdikleri ve rahat ettikleri şekilde kişiselleştirmeleri;
  • Kişisel sınırların belirginleşmesi ancak iş saatlerinin sınırlarının silikleşmesi;
  • Zaman yönetiminin çok daha önem kazanması.

“Çalışma Kültürü 5.0” oturumunda soru-cevap tartışmaları şeklinde bu süreçte önemli gördüğümüz alanlara değindik. Programın gerektirdiği kontenjan sınırı dahilinde, çeşitli kurum, kuruluş ve sosyal girişimlerden yaklaşık on beş kişi ile oturumumuzu gerçekleştirdik. Burada değinilen konuları özetledik. Daha geniş katılım için de bunu bir online ankete dönüştürerek sizin de cevaplamanıza olanak açtık.

1. Çalışma ortamınızda ne zaman “yeni” başlangıç olabilir?
1 haziran’da genel olarak başlayan TÜSEV, Zorlu Holding gibi ofisler, bu başlangıcı yarı kapasiteli şekilde ilerletiyor. Temmuz, Ağustos aylarında salgının artmaması halinde tam kapasiteli çalışma hedefleniyor. Farklı illerde faaliyet gösteren Cogi, okullarla ilişkili kuruluşlar ve Brüksel’de yer alan MindHub güvenli yolculuk için Eylül’ü bekliyor.

2. Sizin bakış açınızda neler değişti?
• Aciliyetlerin vazgeçilebilirliği ile önceliklerin gözden geçirilmesi
• Ofis rutinine yeni bakış açısı
• Sınırlayıcıların verimlilik adına yararları
• Online eğitimin katkıları
• Yeni ilgi alanlarının keşfi
• Sürdürülebilir bir ortam arayışı ve iş modeli
• Kişisel tercihlere yönelme ihtiyacı

3. Döndüğünüzde çalışma ortamınızda nelerin değişmesini bekliyorsunuz?
• Hibrit çalışma düzeninin sağlanması (ev ve ofis ortaklığı)
• Daha paylaşımlı iş alanları
• İmkanların paylaşılması
• Ortaklıklar ve işbirliklerinin artması
• Kira yardımı yapılması
• Dönüşümlü ofis/çalışan kullanımı
• Sivil toplum kuruluşlarının kaynaklarının azalması

4. Çalışma ortamınızda sizce neler değişmemeli?
• Yüzyüze ilişki kurma imkanı Toplantılar ve etkinlikler
• Biraraya gelişler

5. Evden çalışırken sevdikleriniz neler?
• Fiziksel ve zihinsel rahatlık
• Zamanı daha etkin kullanmak
• Evle ilgilenebilmek
• Kendime zaman ayırabilmek
• Değişen/farklılaşan zaman algısı
• Çocuğumuz ile zaman geçirebilmek
• Çalışma aralıklarını tercih edebilmek

6. Evden çalışırken sevmedikleriniz neler?
• Belirsizlik
• Önceden planlanmamış görüntülü aramalar
• Tanımlı çalışma saatlerinin olmaması (Herkesin her zaman uygun olmasının beklenmesi)
• Toplantılar sırasında dış seslerin konsantrasyonu bozması

7. Size iyi gelen fiziksel ritminiz ve ortamınız nasıl?
• Güneş ışığı alan, aydınlık bir ortamda çalışmak
• Rahat çalışma koltuğunda oturmak
• Derli-toplu bir çalışma ortamı
• Ev ve iş eşyalarını ayırmak
• Sosyal alanda/sesli alanlarda (kafe vb.) çalışabilmek
• Açık havada olabilmek
• Bahçede olabilmek
• Yeşil görebilmek
• Hareketlilik

8. Zihninizi aktif ve dingin tutmak için ihtiyaçlarınız neler?
• İlham alabileceğim şeyler
• Keyifle yemek yapmak
• Anın keyfine varmak
• Meditasyon
• Hareket ve karmaşadan beslenmek

9. Değişim size ne hissettiriyor?
• Merak
• Heyecan
• Umut

Küresel salgın sürecinde, kişisel dönüşümlerin, yoğunluk değişimlerinin etkisi ile çalışma alanları yeniden tanımlanacak, kartlar yeniden dağıtılacak. Belki de bu sefer daha katılımcı, deneyime uyarlanabilen, çeşitli anlık çözümlere olanak sağlayan bir çalışma ortamı oluşturulabilecek. Gününün en az üçte birini çalışarak geçiren insanlar için çalışma ortamlarını geliştirme hakkının elde edilebilmesi; belki de açık alan, kent kullanımları ve hak temelli konularda da bireyden başlayıp topluma yansıyacak bir ışık oluşturacak.

Yeni alanlarımızın, güncel ihtiyaçlarımızın, olası kullanımlarımızın şekillendireceği sevdiğiniz bir çalışma ortamını katılımcı şekilde birlikte tasarlamak hedefiyle yola çıkıyoruz. Peki ya sizin; mutluluk veren bir çalışma kültürü için tercihleriniz ve düşleriniz neler? Bu konuda oluşturduğumuz anketimize siz de katılabilirseniz daha geniş bir kitlenin bu alandaki kullanım farklılıklarını inceleyebiliriz.

Şehrine Ses Ver olarak küresel salgın sonrasında dönüşen alanların daha katılımcı ve etkileşimli olması adına çalışmalar yapmaya devam edeceğiz.

Kategoriler
araştırma atölye data etkinlik kent şehir TASARIM

Düşlerinle Gel Beşiktaş Etkileşimli Panosu Veri Analizi Sonuçları

Şehrine Ses Ver olarak geliştirdiğimiz çeşitli alan araştırmalarından sonra, kamusal alan kullanımlarını daha detaylı değerlendirebilmek, katılımı yoğunlaştırmak, kent kullanımlarındaki görüşleri haritalayabilecek bir yöntem geliştirmek hedefiyle Düşlerinle Gel panosunu tasarladık. İnfografiklerle kenti tanımıştık, ‘yavaşla ve keşfet’ diyerek görüşümüzü zenginleştirmiştik. İnsanların daha yoğun katılacağı ve bu yoğun bilgiden tasarım yoluna girebileceğimiz bir teknik arayışı içerisindeydik. 2015 yılında Düşle Beşiktaş Festival ekibinin daveti ile kamusal alanda deneysel bir araştırma yapma fırsatımız doğmuş oldu. Öncesinde bu konuda bir altyapı araştırması yapmış olduğumuzdan bu fırsatı yakalayabildik. Hem naif, hem de insanların gönüllerine dokunabilecek bir çağrı ile “düşlerinle gel” dedik. İnsanlar önce düş kursunlar, bunun için elleriyle işlesinler ve harekete geçsinler diyerek tasarladık.

Etkileşimli pano, 2015 yılında Beşiktaş Meydanı’nda, 2016 yılında Sanatçılar Parkı’nda kuruldu ve birkaç günlük de olsa kendi örüntüsünü oluşturdu. Çeşitli yaşlardan, fikirlerden, kullanıcılardan sadece doğal yönlendirilmelerle gelenlerden büyük ilgi gördü. Analiz edilmiş içeriği yönlendiren doğru bir soru-cevap ilişkisi ve etkili bir iletişim stratejisini, el işi ile birleştirerek deneysel bir yaklaşım getirmek ana hedeflerimizden biriydi. Nitekim insanlar bu motivasyonumuzu yakalayarak güven duydu ve el birliği ile panoyu her gün bir kere daha renklendirdi. Toplam 403 katılım yapılan panodaki cevapları, her kişisel cevabı değerlendirebilecek şekilde gün sonunda tek tek saydık. Nadasa bıraktığımız verilerimizi yakın bir zamanda tekrar çıkararak analiz etmeye başladık ve değerlendirdik.

İki sene üst üste yapılan çalışmada, öncelikle tekil sorular üzerinden bir oranlama yaptık. Sonrasında çapraz ilişkiler kurarak anlamlı yorumlamalar çıkabiliyor mu diye analiz ettik. Kentte açık verinin herkese ulaşabilmesi hedefi ile tüm verileri paylaştığımız analiz çalışmamıza, okuyucularımızın veya katılımcılarımızın katkı sunmasını bekliyoruz.

Öncelikle 2015 yılında Beşiktaş Özgürlük Meydanı’ndaki katılımcılarımızın görüşlerini derledik:

sehrinesesver düslerinlegel

Çalışmamıza 2016’da katılanların %43’ü Beşiktaş’ta oturuyor, %20’si Beşiktaş’ta çalışıyor/okuyor, %37’si ise Beşiktaş’ı kullanıyor. Görüşülen kişilerin yarısından fazlasının 18-25 yaş aralığında, kalan %47’nin ise çeşitli yaşlardan olduğunu görüyoruz. Beşiktaş’ta oturanların %7lik bir kısmının sakini oldukları semtte 8 saatten daha az zaman geçirmesi bize dikkat çekici gelen bir oran. Çok çalıştıklarından mı, yoksa çok gezdiklerinden mi eve ulaşamıyorlar dersiniz? Hem deniz yolu, hem de köprü yoğunluklarını karşılayan bir ulaşım aktarım bölgesi olması sebebiyle, Beşiktaş’ı kullananlar çok çeşitli zaman aralıklarını bu ilçeye ayırdıklarını belirtmişler. Sadece yarım saatlik bir kullanım yapanların %10luk bir dilimde olması, ilçe çok büyük olsa da bu soruyu merkez aktarma alanları üzerinden değerlendirdikleri izlenimine yol açtı. Alandaki ulaşım yöntemi olarak 30%lik bir yürüyüş oranı, sosyal-kültürel ve ekonomik ihtiyaçların yürüyüş mesafesinde rahatça karşılanabildiğini gösteriyor. Asıl dikkat çekici olan ise toplam %60lık bir toplu taşıma kullanımı! Özel araç kullananların duraklama yapıp festivale katılmadıklarını göz önüne alsak bile, alan kullanımı açısından diğer bir dikkate değer veri olarak bunu kabul edebiliriz. Bu kadar yoğun kullanımlı toplu taşıma ve bekleme alanları acaba yaşayanların servis ihtiyaçlarını karşılayabiliyor mu? Ya da ilçe genelinde, yaya ve toplu taşıma dostu olma konusunda neler sunulabilir? Bu konuyu da birden ona kadar aralıkta (10 en yüksek memnuniyet puanı) değerlendirilen memnuniyet soruları ile çapraz değerlendirebiliriz. Bu sorularda görülüyor ki, ulaşım rahatlığı konusunda yüksek olmayan, ortalama bir memnuniyet durumu var. Özel işlevlendirilmiş yollar (kaldırımlar, engelli, bisiklet yolları vb.) konusu ise, bizim pano başında iken de çok dikkatimizi çekecek şekilde düşük puanlanan bir seçenek oluyor.

