Kategoriler
araştırma atölye data etkinlik kent şehir TASARIM

Düşlerinle Gel Beşiktaş Etkileşimli Panosu Veri Analizi Sonuçları

Şehrine Ses Ver olarak geliştirdiğimiz çeşitli alan araştırmalarından sonra, kamusal alan kullanımlarını daha detaylı değerlendirebilmek, katılımı yoğunlaştırmak, kent kullanımlarındaki görüşleri haritalayabilecek bir yöntem geliştirmek hedefiyle Düşlerinle Gel panosunu tasarladık. İnfografiklerle kenti tanımıştık, ‘yavaşla ve keşfet’ diyerek görüşümüzü zenginleştirmiştik. İnsanların daha yoğun katılacağı ve bu yoğun bilgiden tasarım yoluna girebileceğimiz bir teknik arayışı içerisindeydik. 2015 yılında Düşle Beşiktaş Festival ekibinin daveti ile kamusal alanda deneysel bir araştırma yapma fırsatımız doğmuş oldu. Öncesinde bu konuda bir altyapı araştırması yapmış olduğumuzdan bu fırsatı yakalayabildik. Hem naif, hem de insanların gönüllerine dokunabilecek bir çağrı ile “düşlerinle gel” dedik. İnsanlar önce düş kursunlar, bunun için elleriyle işlesinler ve harekete geçsinler diyerek tasarladık.

Etkileşimli pano, 2015 yılında Beşiktaş Meydanı’nda, 2016 yılında Sanatçılar Parkı’nda kuruldu ve birkaç günlük de olsa kendi örüntüsünü oluşturdu. Çeşitli yaşlardan, fikirlerden, kullanıcılardan sadece doğal yönlendirilmelerle gelenlerden büyük ilgi gördü. Analiz edilmiş içeriği yönlendiren doğru bir soru-cevap ilişkisi ve etkili bir iletişim stratejisini, el işi ile birleştirerek deneysel bir yaklaşım getirmek ana hedeflerimizden biriydi. Nitekim insanlar bu motivasyonumuzu yakalayarak güven duydu ve el birliği ile panoyu her gün bir kere daha renklendirdi. Toplam 403 katılım yapılan panodaki cevapları, her kişisel cevabı değerlendirebilecek şekilde gün sonunda tek tek saydık. Nadasa bıraktığımız verilerimizi yakın bir zamanda tekrar çıkararak analiz etmeye başladık ve değerlendirdik.

İki sene üst üste yapılan çalışmada, öncelikle tekil sorular üzerinden bir oranlama yaptık. Sonrasında çapraz ilişkiler kurarak anlamlı yorumlamalar çıkabiliyor mu diye analiz ettik. Kentte açık verinin herkese ulaşabilmesi hedefi ile tüm verileri paylaştığımız analiz çalışmamıza, okuyucularımızın veya katılımcılarımızın katkı sunmasını bekliyoruz.

Öncelikle 2015 yılında Beşiktaş Özgürlük Meydanı’ndaki katılımcılarımızın görüşlerini derledik:

sehrinesesver düslerinlegel

Çalışmamıza 2016’da katılanların %43’ü Beşiktaş’ta oturuyor, %20’si Beşiktaş’ta çalışıyor/okuyor, %37’si ise Beşiktaş’ı kullanıyor. Görüşülen kişilerin yarısından fazlasının 18-25 yaş aralığında, kalan %47’nin ise çeşitli yaşlardan olduğunu görüyoruz. Beşiktaş’ta oturanların %7lik bir kısmının sakini oldukları semtte 8 saatten daha az zaman geçirmesi bize dikkat çekici gelen bir oran. Çok çalıştıklarından mı, yoksa çok gezdiklerinden mi eve ulaşamıyorlar dersiniz? Hem deniz yolu, hem de köprü yoğunluklarını karşılayan bir ulaşım aktarım bölgesi olması sebebiyle, Beşiktaş’ı kullananlar çok çeşitli zaman aralıklarını bu ilçeye ayırdıklarını belirtmişler. Sadece yarım saatlik bir kullanım yapanların %10luk bir dilimde olması, ilçe çok büyük olsa da bu soruyu merkez aktarma alanları üzerinden değerlendirdikleri izlenimine yol açtı. Alandaki ulaşım yöntemi olarak 30%lik bir yürüyüş oranı, sosyal-kültürel ve ekonomik ihtiyaçların yürüyüş mesafesinde rahatça karşılanabildiğini gösteriyor. Asıl dikkat çekici olan ise toplam %60lık bir toplu taşıma kullanımı! Özel araç kullananların duraklama yapıp festivale katılmadıklarını göz önüne alsak bile, alan kullanımı açısından diğer bir dikkate değer veri olarak bunu kabul edebiliriz. Bu kadar yoğun kullanımlı toplu taşıma ve bekleme alanları acaba yaşayanların servis ihtiyaçlarını karşılayabiliyor mu? Ya da ilçe genelinde, yaya ve toplu taşıma dostu olma konusunda neler sunulabilir? Bu konuyu da birden ona kadar aralıkta (10 en yüksek memnuniyet puanı) değerlendirilen memnuniyet soruları ile çapraz değerlendirebiliriz. Bu sorularda görülüyor ki, ulaşım rahatlığı konusunda yüksek olmayan, ortalama bir memnuniyet durumu var. Özel işlevlendirilmiş yollar (kaldırımlar, engelli, bisiklet yolları vb.) konusu ise, bizim pano başında iken de çok dikkatimizi çekecek şekilde düşük puanlanan bir seçenek oluyor.

Yukarıdaki tabloda memnuniyet sorularına verilmiş yanıtların ortalamalarını ve dağılımlara dair bazı temel bilgileri görüyoruz.  Ortalama değerlere baktığımızda “”özel işlevlendirilmiş yollar” sorusunun en düşük puanı almış. 5,190 değeri en düşük değer olsa da, bu konuda tam bir memnuniyetsizlik / yetersizlik düşüncesi olduğundan bahsetmek güç. Değer, 5’in altına düşerek net bir memnuniyetsizlik ifadesine dönüşmemiş. Meseleye böyle baktığımızda sorulan hiçbir soruya açık bir memnuniyetsizlik ifadesiyle yaklaşılmadığını görüyoruz. Ortalama olarak en yüksek skorun ise “Beşiktaş yaşanabilir bir semt mi?” sorusuna verilmiş olduğunu görüyoruz.  8.118 ortalama değeri bu konuda oldukça net bir tavrı işaret ediyor.

“Beşiktaş’a ulaşım rahat mı”, ” Beşiktaş’taki sokak sanatları” “Beşiktaş’ta kendimi güvende hissediyorum”, “Beşiktaş güzel ve estetik bir semt”, “Beşiktaş yaşanabilir bir semt” ve “Beşiktaşlı hissediyor musun” sorularına en çok verilen yanıtın (mod) 10 olduğunu görüyoruz. Ortalama değerlerin yanı sıra bu bilgi de sorulan sorulara dair genel bir memnuniyet halini ifade ediyor. Bu bağlamda ortalama değeri en düşük soru olan “özel işlevlendirilmiş yollar” sorusuna baktığımızda, en sık verilen yanıt olarak 1 değeriyle karşılaşıyoruz. Bu soruya yanıt veren kişilerden, 27’sinin 1 yanıtını vermiş olduğunu görüyoruz.

Sorulara verilen yanıtların çeşitliliğini, ortalama değere göre nasıl dağıldığını incelediğimizde en yüksek çeşitliliğin “özel işlevlendirilmiş yollar” sorusunda gerçekleştiğini, en düşük çeşitliliğin ise “ışıklandırma, aydınlatma” ve “Beşiktaş yaşanabilir bir semt mi?” sorularında gerçekleştiğini görüyoruz.

give sound of your city besiktas istanbul

Yaşa göre memnuniyet sorularının değerlendirilmesi

Daha sonra verideki yaş dağılımını gruplayıp veriyi daha anlamlı kılmak ve daha sağlıklı analizler yapabilmek adına 25 yaş üstü ve altı olmak üzere tekrar baktık. Katılımcılarımızın %68’inin 25 yaş altı, %32’sinin de 25 yaş üstü olduğunu gördük.