Yukarıdaki tabloda memnuniyet sorularına verilmiş yanıtların ortalamalarını ve dağılımlara dair bazı temel bilgileri görüyoruz.  Ortalama değerlere baktığımızda “”özel işlevlendirilmiş yollar” sorusunun en düşük puanı almış. 5,190 değeri en düşük değer olsa da, bu konuda tam bir memnuniyetsizlik / yetersizlik düşüncesi olduğundan bahsetmek güç. Değer, 5’in altına düşerek net bir memnuniyetsizlik ifadesine dönüşmemiş. Meseleye böyle baktığımızda sorulan hiçbir soruya açık bir memnuniyetsizlik ifadesiyle yaklaşılmadığını görüyoruz. Ortalama olarak en yüksek skorun ise “Beşiktaş yaşanabilir bir semt mi?” sorusuna verilmiş olduğunu görüyoruz.  8.118 ortalama değeri bu konuda oldukça net bir tavrı işaret ediyor.

“Beşiktaş’a ulaşım rahat mı”, ” Beşiktaş’taki sokak sanatları” “Beşiktaş’ta kendimi güvende hissediyorum”, “Beşiktaş güzel ve estetik bir semt”, “Beşiktaş yaşanabilir bir semt” ve “Beşiktaşlı hissediyor musun” sorularına en çok verilen yanıtın (mod) 10 olduğunu görüyoruz. Ortalama değerlerin yanı sıra bu bilgi de sorulan sorulara dair genel bir memnuniyet halini ifade ediyor. Bu bağlamda ortalama değeri en düşük soru olan “özel işlevlendirilmiş yollar” sorusuna baktığımızda, en sık verilen yanıt olarak 1 değeriyle karşılaşıyoruz. Bu soruya yanıt veren kişilerden, 27’sinin 1 yanıtını vermiş olduğunu görüyoruz.

Sorulara verilen yanıtların çeşitliliğini, ortalama değere göre nasıl dağıldığını incelediğimizde en yüksek çeşitliliğin “özel işlevlendirilmiş yollar” sorusunda gerçekleştiğini, en düşük çeşitliliğin ise “ışıklandırma, aydınlatma” ve “Beşiktaş yaşanabilir bir semt mi?” sorularında gerçekleştiğini görüyoruz.

give sound of your city besiktas istanbul

Yaşa göre memnuniyet sorularının değerlendirilmesi

Daha sonra verideki yaş dağılımını gruplayıp veriyi daha anlamlı kılmak ve daha sağlıklı analizler yapabilmek adına 25 yaş üstü ve altı olmak üzere tekrar baktık. Katılımcılarımızın %68’inin 25 yaş altı, %32’sinin de 25 yaş üstü olduğunu gördük.

SEHRİNESESVER interactive board

Çapraz tablolarla, bir değişkene bağlı olarak memnuniyet puanlarının değişimine de bakmak istedik. Yaş değişkenini bu şekilde çalışmak için 25- ve 25+ olarak değiştirdik (grupladık). Bu yeni gruplama sonucunda memnuniyet sorularına verilen yanıtların ortalama değerleri üstteki slaytta yer alıyor. Yaş gruplamasına göre en yüksek fark “sahil şeridi” sorusundaydı. 25- kesimin bu soruya verdiği ortalama yanıt 6,43 iken 25+ kesimin ortalaması 5,10 idi. Bu analizde istatistiki olarak anlamlı farkların çıktığı sorular, sahil şeridi dışında, “özel işlevlendirilmiş yollar”, “aktivite mekanları” ve “tasarımlar ve tarihi yerler” sorularıydı. Bu sorulardan sadece “tasarımlar ve tarihi yerler” sorusuna 25+ kesim, 25- kesime göre daha yüksek puan vermişti. Bundan da alanların yaş gruplarının eşit kullanımını yüreklendirecek şekilde tasarlanmadığı yorumuna varabiliriz.

sehrinesesver düslerinlegel

Beşiktaş’ta olma haline göre memnuniyet sorularının değerlendirilmesi

Tabloyu incelediğimizde sorulan sorulara en yüksek memnuniyetli yanıtların Beşiktaş’ta oturanlardan gelmiş olduğunu görüyoruz.  Bu bağlamda Beşiktaş’ta oturanlar, aynı zamanda Beşiktaş’tan en çok memnun olanlar.

Üç soruda Beşiktaş’ta oturanların diğer gruplara göre en düşük puanı verdiğini görüyoruz.

  • Sahil şeridini verimli kullanabiliyor mu?
  • Etkinlik mekanları – imkanları yeterli mi?
  • Kültür yapıları yeterli mi?

Bu sorular, Beşiktaş’ta yaşamayan gruplar tarafından daha yüksek puanlanırken, Beşiktaş’ta yaşayanlar tarafından daha düşük puanlanmış.

Bu durum Beşiktaş’ta yaşamayanların Beşiktaş’la kurdukları sahil, etkinlik ve kültür ilişkisinin tatmin ediciliği üzerine fikir vermektedir.  Beşiktaş’ta yaşayanlar bu üç başlık bağlamında daha sınırlı bir tatmin içindedir.  Beşiktaş’ta yaşamayanların, Beşiktaş’la kurdukları ilişkinin bu üç başlıkta görece sınırlı olması da bu tatmin farkını açıklayabilir.

Yukarıdaki tablo ve grafik yardımıyla Beşiktaş’ta oturmayanların en yüksek puanı verdikleri soruları da okumak anlamlı olacaktır.  Sokak sanatları sorusuna en yüksek puanı verenlerin Beşiktaş’ı kullananlar olması gibi.

Beşiktaş’ta oturanlar, Beşiktaş’ı kullanan ya da orada çalışan-okuyanlara göre anlamlı derecede kendilerini daha fazla Beşiktaşlı hissediyorlar. Bu anlamda kendisini en az Beşiktaşlı hisseden grup Beşiktaş’ı kullananlar.

give sound of your city beşiktaş

2016 yılında Düşlerinle Gel Beşiktaş etkileşimli panomuzu Çiçek Festivali kapsamında Sanatçılar Parkı’na kurduk ve oradaki katılımcılarımızın görüşlerini derledik:

sehrinesesver 2016 çiçek festivali

2015-2016 karşılaştırma tablosuna baktığımızda değerlerin yapısında benzer bir örüntü görüyoruz. Özel işlevlendirilmiş yollar yine memnuniyet olarak en düşük puanı alırken, “Beşiktaş yaşanabilir bir semt mi?” sorusu yine en yüksek puanı alıyor.

Bu bulguyu aslında başlı başına çok değerli ve heyecan verici olarak görüyoruz. İlk araştırmanın temel örüntüsünün devam etmesi, süreç aşamaları ile deneysel olan bu çalışmamızın sürdürülebilirliği açısından bize azim katıyor.

Karşılaştırma tablosunda ilk göze çarpan veri, 2016 puanlarının 2015 puanlarından neredeyse her soruda daha düşük olması. Sadece yeşil alanlar sorusunda bu anlamda olumlu bir fark var. 2016 değeri, 2015 değerinden daha yüksek… Bunu da 2016’da bir parkın tam içinde olmamıza ve kullanıcıların parktan yararlanma halinin yüksek olmasına bağlayabiliriz.

sehrinesesver 2016 çiçek festivali

sehrinesesver_besiktas_düslerinlegel kültür sanat

SEHRİNESESVER interactive board

SEHRİNESESVER interactive board

Mümkün olduğunca çeşitli görüşlerin aktarılmasına çalıştığımız Düşlerinle Gel panosunu, iki farklı, sene iki farklı alanda kurduğumuzda karşımıza çıkan sonuçlar bu şekilde oldu. Bu süreçte, sorunun insanları yönlendirme kabiliyetini daha iyi anladık. Örneğin, ön araştırmalarını yaparak özel işlevlendirilmiş yolların bir değer olarak öne çıkarılması, ya da yollardaki aydınlatmaların güven duyumu ile ilişkisi gibi. Belki bizi en az, birçok insanı ise en çok şaşırtan katılım yoğunluğu oldu. Gördük ki insanlar yaşadıkları, kullandıkları alanlar ile ilgili kendilerine danışılmasını bekliyorlar. Yine anladık ki, kapıdan yapılan kurum anketleri bu konuda çok yetersiz. Özellikle de yeşil alanların kullanımı konusunda ilçe belediyesi üst düzey bir verimlilik sunduğunu savunurken, kullanıcıların ortalama bir beğeniye sahip olduklarını aktarmaları, eminiz ki ilçe belediyesini şaşırtacaktır. Buna ek olarak, panoyu kurduğumuzdan itibaren katılım gösteren, panoya sahip çıkan sokakta yaşayan çocuklarının aydınlatmalar ve sokak tasarımları ile ilgili olumsuz geri bildirimleri, bu yerleri tasarlarken “kimin için?” tasarlandığı sorusunu bize sordurdu.

Kentte her bireyin kullanım hakkı olan kamusal alanlarda daha yenilikçi stratejiler, iletişim kanalları, katılımcı tasarımlar beklendiği açık. İstanbul gibi koca bir şehrin bir parçası olan Beşiktaş’ta yaptığımız bir çalışmada, orada yaşayanların fikirleri, görüşleri ile zenginleşen bir süreç ilerlettik. Bu akışta çeşitli disiplinlerden oluşan Şehrine Ses Ver ekibimizle, sivil toplum kuruluşları tecrübesi olanlar,  tasarım ve iletişim ile ilgilenenler, sosyal bilim dalları ile uğraşan kişilerden çok değerli katkılar edindik. Beşiktaş’taki ritime ve düşlere kulak verdik. Bir sonraki basamak, düşlediğimiz alanları benzer bir süreçle tasarlayarak hayat vermek olacak.