SEHRİNESESVER interactive board

Çapraz tablolarla, bir değişkene bağlı olarak memnuniyet puanlarının değişimine de bakmak istedik. Yaş değişkenini bu şekilde çalışmak için 25- ve 25+ olarak değiştirdik (grupladık). Bu yeni gruplama sonucunda memnuniyet sorularına verilen yanıtların ortalama değerleri üstteki slaytta yer alıyor. Yaş gruplamasına göre en yüksek fark “sahil şeridi” sorusundaydı. 25- kesimin bu soruya verdiği ortalama yanıt 6,43 iken 25+ kesimin ortalaması 5,10 idi. Bu analizde istatistiki olarak anlamlı farkların çıktığı sorular, sahil şeridi dışında, “özel işlevlendirilmiş yollar”, “aktivite mekanları” ve “tasarımlar ve tarihi yerler” sorularıydı. Bu sorulardan sadece “tasarımlar ve tarihi yerler” sorusuna 25+ kesim, 25- kesime göre daha yüksek puan vermişti. Bundan da alanların yaş gruplarının eşit kullanımını yüreklendirecek şekilde tasarlanmadığı yorumuna varabiliriz.

sehrinesesver düslerinlegel

Beşiktaş’ta olma haline göre memnuniyet sorularının değerlendirilmesi

Tabloyu incelediğimizde sorulan sorulara en yüksek memnuniyetli yanıtların Beşiktaş’ta oturanlardan gelmiş olduğunu görüyoruz.  Bu bağlamda Beşiktaş’ta oturanlar, aynı zamanda Beşiktaş’tan en çok memnun olanlar.

Üç soruda Beşiktaş’ta oturanların diğer gruplara göre en düşük puanı verdiğini görüyoruz.

  • Sahil şeridini verimli kullanabiliyor mu?
  • Etkinlik mekanları – imkanları yeterli mi?
  • Kültür yapıları yeterli mi?

Bu sorular, Beşiktaş’ta yaşamayan gruplar tarafından daha yüksek puanlanırken, Beşiktaş’ta yaşayanlar tarafından daha düşük puanlanmış.

Bu durum Beşiktaş’ta yaşamayanların Beşiktaş’la kurdukları sahil, etkinlik ve kültür ilişkisinin tatmin ediciliği üzerine fikir vermektedir.  Beşiktaş’ta yaşayanlar bu üç başlık bağlamında daha sınırlı bir tatmin içindedir.  Beşiktaş’ta yaşamayanların, Beşiktaş’la kurdukları ilişkinin bu üç başlıkta görece sınırlı olması da bu tatmin farkını açıklayabilir.

Yukarıdaki tablo ve grafik yardımıyla Beşiktaş’ta oturmayanların en yüksek puanı verdikleri soruları da okumak anlamlı olacaktır.  Sokak sanatları sorusuna en yüksek puanı verenlerin Beşiktaş’ı kullananlar olması gibi.

Beşiktaş’ta oturanlar, Beşiktaş’ı kullanan ya da orada çalışan-okuyanlara göre anlamlı derecede kendilerini daha fazla Beşiktaşlı hissediyorlar. Bu anlamda kendisini en az Beşiktaşlı hisseden grup Beşiktaş’ı kullananlar.

give sound of your city beşiktaş

2016 yılında Düşlerinle Gel Beşiktaş etkileşimli panomuzu Çiçek Festivali kapsamında Sanatçılar Parkı’na kurduk ve oradaki katılımcılarımızın görüşlerini derledik:

sehrinesesver 2016 çiçek festivali

2015-2016 karşılaştırma tablosuna baktığımızda değerlerin yapısında benzer bir örüntü görüyoruz. Özel işlevlendirilmiş yollar yine memnuniyet olarak en düşük puanı alırken, “Beşiktaş yaşanabilir bir semt mi?” sorusu yine en yüksek puanı alıyor.

Bu bulguyu aslında başlı başına çok değerli ve heyecan verici olarak görüyoruz. İlk araştırmanın temel örüntüsünün devam etmesi, süreç aşamaları ile deneysel olan bu çalışmamızın sürdürülebilirliği açısından bize azim katıyor.

Karşılaştırma tablosunda ilk göze çarpan veri, 2016 puanlarının 2015 puanlarından neredeyse her soruda daha düşük olması. Sadece yeşil alanlar sorusunda bu anlamda olumlu bir fark var. 2016 değeri, 2015 değerinden daha yüksek… Bunu da 2016’da bir parkın tam içinde olmamıza ve kullanıcıların parktan yararlanma halinin yüksek olmasına bağlayabiliriz.

sehrinesesver 2016 çiçek festivali

sehrinesesver_besiktas_düslerinlegel kültür sanat

SEHRİNESESVER interactive board

SEHRİNESESVER interactive board

Mümkün olduğunca çeşitli görüşlerin aktarılmasına çalıştığımız Düşlerinle Gel panosunu, iki farklı, sene iki farklı alanda kurduğumuzda karşımıza çıkan sonuçlar bu şekilde oldu. Bu süreçte, sorunun insanları yönlendirme kabiliyetini daha iyi anladık. Örneğin, ön araştırmalarını yaparak özel işlevlendirilmiş yolların bir değer olarak öne çıkarılması, ya da yollardaki aydınlatmaların güven duyumu ile ilişkisi gibi. Belki bizi en az, birçok insanı ise en çok şaşırtan katılım yoğunluğu oldu. Gördük ki insanlar yaşadıkları, kullandıkları alanlar ile ilgili kendilerine danışılmasını bekliyorlar. Yine anladık ki, kapıdan yapılan kurum anketleri bu konuda çok yetersiz. Özellikle de yeşil alanların kullanımı konusunda ilçe belediyesi üst düzey bir verimlilik sunduğunu savunurken, kullanıcıların ortalama bir beğeniye sahip olduklarını aktarmaları, eminiz ki ilçe belediyesini şaşırtacaktır. Buna ek olarak, panoyu kurduğumuzdan itibaren katılım gösteren, panoya sahip çıkan sokakta yaşayan çocuklarının aydınlatmalar ve sokak tasarımları ile ilgili olumsuz geri bildirimleri, bu yerleri tasarlarken “kimin için?” tasarlandığı sorusunu bize sordurdu.

Kentte her bireyin kullanım hakkı olan kamusal alanlarda daha yenilikçi stratejiler, iletişim kanalları, katılımcı tasarımlar beklendiği açık. İstanbul gibi koca bir şehrin bir parçası olan Beşiktaş’ta yaptığımız bir çalışmada, orada yaşayanların fikirleri, görüşleri ile zenginleşen bir süreç ilerlettik. Bu akışta çeşitli disiplinlerden oluşan Şehrine Ses Ver ekibimizle, sivil toplum kuruluşları tecrübesi olanlar,  tasarım ve iletişim ile ilgilenenler, sosyal bilim dalları ile uğraşan kişilerden çok değerli katkılar edindik. Beşiktaş’taki ritime ve düşlere kulak verdik. Bir sonraki basamak, düşlediğimiz alanları benzer bir süreçle tasarlayarak hayat vermek olacak.

Kategoriler
atölye şehir

YAVAŞLA VE KEŞFET! ATÖLYESİ KATILIMCILARI

Kent atölyeleri çalışmamız için birbirinden ilgi çekici ve renkli birçok başvuru aldık. Özenle yaptığımız seçimden sonra çekirdek ekipleri belirledik. Kişi sayısını arttırdık. Seçilen ekiplere atölye süresince katkıda bulunabilirsiniz. Herkese ilgisi için çok teşekkür ederiz.