Kategoriler
araştırma etkinlik kent

bomonti keşif ve infografik atölyesi sunumları

sehrinesesver2_cover-1

bomontiada tarihin ve mirasın izini sürüyor, “Köklerin Hikayesi”nin peşine düşüyor. Sakini olduğu semtin geçmişiyle bağlarını güçlendirmek ve farklı kültürlerin miras sofralarını bir araya getirmek için, 2016 yaz aylarında Şehrine Ses Ver ile Bomonti semt dokusuna özel bir atölye düzenlendi. Atölye sonucunda çıkan ürünler 1 Ekim Cumartesi günü saat 17.00da bomontiada avluda Bomontililer ve ilgili kişilerle tartışılacak.

Kentte ortak üretim kültürünü oluşturan ve yaygınlaştıran sosyal tasarım girişimi Şehrine Ses Ver, Haziran ayında Bomonti’nin çevresel, mimari ve üretim süreçlerini inceleyen bir keşif ve infografik atölyesi gerçekleştirdi. Bomonti’nin geçmişten günümüze köklerini araştırmak için seçilen beş konu; yapısal dönüşüm, sanayi, kamusal alanlar, rotalar ve potansiyel kesişim alanları olarak belirlendi. Ekiplerle ilk haftasonu çalışmasında altyapı oluşturacak veri analizleri, infografik ve iletişim stratejileri ile Bomonti tarihi, dönüşümler ve kültürel kimlikleri ile ilgili bilgiler paylaşıldı. Bomonti’nin ilk sanayi fabrikaları süreci, 1973 köprü inşaatı süreci ve Bomonti tüneli sonrasındaki dönüşümleri ele alındı. Alanın kent içi küçük sanayi kimliği ile yıllarca İstanbul’un merkez noktalarından birinde olması, sosyal yapıları ile birlikte tartışıldı. Kentsel tasarımın toplumsal ilişkileri de tasarladığı, alanın coğrafi potansiyellerinin sanayi hafızasındaki yeri değerlendirildi.

Disiplinlerarası oluşan ekipler, edindikleri altyapı bilgileri, bilimsel yayın araştırmaları ve çevre sakinleriyle görüşmeler ile Bomonti’yi dört bakışta ele aldılar. Sonucunda, görsel anlatım tasarımları ile birlikte semtin arşivi, dönüşümü ve kesişim alanları ile Bomonti’ye ses verdiler.

Atölye yürütücüleri: Merve Akdağ Öner, Kemal Şahin, Ersan Avcı

YOL YOK : Burcu Akbaba, Başak Nur Vanlıoğlu, Melih Fırat Ayaz
Böyleyken böyle başlıklı çalışmada, sosyal ve yapısal dönüşümlerin birbiri ile ilişkisi irdeleniyor.
9.20 : Gamze Yaşar, Ferhat Akbaba, Alperen Bal
Video çalışmasında, Bomonti’deki sosyo-ekonomik dönüşümün gösterimi yapılıyor.
İZ : Ezgi Güler, Anıl Emmiler, Gözde Karahan
Bomonti’nin değişimi çalışmasında, geçmişten günümüze ayrıntılı harita analizleri sonucunda çıkan veriler görselleştiriliyor.
AKS : Elif Kadayıf, Enes Emin Bahadır, Melike Üresin
Bomonti’de alan çalışması yapan ekip, alanın kullanım çeşitlilikleri üzerinden kesişimlere odaklanıyor. bomontiada’nın bir buluşma noktası olma halini tartışmaya açıyor.

bomontiada and şehrine ses ver has organized a workshop about Bomonti in the summer months. In the workshop, interdisciplinary groups have worked on site about characteristics, transformations and social-economic realities. The studies designed into infographics and visualizations. The presentations will be in bomontiada at 1st of October 2016. 

YOL YOK_ The group has the history of buildings and people movements. They will mention about the site and minority people movement on a map illustration.

9.20_ They have the topic of transformation of Bomonti in years about buildings and constructions related with economy.

İZ_ They studies a history line of area with a very detailed map and percentage analyses. A lineer infographic and 5 streets with old and new stories&lifes&usages.

AKS_The topic is intersections of people. With an area perseption and mind research, they design a quick play Which characters use which route and what are the intersections? How bomontiada will have a role to be multicharacters meetings point.

Kategoriler
araştırma kent TASARIM

Zanaatin Algoritması

İstanbul Teknik Üniversitesi öğretim görevlilerinden Zeynep Ataş ve Nizam Sönmez, Mardin Artuklu üniversitesinde stüdyo öğrencileri ile birlikte bir araştırma ve üretim süreci gerçekleştiriyor. Kolektif bir çalışma olan “Zanaatin Algoritması” zanaatleri derinlemesine araştırıp bir algoritma üretmeyi deniyor. Kentin Girdapları isimleri bloglarında ise proje stüdyosunda gerçekleştirdikleri projeleri paylaşıyorlar.
Grup, zanaat süreçlerini görselleştirerek zanaatleri bir sisteme oturtmayı hedefliyor. Çalışmanın ikinci aşamasında ise bu süreçlerden 90 saniyelik birer film üretilecek. Ekip, yaptıkları çalışmayı şu şekilde tanımlıyor:
“Zanaatin Algoritması”, “Bişey Dönüştüren Stüdyo” adını verdiğimiz, Mardin Artuklu Üniversitesi’nde bir dönem sürecek bir kolektif araştırma ve üretim sürecinin parçası, hazırlığı ve yan işi olarak kurgulandı. Stüdyoda araştırdığımız konular mekanı-mekanda-mekansal hesaplama / fiziksel hesaplama / yapma etme kültürü gibi başlıklardan zanaatlere uzanana bir aralıkta yer alıyor. Kentteki tetikleyiciler ve etkileşim süreçlerinin yanısıra öngörülemeyeni de barındıran sistemler tasarlayarak kentte mevcut mekanı gerçek zamanlı, fiziksel ölçekte hesaplama üzerinden yeniden üretmeyi hedefliyoruz. Mekandaki akış, döngü ve sistemlerin ve bunların etkileşerek birbirlerini dönüştürme potansiyellerinin yani kentin girdaplarının keşfedilmesi yoluyla mekanı dönüştürmek için, önerilen sistemin bilgisi üzerine arama, anlama, kaydetme, anlatma ve üretme denemeleri yapıyoruz. Amacımız tasarıma dair bir zanaatkarlık ile olası prototip ve birebir uygulamaları gerçekleştirmeye yönelik imalat becerisini yanyana kullanmak.
“Zanaatin Algoritması” işi zanaatleri derinlemesine araştırırken, bir algoritma üretimi denemesi olarak da dolaylı yollarla “Bişey Dönüştüren” önerilerinin sistem bilgisini oluşturmaya destek oluyor. İlk aşamada bir zanaatkar ile tanışılması, zanaatin incelenmesi, çözümlenmesi ve verinin diyagrama çevrilerek aktarılması isteniyor. İkinci aşamada ise bu çözümlemeleri 90 saniyelik bir tür algoritma-film üretmek için kullanıyoruz.
Stüdyo yürütücüleri: Zeynep Ataş, Nizam Sönmez
[Elekçi] Mikail Oğuz – Esra Keklik
[Kasketçi] Dilan Yalçın – Hülya Olğaç
[Kavurma sacı ustası] Zübeyir Çetin – Veysel Özmen
[Marangoz] Cemal Temel – Ahmet Özdemir
[Şahmaran ustası] Hasan Berat Aydın – Abdürrahim Karataş
[Çömlekçi] Mehmet Emin Yavuz – Mehmet Yanar
[Telkari ustası] Fırat Bakır – Ali Aksoy
[Ayakkabıcı] Rümeysa Başak – Ebru Yolaçan
[Kalaycı] Şeyda Örnek – Rania Al Bassir
[Takunyacı] Ahmet Şimşek – Bahattin Güneyli
[Terzi] Yasemin Turan
[Bakırcı] Osman Tekin – Botan Gümüş
[Hattat] Zeynep Ataş

dilan_hülya_ZANAAT ALGORİTMASI


OZxEvf45BymbuAeXzNP4cctIqJGPYgbSPQP5pOHE6OY,NQ4_1ihnaHvs6_idqe6HQhJ42WqCtyetpbhfX8p-jxA


elek_zanaatkarı_esra.keklik_mikail.oğuz


 

mA8BQI21s0urmHRS3i39_nxVfCrnOScu04qPQHdWz5Q


bahattinAHMET_zanaatkarın_algoritması


_OgFJGjJvnq3uOWUCPOJ_M3_ncn6cQSfWDiEXG9RuqY


ahşap işleme diyagramı_Cemal Temel_Ahmet Özdemir


mehmet_emin-zanaatkardiyagramı


nSLAsG9QLBOcJcqdOo-ZuMl0vTLqJ_mH5298MJlTjUQ


rmys_ebru_zanaatpaftası


zanaatinalgoritmasi_zeynep2


RbDEITclFiTMzG1ZTPdl7Yg-ZvkRD4bfKIVewUVq4DI

 

Kategoriler
araştırma etkinlik güncel kent

DÜŞLERİNLE GEL ETKİLEŞİMLİ PANOSU | BEŞİKTAŞ

16-18 Mayıs tarihleri arasında naif ve romantik bir çağrıyla yola çıktığımız ‘Düşlerinle Gel’ etkileşimli panomuz Beşiktaş’ta büyük ilgi gördü. Pano çeşitli insanların fikirleri ve renkleri ile kendine bir yaşama alanı inşaa etti. Düşle Beşiktaş Gençlik Festivali için ekibimizce tasarlanan pano, Beşiktaş merkezindeki Demokrasi  Meydanı’nda, Beşiktaş hakkındaki fikirlerinizi, yaşınıza göre seçtiğiniz renkli iplerle işlediğiniz büyük, renkli bir haritaya dönüştü. Her gün sonunda panoya işlenen ipleri titizlikle tek tek saydık ve fikirlerinizi kayda geçirdik.

Düşle Beşiktaş Festivali’ndeki üç günlük etkinliğimiz boyunca, hem kentimizi paylaştığımız kişiler ve kendimize dair birçok şey öğrendik, hem de çok keyifli vakit geçirdik. Yaptığımız renkli anket aracılığıyla çeşitli bakış açılarından kimselerin şehri nasıl kullandıklarını, ilişkinliklerini (aidiyetlerini) ve memnuniyet durumlarını kaydetme fırsatı yakaladık.

Etkileşimli (interaktif) haritalama yöntemi ile oluşturduğumuz panomuzu hazırlarken son derece heyecanlıydık. Kasım ayında gerçekleştirdiğimiz Yavaşla ve Keşfet kent atölyelerinden birikimlerimizi de yansıttığımız sorulara ve cevaplara gelecek tepkileri merak ediyorduk. Acaba insanlar bu yöntemi nasıl karşılayacaklardı? Sokakta karşılaştıkları diğer anketler gibi bizi de geri çevirirler mi diye biraz çekincemiz vardı açıkçası. Sonuç olarak üç gün boyunca Beşiktaş Demokrasi Meydanı’nda gerçekleştirdiğimiz etkinliğimizde panomuz büyük ilgi gördü! Özellikle gençlerin yoğun katılım gösterdiği panomuza (bakınız mavi renklerin cokluğu), çocukların (7-12 yaş arası) da en az büyükler kadar ilgili olduğunu ve soruları bir yetişkin ciddiyetiyle cevapladıklarını gördük. Kimisinin boyu da erişmiyordu, çocuklarla birlikte doladık ipleri… Yaşlıların çevrelerine ne kadar hassas ve duyarlı olduğunu, kentin gelişimine ne kadar yalın bir gözlemle dahil olduklarını keşfettik.

Her günün sonunda yaşlara göre sarılan ipleri tek tek sayarak toplarken, insanlar büyük merakla beklediler. Akşamları kuyruk oluşturup yapmaya devam ettiler, biz de bu ilgi karşılığında panomuzu gece yaşamına da dahil ettik. Sabah bir geldik ki, onlarca insan kendi kendine örmüş iplerini, doldurmuş anketini. Panoya zerre kadar zarar verilmemiş, ipler ve hatta makas bile yerli yerinde! Sabah gördüğümüz bu görüntü muhteşemdi!

Bizler öğrendik ki; her yaştan ve her kesimden insanın şehir ve ilişkinlikleri hakkında konuşacakları, aktaracakları varmış. Yeter ki, aktarım şekilleri keyifli ve güvenilir bir hale getirilsin… Sokakta yaşayanların panoyu sahiplenmesi, katılım göstermesi ve ilgi ile takip etmesi de bir diğer mutluluk verici gözlemimizdi. Bizler kendi dünyamızda sonu gelmeyen gündelik koşuşturmanıza saplanmış kalmışken, sokak ışıklarının rahatsız ediciliği gibi şehre ve hayata dair fark edemediğimiz gerçeklikleri bizimle paylaştılar.

Festival bitiminden sonra panomuz taşınmak üzere konacağı araca sığmadı, sığamadı, sığmak istemedi. ‘Düşlerinle Gel’ panomuz meydanda kendi yaşamını kurdu ve devam ettiriyor. Bundan sonrasında sırada yerel yönetim yetkililerinin de ilgisi olur ise ekibimizce yapılacak analiz çalışmaları var.

duslerinlegel_besiktas_sehrinesesver (5) duslerinlegel_besiktas_sehrinesesver (6) duslerinlegel_besiktas_sehrinesesver (7) duslerinlegel_besiktas_sehrinesesver (9) duslerinlegel_besiktas_sehrinesesver (1) duslerinlegel_besiktas_sehrinesesver (2) duslerinlegel_besiktas_sehrinesesver (4)

Rengarenk bir şekilde Beşiktaş’ta hayalini kurduğumuz geleceğin yolunu çizmemize yardımcı olduğunuz için tüm katılımcılarımıza ve panoyu yaşatanlara teşekkür ediyoruz.

 

Pano kurgu ve tasarım: Merve Akdağ Öner, Sevcan Alkan, Yasemin Altunbulak

Grafik Tasarım: Sevcan Alkan

Sonuç yazısı ve kayıtlar: Ayşe Taşpınar, Merve A. Öner

Çalışmaya katkıda bulunanlar: Yeşim Us, F. Yaren Akyürek, Didem Toy, Tuğba Ünal, Ertunç Öner

* Proje konsept tasarımında Dorota Grabkowska ve Kuba Kolec’in “What Made Me” sergisinden ilham alınmıştır.

Etkinliğin gerçekleşmesinde pay sahibi olan Beşiktaş Belediye Başkanı Murat Hazinedar’a teşekkür ederiz.

Düşle Beşiktaş Gençlik Festivali koordinatörü Elif Dağıstan’a  ve katkılarını paylaşan Sosyal Kuluçka Merkezi’ne teşekkür ederiz.

 

 

Kategoriler
araştırma etkinlik kent TASARIM

DÜŞLERİNLE GEL | DÜŞLE BEŞİKTAŞ GENÇLİK FESTİVALİ

16-18 Mayıs tarihleri arasında düşlerinizi topluyoruz! Beşiktaş Düşle Beşiktaş Gençlik Festivali kapsamında, Demokrasi  Meydanı (Beşiktaş merkezi) ve Ortaköy Meydanında kendinizi ve görüşlerinizi yansıtabileceğiniz büyük bir “Düşlerinle Gel” panosu kuruyoruz.

Düşle Beşiktaş Festivalinde, Beşiktaş hakkındaki fikirlerinizi renkli iplerle panomuza işleyebileceksiniz… Etkinlik içerisinde, düşlerinizin resimlerini yapabilir, görselleştirmelerinizi paylaşabilir, semtle ilgili sanat eserleri üretebilirsiniz. Düşlerinle Gel panosu sizinle renklenecek!

Düşlerinizle gelin, geleceğimize ve Beşiktaş düşlerimize doğru birlikte yol alalım.

 düslebesiktas_duslerinlegel_yayin

 

  • Düş kurarken, Ekim 2014’te yaptığımız Yavaşla ve Keşfet Beşiktaş Kent Atölyeleri zihin açıcı olabilir…
  • Şehrine Ses Ver, kentte ortak üretim kültürünü oluşturan ve yaygınlaştıran bir sosyal tasarım girişimidir.

 

Kategoriler
araştırma atölye etkinlik

YAVAŞLA VE KEŞFET KENT ATÖLYELERİ |1 ARDINDAN…

Kasım ayında gerçekleştirmiş olduğumuz Üsküdar ve Beşiktaş merkezlerindeki Yavaşla ve Keşfet atölyeleri, bize yaşadığımız yerler ve insanların geçtikleri yerleri algılamaları ile ilgili önemli izlenimler kazandırdı. İstanbul Tasarım Bienali-2015 paralel etkinliği olarak da duyurulan atölyelerde, yine farklı pratiklerden ve uzmanlık düzeylerinden kişiler ile bir araya gelerek yerel halkın katılımı ile çalışmalar yaptık

İstanbul’un hızlı ve karmaşık şehir hayatında, geçip gittiğimiz yerlerin farkına varmak, bir araya gelerek kentin senaryoları üzerine tartışmak için düzenlediğimiz atölyeler, yapılan forumlarla sonuçlandı. Şehrine Ses Ver ekibi olarak atölye ekipleri ile birlikte, Beşiktaş ve Üsküdar merkezlerini araştırdık, varolan potansiyelleri çıkardık ve tartıştık. Yaşadığımız alanları daha fazla görerek müdahil olabileceğimize karar kıldık.

Çalışmalarımız, her iki semt için belirlediğimiz temaların anlatımı ile başladı.

Bu temalar;

1. Katmanlar (plan, yapı, işlev)

besiktas_1958

2. Su Kültürü (su yolları, yapıları ve ürünleri)

damat ibrahim paşa su yolu

3. Kapalı-Yarı Kapalı – Açık Alan Kurguları (kentsel tasarım, bekleme, toplanma ve son cemaat yerleri, pasajlar, örtüler)

besiktas_ssv

4. Sokakta Yaşam / Yaşanabilirlik (kamusal alan, sokak, çocuklar, göçmenler, esnaf, seyyar satıcılar, canlılar)

başlıkları altında detaylandırıldı.

Alanda yapılacak araştırmalar için etkileşimli senaryolar ön plana çıkarıldı. Halkla yapılacak araştırmalar için çeşitli iletişim ve sergileme yöntemleri paylaşıldı.

Picture2 Picture1

Her iki semt merkezlerinde yapılan haritalar ile detaylı anlatım yapılan keşif gezisi düzenlendi. Alanın tarihi ile güncel kullanım ilişkileri değerlendirildi, çağdaş yaklaşımlar ile kullanımların ilişkilendirilmesi üzerine beyin fırtınaları yapıldı.

uskudar_sehrinesesver_harita Model

uskudar_kuskonmaz_camisi cami_mihrimah_avlu

Keşif gezisinden sonra ekipler, ilgilerini çeken yerlerin eskizleri yaptılar. Alanlardaki tespitler, tüm ekiplerce tartışılarak çözüm yolları arandı. Haftasonları soğuk havaya rağmen yapılan buluşmalarda, her iki belediyenin de semt merkezinde ortak kullanım alanı sağlayamamasından ötürü zorluklar yaşandı. Soğuğa aldırmadan yapılan söyleşiler, görsel haritaların eşlik ettiği görüşmeler, yerel halkın heyecanlı katılımı ile devam etti.

besiktas_yavaslavekesfet

besıktas_etkilesimli harita

Çalışma sürecini zenginleştirmek amacı ile son haftasonu İTÜ Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümü öğretim üyesi Mehmet Erkök’ün atölyesini ziyaret ederek ilham verici tasarımları eşliğinde sohbet ettik. İTÜ Mimarlık Bölümü öğretim üyesi Oruç Çakmaklı ile yapılan mini atölyede de hayal evrenimize bir yolculuk yaptık.

mehmeterkok_sehrinesesver_yavaslavekesfet

oruccakmaklı_sehrinesesver_yavaslakesfet

Yapılan tüm çalışmalar ve tartışmalar, haftalık raporlar ve son hafta her iki semtte düzenlenen forumlar ile sonuçlandı. Çalışmalar, kağıt üzerinde yapılan tüm projelerin sahaya çıkıldığında üçüncü ve dördüncü boyutunu kazandığını kanıtlar nitelikte idi.