Tanışma toplantımızı 8 Kasım Cumartesi günü saat 14.00 da Yapı Endüstri Merkezi, Fulya’da yapacağız. Seçilen tüm katılımcıları bekliyoruz.

(Gönüllü belgeleme başvuruları Cuma akşama kadar devam etmektedir.)

Print

İsimler başvuru sırasına göre açıklanmıştır.

Ekip Katılımı

Zeynep Fettahoğlu, Yıldız Teknik Üniversitesi, Mimarlık, Mezun

Tuğba Ünal, İstanbul Teknik Üniversitesi, Mimarlık, Mezun

Tuğçe Arslan, Yıldız Teknik Üniversitesi, Mimarlık, Mezun

Ekip Katılımı

Cansev Rakipsiz, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Şehir ve Bölge Planlama, Mezun

Gubse Küreş, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Şehir ve Bölge Planlama, Mezun

Elif Tezel, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Şehir ve Bölge Planlama, Mezun

Ekip Katılımı

Metin Akın, Yıldız Teknik Üniversitesi, Elektronik Haberleşme Mühendisliği, Mezun

Hüseyin Karademir, Kocaeli Üniversitesi, Endüstri Mühendisliği, Öğrenci

Ömer Faruk Ünal, İstanbul Teknik Üniversitesi, İmalat Mühendisliği, Mezun

Ekip Katılımı

Melda Zeren, Maltepe Üniversitesi, Mimarlık, Öğrenci

Elif Özyürek, Maltepe Üniversitesi, İç Mimarlık, Öğrenci

Selin Burcu Erkal, Maltepe Üniversitesi, Mimarlık, Öğrenci

Ekip Katılımı

Büşra Yiğit, Yıldız Teknik Üniversitesi, Mimarlık, Öğrenci

Şizen Türkal, Yıldız Teknik Üniversitesi, Mimarlık, Öğrenci

Yeşim Çınar, Yıldız Teknik Üniversitesi, Mimarlık, Öğrenci

Ekip Katılımı

İbrahim Özvariş, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Mimarlık, Öğrenci

Derya Yaman, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Mimarlık, Öğrenci

Seda Altan, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Mimarlık, Öğrenci

 

Bireysel Katılımcılar

(Ekipler tanışma toplantısında açıklanacaktır.)

Ayla Ay, Marmara Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Resim, Mezun

Gaye Naciye Koyuncu, Yıldız Teknik Üniversitesi, Mimarlık, Öğrenci

Onur Ada, Bahçeşehir Üniversitesi, İletişim Tasarımı, Öğrenci

Bige Öktem, İstanbul Teknik Üniversitesi, Endüstri Ürünleri Tasarımı, Mezun

Melike Erkan, Yeditepe Üniversitesi, Endüstri Ürünleri Tasarımı, Öğrenci

Elif Sinem İnan, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Şehir ve Bölge Planlama, Öğrenci

Cansu Kırcan, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Şehir ve Bölge Planlama, Öğrenci

Heves Şahin, Yeni Yüzyıl Üniversitesi, Mimarlık, Mezun

Dilara Tokgöz, Doğuş Üniversitesi, Grafik (Görsel İletişim Tasarımı, Mezun)

Özge Aykut, Doğuş Üniversitesi, Görsel İletişim Tasarımı/Grafik (ÇAP), Öğrenci

Tuğçe Ungan, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Şehir ve Bölge Planlama, Mezun

İpek Geç, İstanbul Teknik Üniversitesi, Mimarlık/ İç Mimarlık, Öğrenci

Büşra Birinci, İstanbul Teknik Üniversitesi, Mimarlık, Öğrenci

İsmail Kocataş, Kocaeli Üniversitesi, Mimarlık, Öğrenci

Ece Doğan, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Mimarlık, Öğrenci

Semih Dilekçi, Yeditepe Üniversitesi, Endüstri ve Sistem Mühendisliği, Mezun

 