Yavaşla ve Keşfet | Beşiktaş Süreci ve Çalışmaları

Ekipler ile iki haftasonu süren bir ön paylaşım ve değerlendirme sürecinin ardından yerel halkın etkileşimini sağlamak ve bunu bir ürüne dönüştürmek üzere çalışıldı.

Beşiktaş ilk değerlendirme haftası, Üsküdar ilk değerlendirme haftası, birçok kişinin zihninde yarattığı izlenimler ile alandaki gerçeklerin farklılaştığını ortaya koydu.

BİLİNMEYEN EKİBİ; İbrahim Özvarış, Derya Yaman, Seda Altan

Ekip, sokak ve cephe dokularını sorgularken tarihi yapılar ve “yeşil”in işlevsizleştirilmesine dikkat çekiyor. Sunumlarında, tarihi yapıların işlevselliklerini koruması ya da çağdaş kullanımlarla yeniden işlevlendirilmesi üzerine değerlendirmeler yaptılar.

 

KAŞİFLER EKİBİ; Tuğçe Ungan, Ece Doğan

Ekip, Beşiktaş’taki yaşamı, tarihi yapılar ve odak noktalarının kullanımı üzerinden inceliyor. Beşiktaş merkezde ve Beşiktaş-Kadıköy vapurunda görüşmeler yapan ekip, insanların dikkatini “an”a çekiyor.

Ekip, Kadıköy-Beşiktaş bağlantısını eğlenceli bir dille videoda aktarıyor:

http://vimeo.com/117728449

Getback Ekibi; Cansev RAKİPSİZ, Gubse KÜREŞ, Elif TEZEL

Ekip, yöre halkının kullanım ihtiyacının ne olduğuna dair bir araştırma yaptı. Daha sonra en fazla oy alan “yeşil alan” kavramını derinleştirerek “nasıl bir yeşil alan?” sorusunu tartıştı.

Beşiktaş’ın interaktif katılımla ihtiyacı olan ögelerinin keşfedilmeye çalışılması amaçlanmıştır. 2. aşamada, yeşil alan ihtiyacına yönelik çalışmamızı gerçekleştirdik. İnteraktif pano sayesinde, Beşiktaş Meydanı ve Kartal Meydanı’nda çalışma fırsatı elde ettik. 60 kişiyle görüşme fırsatı bulduk. Bu çalışma sonucunda; 16 park, 10 bisiklet yolu, 10 yol üstü dinlenme alanı, 6 ağaçlandırma çalışmaları, 5 oturma alanı, 5 paten alanı, 3 kaykay alanı, 2 balık tutma alanı, 2 köpek gezdirme alanı ve 1 adet mangal alanı talep edilmiştir. Rekreasyon ve spor alanları kategorilerini çeşitlendirerek, farklı düşünceleri yakalamak istemiştik. Bu yöntem ile, başarıyı yakaladığımızı düşünmekteyiz. Park ihtiyacının fazla çıkması aslında Abbasağa ve Yıldız parklarının etkin bir şekilde kullanılmadığını düşündürttü. Özellikle, denizle bağlantılı yeşil alanların eksikliğinin giderilmesi gerektiği belirtildi. Topoğrafya açısından bizi zorlayabilen Beşiktaş, bizi yavaşlatmakta fakat yaşlı insanlara belli zorluklar yaşatmaktadır. Yol üzerinde dinlenme alanları ihtiyacının yüksek oranda çıkması, buna bağlanabilir. Uygulama konusunda, soğuk hava dışında hiçbir sorun yaşamadık. Katılımın yüksek olması, sevindirici bir sonuç oldu.

* Yavaşla ve Keşfet | Üsküdar süreci ve çalışmalarını, forumlardaki tartışmaları, blogumuzdan bir sonraki gönderide takip edebilirsiniz…

 

Kategoriler
araştırma gezi

SAKLI VADİ KEMALİYE (EĞİN)

“Eğin’in altından akan Fırad’dır
Ağamın bindügi tallü gıratdur
Sılaya gelmesi haylü muratdur…”

Dağların arasından Kemaliye (Eğin)’ye vardığınızda bir vaha çıkar karşınıza.  Bir yanda Fırat’a yansıyan boz dağlar, diğer yanda yeşillikler içerisinde ahşap evler. Kentin içine girdikçe insanların sıcaklığı, yerel kültürünü sahiplenmesi de çarpıyor gözünüze. Çok uzun zamandır yaşadıkları yeri bu kadar seven bir topluma rastlamamıştım diyebilirim. Kemaliye 1938’de Erzincan’a bağlanmış. Tarihi M.Ö. 2000 lere dayanan Erzincan ve çevresi, Hititler ve Urartular’dan kalan önemli kültürel miraslara ev sahipliği yapıyor. Çok güzel, doğa sporlarına uygun ve dünya sıralamasında bir kanyona ev sahipliği yaptığını da belirtelim.

Kemaliye‘nin hangi dönemde kurulduğu tam olarak bilinmiyor. Kemaliye yöresi, MS 4. yüzyıldan itibaren Bizans İmparatorluğu’nun topraklan içinde kalmış, 7. yüzyılda Müslüman Araplar`ın akınlarına uğramış. Türkler’in Anadolu’ya gelişleri ile Anadolu Selçukluları’nın, İlhanlı Devleti’nin ve Akkoyunluların egemenliği altına girmiş. Çelebi Mehmed döneminde Osmanlı Devleti’ne bağlanmış. Uzun süre Diyarbekir Eyaleti’nin Arapkir Livası’na bağlı bir kaza merkezi olarak yönetilmiş. Geçmişte Eğin olarak bilinen ilçenin adı, yöre halkının Kurtuluş savaşındaki yiğitlikleri ile, Mustafa Kemal’in adından da esinlenerek Kemaliye’ye çevrilmiştir.

Ilçenin bilgi tabelalarinda isim “Kemaliye (Eğin)” olarak yer alıyor. Türkü ve maniler de Eğin ağırlıklı. Elazığ, Malatya ve Erzincan üçgeninde olan ilçe, uzun süre Elazığ’a bağlı kaldıktan sonra 1990’larda Erzincan’a bağlanmış. Kültürünün ise daha çok diğer iki kenti de içine alan, Halep’e doğru uzanan bir koridordan beslendiği görülebiliyor. Yerleşime Malatya’ya veya Erzincan’a uçakla gidip minibüs ile ulaşılabiliyor. Elazığ’dan minibüs veya Anadolu ekspresini kullanabilirsiniz.

Yöre, senelerce Karadeniz’den güneye inen ticaret kervanlarına, insanlara, çevreye dağıtılacak mallara ev sahipliği yapmış. Zanaatkarları, dokuma işçiliği, kasaplığı ile nam salmış. Bir zamanlar Ermeni ve Rum nüfusu yoğun olarak barındıran yerleşim yeri, savaşlardan sonra toplum yapısında ağır yaralar almış.

Özgün taş mimarisi ile bütünleşen ahşap işçiliği, bölgenin ana karakterlerinden bir tanesi. Ahşapların kar tutması ve ara dolgu malzemesi olan kerpicin ıslanması sebebiyle yapıların üzerilerine metaller kaplanmış. (Ege’de de gümüş rengi muşambalar kaplanıyor cepheye.) Bu çözüm hem iklimsel olarak, hem de ahşabın dayanımı açısından çok verimli gözükmüyor. Ancak şu anki sosyoekonomik durumda en pratik uygulama olarak yayılmış. Evler sokağa önce bir bahçeyle bağlanıyor. Eve girerken de “güverte” denilen çakıl taşlı bir giriş alanından giriliyor. Bu çakıl taşı döşemeler Likya’lılardan Anadolu’ya miras… Evlerin bahçeleri, yerleşimin yamaca kurulmasının etkisi ile “seki”dedikleri teraslama şeklinde oluşturulmuş.

Evlerde, ilk kattaki taş örgü dikkat çekiyor. Küçük taşların büyüklerinden aralarını tuttuğu taş duvar örgü yöntemi ile yapıların, deprem bölgesindeki dayanımı da arttırılıyor. Alt kattaki bu alanların bazı evlerde ahır, bazılarında depo olarak kullanıldığını öğreniyoruz.

Ahşap işçiliğini hem evin içindeki mobilyalardan, hem de hatıl, pencere, kepenk, saçak vb. öğelerden takip edebilirsiniz.Özellikle çevre köylerde çok güzel kapı işçilikleri ile karşılaşılıyor.

Sivil mimari örnekleri, halkın evlerin kullanımını koruması, ahşap ve malzeme zanaatlerini unutmaması sayesinde çoğunlukla korunabilmiş. Bakım ihtiyaçları göze çarpsa da Anadolu’da tanık olduğun birçok yere göre daha iyi durumdalar. Osmanlı’nın zanaatçı halkları Ermeniler ve Rumlar, göç etmeden önce çıraklarını yetiştirmiş olmalı. (Rum nüfus Venk(Yaka) ve Şırzı(Esertepe) köylerinde var olmuş.) Şu anda da bu zanaatlere önem verildiği, güncel işlerden hissedilebiliyor. Sokaklardaki su yolları ve su sesi de ayrı bir yaşam veriyor bu diyara…

Alandaki en büyük güncel sıkıntılardan biri son zamanlardaki su seviyesi düşüklüğü, diğeri de başka illerden gelen uygulayıcılar. Yörenin karakterini gözardı eden, son yıllardaki bazı uygulamalar insanların tepkisini çekiyor. “Restorasyon” adı altında yapılan ve Toki’ye ihale edilen bir kısımda bu etki çok belirgin. Taşların araları oyulup aradaki küçük taşlar sökülmekle kalmamış, araya yapılan harç, özensiz ve delik deşik yapılmış. Teraslarda yapılan ahşap işler de özensiz ve dayanımsız görünüyor. Yakın bir zamanda, karın da etkisi ile çatlama, kırılma ve çökme olması pek muhtemel. Küçük yörelerde yapılan bu tarz uygulamalar daha çabuk tepki yaratabiliyor. Sokakta konuştuğum herkeste uygulamadan duyulan rahatsızlık açıkça dile getirildi. Bir genç adamın işçilere yüksek sesle söylediği “işinizi severek yapmayacaksanız çekin gidin Kemaliye‘mizden” yakarışı ise dikkate alınmayacak gibi değildi. İlçenin içinde birçok tecrübeli ve işi bilen yapıcı varken, üniversiteye bağlı açılmış bir restorasyon bölümü işliyorken, ihale ile başka yörelerden deneyimsiz işçilerin buraya taşınması pek mantığımıza sığmadı açıkçası. Bu deneyimsizlik yapılan işlerde de açıkça görülüyor. Kemaliyeli yapıcıların ellerinden çıkan ahşap ve taş işçilikleri (daha çok merkezin üst kısmında yer alıyor) göz dolduruyor.

Aynı şekilde dış cepheye yapılan ahşap kaplama renkleri de hem bilmezlik, hem de acele yapım nedeni ile rengarenk olmuş. Yörede yaşayan bir uygulamacıdan, bu ahşap işleri için yine farklı yörelerden dayanımsız malzeme getirildiğini öğreniyorum. (Hangi ağacın hangi iklimde kullanılacağı dayanımı açısından çok önemli. Hatta önceleri, ahşabın iklime uyum sağlaması için yapım yerinde birkaç ay bekletilirmiş.) Ayrıca verniklerin de ahşap uygulandıktan birkaç ay sonra aralıklarla yapılması doğru yöntemmiş. Ahşap evlerin toprak damlarındaki toprağın, bazı evlerde kaldırıldığına tanık oluyoruz ki, bu da evin taşıyıcı sistemini baştan aşağı sarsan bir müdahale. (Bu izlenimlerimizi Kemaliye resmi kurumlarına da ilettik. Bir etkisi olacak mı diye merakla bekliyoruz.)

Hemen merkezde olan ve zanaatkarların olduğu eski çarşı alanı, büyük bir yangın ile yitirilmiş. Bu alan, kullanım olarak yine merkezi niteliğini koruyor. Yangından zarar görmeyen üst kısımlara çıkılırken, özgün sokaklara, yapılara, sokakların kenarlarından akan oluk oluk sular eşlik ediyor. Su sesi Kemaliye‘nin vazgeçilmezi denilebilir. Barajlardan önce Fırat’ın sesi etrafta yankılanırmış. Bu sene ise yöre oldukça susuzdu. Kemaliye‘nin üst kısmında yer alan Kemahlılar uzun süredir HES’lere karşı mücadele veriyorlar. Sanıyorum haklı olacaklar ki, alanda su ile ilgili herkesin endişeli olduğuna tanık olduk. (Bu projeler şimdilik iptal edildi. Prehistorik geçmiş ile ilgili önemli bulgulara içerdiği düşünülen alan da böylece kurtulmuş oldu.)

Kemaliyenin yüksek kısımlarında hala işleyen bir değirmen, tarihi bir cami, kurudut ve ceviz karışımından oluşan “lök”ün üretildiği lökhane bulunuyor.

Dünyanın ikinci büyük karanlık kanyonuna ev sahipliği yapması, yabancı turist ilgisini çekiyor olsa da, yurtiçinde pek bilinirliği bulunmuyor. Erzincan’ın eski valisi Recep Yazıcıoğlu’nun buraya yoğun emekleri ile kazandırdığı doğa sporları şenlikleri yazın katılmaya değer! Her yaz Kültür ve Doğa Sporları şenliği düzenlenerek hareketli zamanlar geçiriliyor.

62 tane köyü bulunan ilçenin bu köylerinin de oldukça güzel olduğunu söyleyebiliriz. Bu seferlik sadece Apçağa Köyü’nü gezebildik. “Orada bir köy var uzakta” türküsünü birçoğumuz biliriz. Dizelerin sahibi Ahmet Kutsi Tecer, bu köyü betimliyormuş.

Bu köyde de etraftan bilinmeye başlamanın etkisi ile olsa gerek “restorasyon” faaliyetleri hız kazanmış. Eğin merkeze göre ise evler daha çok bakım istiyor. Çeşitli zamanlarda bazı üniversiteler (MSGSÜ, KTÜ vb.) gelip araştırmalar yapıyorlarmış. Yörede tasarım ilgililerini besleyebilecek o kadar çok şey var ki, gezerek görerek konuşarak birçok görgü edinebiliyorsunuz.

Eğin’in beni en çok etkileyen yanı ise ne sadece mimarisi, ne de malzemeleri oldu. İnsanların, yörenin karakterini koruyan yaşama kültürleri, yaşadıkları yeri sahiplenmeleri (birçoğu İstanbul gibi farklı illerde yaşasalar da) çok etkileyici… Kültürel devamlılık için tek yürek olunması, etkisini üzerinizde uzun süre sürdürecek cinsten. Türkülerine eşlik eden kadınlar, erkekler ve çocuklar… Yöresel özünü koruyan, kadınlı erkekli halaylar ve halay sonuna eklenen minicik çocuklar… Kahvaltıda, bahçede kadınlarca çalınan tefler, davullar… Sokakta şahit olunan söyleşmeler, ikramlar…

İnsanı, doğası, yapılı çevresi ile oldukça güzel olan bu yöreye yolunuzu mutlaka düşürün…


[one_half] [align type=”left”]merveakdagoner[/align] Yazan; Merve Akdağ Öner
İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü Mezunu, Şehrine Ses Ver Kurucusu
Paylaşımları için Sayın Özgür Sarp, Gamze Seyyah Yazıcı ve Mehmet Fatih Güven’e teşekkürlerimle…

Kategoriler
araştırma

ŞEHRİNE SES VER İNFOGRAFİĞİ

şehrine ses ver infografik

Tasarım: Sevcan Alkan (mimar, grafik tasarımcı)

Kategoriler
araştırma

EĞİTİM VE MESLEK PRATİĞİNİN YARATICI ENTEGRASYONU “TASARLA-YAP-ÖĞREN”

Günümüzde yeni mezun mimar ve iç mimarların genellikle en büyük eksikliği yapım deneyimleri ve meslek pratiklerinin yalnızca şantiye stajları ile kısıtlı kalmasıdır. Bunun en önemli nedeni aslında bir bütün olarak uygulanması gereken tasarım ve yapım eylemlerinin eğitim aşamasında genellikle farklı süreçler olarak ele alınmasıdır. Bu araştırmanın amacı mimarlık eğitiminde tasarlama ve yapma eylemlerini tek bir süreç olarak ele alan ve mesleki literatürde “tasarla-yap” (design-build), “inşa ederek öğrenme” (learning by building), “birebir yaparak öğrenme” (1/1 learning) gibi çeşitli adlarla anılan yaklaşımı örnekler yardımı ile incelemektir. Bu bağlamda, çalışmada öncelikle bu yaklaşım ve  pedagojik özellikleri araştırılmış ve bu yaklaşımı uygulayan okullar ve bu deneyimleri yaklaşımın öğrencilere katkılarını değerlendirmek amacıyla incelenmiştir.

Tarihsel süreç içinde mimarlık ve tasarım eğitimi birçok farklı yaklaşıma paralel olarak yürütülmüştür. Bu yaklaşımlarda, özde aynı olan ve öğrencilere verilmesi istenen mimarlık bilgisi ve becerisi farklı biçimlerde ve farklı pedagojik yaklaşımlar ile aktarılmıştır. Mimarlık eğitimi tarihinde üç dönemden bahsetmek mümkündür. Bunlardan ilki mimarlık eğitiminde gerçek anlamda usta-çırak eğitimi yaklaşımının benimsendiği ve eğitimin fiziksel ortamının “lonca ve inşaat alanlarının” olduğu dönemdir. İkinci dönemde fiziksel ortam “mimarlık okullarına” dönüşmekte; bu okullarda sadece kuramsal dersler verilirken tasarım deneyimi ise okul dışında mimarların atölyelerinde gerçekleştirilmektedir.[1] Bu dönemde yeni mezun öğrencilerin tasarım ve yapım sürecinin bütünlüğünü kavrama ve yapım süreci ile ilgili deneyim eksikleri mimarlık okullarının yeni arayışlar içine girmesine neden olmuştur. Günümüzde, temelleri Bauhaus ile atılmış olan ve teori ve pratiğin, tasarım ve yapımın bir bütün olarak uygulandığı bir yaklaşım benimsenmeye başlamıştır.[2]  Bu yaklaşım “tasarla-yap” (design-build), “inşa ederek öğrenme” (learning by building), “birebir yaparak öğrenme” (1/1 learning) gibi çeşitli adlarla anılmaktadır.

Pedagojik Yaklaşım

Günümüz geleneksel tasarım stüdyo eğitiminde öğrenciler genellikle önce projeyi eskiz ve modeller yardımı ile geliştirmekte ve son aşamada malzeme ve yapım tekniklerine karar vermektedir. Tasarla-yap (design-build) yaklaşımında geleneksel eğitimin tersine, yapılacak mimari ürünün kullanıcısı, yapım yeri, yapım olanakları gibi kısıtlayıcı gerçek şartlar nedeniyle tasarım, yapım teknikleri, malzeme seçimi yani baştan başa tüm süreç eşzamanlı olarak düşünülmektedir.  Dolayısı ile tüm tasarım ve yapım süreci iç içe geçmiş bir bütün olarak uygulanmaktadır. Bu aşamada öğrenciler geleneksel tasarım stüdyolarında pek de akla gelmeyen “Seçilen malzeme çevre şartlarına dayanım gösterebilecek mi?”, “Malzeme nereden sağlanabilir?”, “Düşük maliyetli mi?” gibi sorular ile projeyi geliştirmekte; malzemenin doğası ve yapım aşamasının zorlukları ile yüzleşmektedir.  Projeler, kavramsal fikirleri gerçekçi ihtiyaçlar ile aynı değerde dengeleyen bir tasarım süreci ile yürütülmektedir. Ana amaç mimari problem olarak ortaya çıkan gerçekçi ihtiyaçların tüm konsepti güçlendiren bir çözüm ile karşılanmasıdır. Bir tasarla-yap projesi yürütmenin en önemli pedagojik getirisi konsept ve sonuç ürün arasındaki direkt ilişkiyi keşfetme olanağıdır. Bir fikrin yapılı hale dönüşmesinde izlenen adımlar tek tek deneyimlenebilmektedir. Öğrenciler, tasarım sürecinde potansiyel konsept fikirleri eleme sürecini ve yapım sürecinde malzemelerin şekillendirilmesi sürecini yaşarlar. Kent içinde çalışmak, çevre sakinleri ile işbirliği ve iletişim gerektirir. Bu sosyal süreç öğrenciler için yine önemli bir kazanımdır. Bununla birlikte kente yapılacak her mimari ürün için çeşitli izinlerin alınması gerekir. Bu aşamada öğrenciler kısıtlayıcı yönetmelikleri öğrenirler ve izin alma sürecini de deneyimler[3].  Tasarla-yap yaklaşımı, inşaat alanı, yerleşim, müşteriler, zaman çizelgesi, bütçe ve inşaat sürecinin teknik gerekliliklerini kapsayan bir pedagojiye dayalıdır. Bu öğrenim deneyimi, geleceğin mimar ve iç mimarlarının yapım ile ilgili entelektüel ve pratik becerilerinin artırılmasında önemli katkılarda bulunmaktadır. [4]

 

Carpenter (1997), yapım sürecini parçadan bütüne, etkiden sebebe giden normatif bir süreç olarak tanımlar. Bu yönden süreç direkt deneyim ve gerçeklik ile ilişkilidir. Mimarlık eğitiminde de yaparak öğrenme büyük önem taşır. Çünkü mimarlık pratiği döngüsel bir süreçtir;  mimarlık pratiğine benzer biçimde inşa ederek öğrenme (learning by building) yaklaşımında önce fikir ortaya koyulmakta, fikir yapılarak üç boyutlu hale getirilmekte, mekan deneyimlenmekte ve gerektiğinde fikre geri dönülüp süreç yeniden başlatılmaktadır. İnşa ederek öğrenme yaklaşımı, her eylemin diğerinin katalizörü olarak çalıştığı bütünleşik bir sistemdir.[5] Bu anlamda “deneyimleyerek öğrenme” yaklaşımı ile benzerlik gösterir. Mimarlık eğitiminde “deneyimleyerek öğrenme” süreci, tasarımın iki boyutlu çizimler üzerinde kalması yerine tasarlanan mekanın üç boyutlu ve hatta 1/1 ölçekli olarak yapılması ve mekanın deneyimlenebilmesi olanağını sunmayı amaçlar.[6] Her iki yaklaşımda da mekanın üç boyutlu olarak deneyimlenmesi esastır.

Birebir yaparak öğrenme (1/1 learning) yaklaşımında mimari fikirleri hayali biçimde test etme ve yeniden şekillendirme yolunu izleyen geleneksel tasarım sürecinin tersine malzemeler ve yapım teknikleri ilk aşamada somut gerçekler olarak düşünülmektedir. Gerçekleştirilen projelerde, çalışılan konudaki mimari olasılıklar derinlemesine araştırılmakta ve bunu yaparken okul içi ve dışı toplulukların konu ile ilgili söylem ve deneyime katkıları provoke edilmektedir.  Burada öncelikli kaygı mimarlık imgeleri ve seçilen malzemeleri, bir bütün yaratmak amacıyla bir araya getirecek yolun öğrenilmesidir. 1/1 ölçekte çalışmak bu bütünleşmeyi ilk elden sağlar. Katılımcılar, belirlenen konu ile ilgili problemlere inşa edilmiş mimari ürünleri ve sunumları kapsayan somut söylemler vasıtası ile çözüm arama olanağını elde ederler. Bununla birlikte doğaları gereği toplumsal ve ortak çalışmaya dayalı eylemler olmaları nedeniyle bu deneyimlerde gerçekleştirilen mimari işlerin pozitif ve uzlaşmacı etkisi sadece estetik değerleri nedeni ile oluşmamaktadır; önemleri, söz konusu estetik değerleri destekleyen etik, sosyal, bağlamsal ve eğitici kaygılarda yatmaktadır.[7]

Birebir yaparak öğrenme yaklaşımı öğrencileri tasarım-yapım-öğrenme bütünleşik sürecinin aktif katılımcıları haline getirmek için uyarıcı bir ortam hazırlar. Bütünleşik sürecin evrimsel doğası gereği öğrenciler tasarım ve yapım ile ilgili yaratıcı becerilerini artırma olanağı bulabilmektedir. Birebir yaparak öğrenme, mimarlık eğitiminin ayrılmaz bir parçası olarak teori ve pratik arasında önemli bir köprü görevi görür. Bununla birlikte yaklaşımın bir fikrin deneyim ile gerçeğe dönüştürülmesi amacı ile geliştirilmesi şeklindeki eğitsel boyutunun yanında öğrencinin kent ya da kasaba gibi gerçek bir alanda çalışması ve bu çevrenin sakinleri ile iletişim kurması pedagojinin sosyal boyutunun da önemini gösterir. Bu çalışmalar, öğrencinin mimarlığın sosyal, kültürel ve yerel yönlerinin farkındalığının gelişmesine ve yerel malzemeler ile o bölgeye ait geleneksel yapım teknikleri ile tanışmasına olanak sağlar.[8] Öğrenciler, bu yaklaşım ile okul sınırları dışında özgür bir ortamda kullanıcılarla işbirliği ve takım çalışması deneyimlerini de kazanmaktadırlar.

Tasarla-Yap Program Örnekleri

 Carleton Üniversitesi Mimarlık Okulu- “Dinner is Served!” (Yemek Hazır!)

Amerika’daki Carleton üniversitesi mimarlık okulu tasarım stüdyosunda kuruluşundan beri süre gelen bir 1/1 ölçekte yapım geleneği vardır. Bu çalışmalardan biri olan “Dinner is Served!” okulun üçüncü yıl tasarım stüdyosunda gerçekleştirilmiştir. Öğrencilerden Carleton üniversitesi kampüsü içinde bulunan Rideau ırmağının kenarında resmi bir yeme-içme alanı için bir tasarım stratejisi belirlemesi ve 1/1 ölçekte yapması beklenmektedir. Projede gerçekleştirilecek eylemler hazırlık, sunum, yemek yeme ve aydınlatma olarak belirlenmiştir. Bütünleşik tasarım ve yapım süreci 4 hafta sürmüştür. Kısıtlı süre nedeniyle malzeme seçimi, tasarım ve yapım aşamaları eşzamanlı olarak yürütülmüştür. Öğrenciler, özellikle yapım aşamasında grup çalışması ve gruplararası işbirliği deneyimlerini kazanmıştır. Yapım aşaması tamamlandıktan sonra öğrencilerden süreci ve sonuç ürünü bir düşünsel araç olarak çizim ve video anlatımlar ile yeniden gözden geçirmeleri istenmiştir.[9] (Resim1, 2)

1:1 @ Carleton University School of Architecture

Resim 1. “Dinner is Served-Beam” Projesi (Fotoğraf: Lucie Fontein, Kaynak: Jemtrud, Cazabon, 2002)

1:1 @ Carleton University School of Architecture

Resim 2. “Dinner is Served-Lounge” Projesi (Fotoğraf: Lucie Fontein, Kaynak: Jemtrud, Cazabon, 2002)

 

New York Devlet Üniversitesi Mimarlık Okulu-“Small Built Works” (Küçük Yapılı İşler)

Small Built Works projesi kenti laboratuar gibi kullanan deneysel bir tasarla-yap programıdır. Program çerçevesinde yürütülen çalışmalar Amerika Buffalo’daki New York Devlet Üniversitesi mimarlık okulunun lisans ve lisansüstü öğrencilerinin katılabildiği açık bir tasarım stüdyosu kapsamında gerçekleşir. Pennsylvania-Plymouth otobüs durağı, 2002 yılında gerçekleştirilen Small Buit Works projelerinden biridir. Durak, kentin deniz kıyısında olmasından esinlenen öğrencilerin ortak tasarım kararı olarak dalga formunda inşa edilmiştir. Öğrenciler projede konsept-malzeme ve sonuç ürün arasındaki direkt ilişkiyi deneyimleme fırsatını elde etmiştir. Otobüs durağı, çevresinden bağımsız bir ünite olarak ele alınmamış; yerleştirileceği yerin topografik durumuna uygun biçimde engelli kullanıcıların da erişilebilirliğini sağlamak amacıyla rampa ile entegre edilmiştir. Çelik malzeme ile inşa edilen durağın, çevre sakinleri ile iletişim, tasarım, malzeme seçimi, malzemelerin şekillendirilmesi, taşınması ve montajı aşamalarının tümünde öğrenciler aktif rol oynamıştır. [10] (Resim3, Şekil 1)

 joae_75 18..24

Resim 3. “Pennsylvania-Plymouth Otobüs Durağı” Yapım Aşaması (Fotoğraf: Brad Wales, Kaynak: Wales, 2006)

joae_75 18..24

Şekil 1. “Pennsylvania-Plymouth Otobüs Durağı” Projesi (Fotoğraf: Brad Wales, Kaynak: Wales, 2006)

 

ODTÜ Mimarlık Bölümü-“Arılı Bilgisayar İşliği”

ODTÜ mimarlık bölümünde ilk yılını tamamlayan öğrenciler ile gerçekleştirilen yaz stajında (Arch 190) yapım eylemi mimarlık süreçlerini keşfetmek amacı ile eğitsel bir araç olarak kullanılmaktadır. 2003 yılında Rize’de gerçekleştirilen staj, Arılı köyü bilgisayar işliğinin öğrencilerin aktif katılımı ile birebir ölçekte yapım sürecini kapsar. Çalışmada öğrenciler fiziksel, sosyal ve kültürel verileri ilk elden tanıma, mimarlık-yerel malzeme-geleneksel yapım teknikleri ilişkisini deneyimleme fırsatını elde etmiştir.  Projede zeminden yükseltilmiş bir tür depolama birimi olarak kullanılan geleneksel “serender” yapı tipi model olarak kabul edilmiştir. Bilgisayar işliğinin tasarım sürecinde öncelikle serenderin formunun performatif nitelikleri soyutlanmıştır. Serenderin jenerik kesiti bilgisayar işliğinin yapılacağı yerin topografik özelliklerine uygun olarak yeni bir kesite evrilmiştir. Bilgisayar işliği kesitin farklılaşarak tekrarlanması stratejisi ile tasarlanmış ve Rize’de bolca bulunan yerel ahşap malzeme kullanılarak öğrencilerin aktif katılımı ile inşa edilmiştir. Bu örnekte birebir yaparak öğrenme, “biçimi işlemlemek” olarak tanımlanan pedagoji ile deneyimlenmiştir. Öğrenme süreci 1/1 yapma eyleminin biçime dönüşmesi ile başlar ve bilgisayar işliği olarak somutlaşarak sonlanır [11]. (Resim 4,5)

resim 4

Resim 4. “Arılı Bilgisayar İşliği” Projesi (Kaynak: Gür, Yüncü, 2010)

resim 5

Resim 5. “Arılı Bilgisayar İşliği” Projesi Dış Görünüm  (Kaynak: Gür, Yüncü, 2010)

 

Washington Üniversitesi Mimarlık Okulu, Kansas Üniversitesi Mimarlık Okulu- “Insurgent Architecture” (İsyankar Mimarlık)

Washington ve Kansas üniversiteleri mimarlık okullarının işbirliği ile gerçekleştirilen “Insurgent Architecture” projesi Katrina hortum felaketi sonrasında New Orleans şehrinde yaşayanlara destek amacıyla gerçekleştirilen toplum odaklı akademik bir tasarla-yap programıdır. Program, afet sonrası iletişim amaçlı duyuru panoları, gölgeleme birimi, sosyal kulüp bahçesinde toplanma alanı ve sosyal kulüp iç mekan mobilyalarının tasarla-yap yaklaşımı ile tasarlanması ve yapımını kapsar. Tasarımlarda gerçekleştirilen yenilikçi formlar yerel ahşap malzeme ve dış etkilere dayanıklı çelik malzeme kullanılarak CNC yapım teknikleri ile gerçekleştirilmiştir. Projede üçüncü ve dördüncü yıl tasarım stüdyosu öğrencileri, çevredeki afro-karayipli topluluk ile iletişim, bağış toplama, tasarım, yapım, birleştirme ve montaj gibi tüm süreçlerden sorumludur. Bu projede öğrenciler, tasarım ve yapım süreçlerinde kazandıkları deneyim yanında toplumsal sorumluluk ve çevre ile işbirliği konularında da önemli kazanımlar elde etmiştir. Proje 2008 yılında tamamlanmıştır.[12] (Resim 6,7,8)

joae_1001 32..39

Resim 6. “Insurgent-Architecture-Toplanma Alanı” Projesi Yapım Aşaması (Kaynak: Corser, Gore, 2009)

joae_1001 32..39

Resim 7. “Insurgent-Architecture-Toplanma Alanı” Projesi (Kaynak: Corser, Gore, 2009)

joae_1001 32..39

Resim 8. “Insurgent-Architecture- Sosyal Kulüp İç Mekan Mobilyaları” Projesi (Kaynak: Corser, Gore, 2009)

Sonuç

Tasarla-yap yaklaşımı mimarlık ve iç mimarlık eğitiminde tasarlama ve yapma eylemlerini entegre ederek teori ve pratiği öğrenciye bir bütün olarak sunan bir eğitim aracıdır. Çağdaş mimarlık eğitiminin beraberinde getirdiği özgür ortam sağlayarak hayal gücünü harekete geçirme, hipotezler ve yeni fikirler üretme, üretilen hipotezleri test etme ve fikirlerin yapılarak birebir deneyimlenmesi anlayışı, mimarlık okullarının tasarla-yap programlarına ilgisini artırmıştır.  Araştırmada incelendiği üzere yaklaşımın pedagojik açıdan öğrenciye kazandırdığı beceri ve deneyimler, malzeme ve yapım tekniklerini tanıma ve deneyimleme, tasarım ve yapım aşamalarının döngüsel ve bütünleşik bir süreç olduğunu kavrama, tasarladığı mekânların gerçekleşmesine aktif katılım, gerçek şartların kısıtlayıcılığı ile çalışma, kullanıcı ve müşteriler ile işbirliği tecrübesi kazanma, takım çalışmasını deneyimleme ve mimarlığın sosyal, kültürel ve ekonomik yönlerini tanıma şeklinde özetlenebilir.

Tasarla-yap yaklaşımının formel eğitimdeki uygulamaları çok çeşitli biçimlerde gerçekleşmektedir. Bu çalışmada seçilen örnekler incelendiğinde tasarla-yap projelerinin formel eğitime (1.)tasarım stüdyoları, (2.)yaz stajları, (3.)workshop çalışmaları bünyesinde entegre edilebileceği görülmüştür. Bunlardan ilki, yaklaşımın tasarım stüdyosu bünyesinde uygulanması yöntemi iki farklı biçimde yürütülebilir:   New York devlet üniversitesi mimarlık okulu tarafından gerçekleştirilen “Small Built Works” (Küçük Yapılı İşler) projesine benzer biçimde bazı mimarlık/tasarım okulları müfredatlarında sadece tasarla-yap projelerinin yapıldığı dönemlik tasarım stüdyolarına yer vermektedir. Bazı okullarda ise geleneksel tasarım stüdyo sürecinin sadece 4-5 haftalık kısmı tasarla-yap projelerine ayrılmaktadır. Bu uygulamaya örnek olarak verilebilecek Carleton üniversitesi mimarlık okulunda yürütülen “Dinner is Served!” (Yemek Hazır!) projesinde tasarım stüdyosunun 4 haftalık kısmında tasarla-yap projesi gerçekleştirilmiş geri kalan süreçte öğrenciler süreci ve sonuç ürünü bir düşünsel araç olarak çizim ve video anlatımlar ile yeniden gözden geçirmiş ve projeyi yeniden şekillendirmiştir. Yaklaşımın eğitime entegrasyonunun bir diğer yöntemi, ODTÜ mimarlık bölümünde uygulanan Arılı yaz stajı örneğindeki gibi yaz stajının bir tasarla-yap projesine ayrılmasıdır. Yaz stajları, öğrencilerin tasarla-yap-öğren sürecini gerçek şartların kısıtlayıcılığı ile deneyimlemesine olanak tanır. Yaz stajlarında öğrenciler, tasarım-yapım bütünleşik sürecini deneyimleme dışında yerel malzeme-geleneksel yapım teknikleri ilişkisini ilk elden tanıma fırsatını elde eder. Son olarak yaklaşımın formel eğitim dışında enformel bir uygulama olarak da eğitim ile bütünleştirilebileceği görülmüştür. Bunun en yaygın uygulama aracı workshoplardır. Workshoplar okul içi bir aktivite olarak düzenleneceği gibi “Insurgent Architecture” (İsyankar Mimarlık) projesinde olduğu gibi sivil toplum örgütleri, kamu kuruluşları  ya da gerçek müşteri/sponsorların ihtiyaçlarına yönelik olarak da gönüllü öğrenciler ile gerçekleştirilebilmektedir. Araştırmada incelenen “Insurgent Architecture” projesi hortum felaketi sonrasında mimarlık okullarının Porch isimli bir sivil toplum örgütü ile işbirliği kurması ile ortaya çıkmıştır. Bu süreçte öğrenciler yapım deneyimine ek olarak toplumsal sorumluluk ve çevre ile işbirliği hususlarında da önemli kazanımlar elde etmiştir. Araştırmada incelenen tasarla-yap-öğren yaklaşımının formel eğitime entegrasyon yöntemleri pedagojik açıdan daha yeni yeni araştırılmaya ve denemeye devam etse de çağdaş mimarlık ve tasarım eğitiminin teori ve pratiği bütünleştirme eğilimi,  gelecekte tasarla-yap yaklaşımının mimarlık okullarında çok daha fazla uygulama alanı bulacağını düşündürmektedir.

 

Kaynaklar

Carpenter, W.J. 1997, “Learning by Building: Design and Construction in Architectural Education”, Van Nostrand Reinhold, New York, ss.8

Canizaro, V.B. 2012, “Design-Build in Architectural Education: Motivations, Practices, Challenges, Successes and Failures”, International Journal of Architectural Research, S.6/3, ss.20-36

Ciravoğlu, A. 2003, “Mimari Tasarım Eğitiminde Formel ve Enformel Çalışmalar Üzerine”, Yapı Dergisi, S.257, ss.43-47.

Corser, R., Gore, N. 2009, “Insurgent Architecture, an Alternative Approach to Design-Build”, Journal of Architectural Education,  S.62/4, ss. 32-39

Gür, F.G., Yüncü, O. 2010, “An Integrated Pedagody for 1/1 Learning”, METU JFA, S.2010/2, ss.83-94

Jemtrud, M., Cazabon, Y.P. 2002, “1:1 @ Carleton University School of Arhitecture”, Journal of Architectural Education, S.55/3, ss. 167-173

Tuğlu Karslı, U. 2013, “Mimarlık Eğitiminde Deneyimleyerek Öğrenme, Uygulama Atölyelerine Bir Bakış, Les Grands Ateliers Örneği”, Mimar.ist Dergisi, S.47, ss.84-94

Wales, B. 2006, “Small Built Works Project, Energizing the Public Realm in Buffalo”, Journal of Architectural Education, S.60/2, ss. 18-24

 


[one_half] [align type=”left”] utuglu [/align]

Yazan; Yrd.Doç.Umut TUĞLU KARSLI

Doğuş Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi Öğretim Görevlisi, utuglu@dogus.edu.tr
Bu yazı Mimarlık Dergisi’nin 379. sayısında yayınlanmıştır.
 

 

[1] Ciravoğlu, 2003

[2] Carpenter, 1997

[3] Wales, 2006

[4] Canizaro, 2012

[5] Carpenter, 1997

[6] Tuğlu Karslı, 2013

[7] Jemtrud, Cazabon, 2002

[8] Gür, Yüncü, 2010

[9] Jemtrud, Cazabon, 2002

[10] Wales, 2006

[11] Gür, Yüncü, 2010

[12] Corser, Gore, 2009