 

Kategoriler
gezi şehir

TOPLUMU VE DOĞAYI İLMEK İLMEK DOKUMUŞ BİR KENT; BURSA

bursa_sehrinesesver (7)

Katman katman, oylum oylum bir kent, Bursa. Bir imparatorluğu var etmiş, nefes vermiş. Sevgiyle, saygıyla ve hoşgörüyle içine işlemiş tüm canlıların… İnsan kenti var ederken, kent de insanı beslemiş, var etmiş. Uludağ’ın eteğinde bir çizgi boyu büyümüş, doğanın el verdiğince büyütülmüş. Gelişirken çağlar boyu, insanı içine almış. Bir bebek (fetüs) misali, anaç bir tavırla geliştirmiş.

Yerleşirken,  yüzyıllarca kimse verimli ovaya dokunmamış. Öyle bir yerleşmiş ki topografyaya, her köşesi, her açısı ayrı bir mekan doğurmuş. Değişen ve dönüşen kentte, her dönem külliyeler el ele vererek büyüme halkaları oluşturmuş ve birbirine eklemlenmiş. Hem kent sağlıklı büyümüş yıllarca, hem de insanları öyle bir bağlamış ki birbirine, sayısız kişiyi, kültürü çekmiş kendine.

Doğada yapılaşan alanlara, doğa selam durmuş. Toprak ile bütünleşmiş, ağaç ile yükselmiş. Bir minare, ağaçlar ile bu kadar bütünleşebilir mi? Çevresindeki her dal, her kıvrım selam durmuş yapılara… Öylesine aşkla işlenmiş ki, her köşe, her taş buram buram kokar olmuş.

Bir yerleşim ki, toplumu dokumuş… Hani çok meşhur ‘kamusal’ kavramı var ya, onu biçimlendirmiş; her alanını kültürün yeşermesi için kullanmış. “Çok işlevli yapı” kavramını kendi içine öyle bir yerleştirmiş ki, tüm canlılara kapısız duvarsız ortak mekan olmuş alanlar. Sadece inancı beslememiş, kamuyu beslemiş imaretler. Ne ışığı, ne malzemeyi, ne de insanı sıkıştırmış sınırlar, etiketler. Koca bir imparatorluğu doğurmak kolay mı? Kolay sanmış, yıllar sonra gelenler.

Hanlarının her köşesi davetkar bir şekilde tasarlanmış. Rüzgarın taşı oyması gibi doğal, içten bir ölçek tutturmuş kemerler. İçten dışa büyümüş; ortasına ibadet yerini asilce almış. Eteklerini hafifçe kaldırıp da usulca dokunmuş mescid avluya. Her canlı geçişine, bakışına, ışığın yapraklardan süzülüp yansımasına, ağacın kokusuna saygı duymuş. Baharı buyur etmiş içeri. Böyle bir biçemde şekillenen insanların da hoşgörülü, bilgin olması kadar doğal bir sonuç olabilir mi? Büyülü bir nazar, gösterişli bir kent yaratmaz mı? Ve bu kadar işlenmiş bir toplumsal yapıya, her bakışa yer veren oylumlara, özgün niteliklere sevgi oluşmaz mı?

Çağlar boyu gelen dönemlik misafirler, bu işleyiş mirasını özümseyip bir adım daha ilerletir mi? Yoksa kolaya kaçar da, ovayı binalı, binayı saygısız, insanı hoşgörüsüz, kamuyu cansız, dönüşümü niteliksiz mi yapar? Hangisi daha kolay; anlamak mı anlamamak mı?

BURSA’DAKİ TARİHİ YAPILAŞMALAR

Bursa’nın, Akdeniz, Karadeniz ve İç Anadolu iklimlerinin karışımı olan, çok uygun ve verimli bir iklimi vardır.
Kentteki yıllık yağış ortalaması 725mm’dir.
Verimli topraklar üzerindeki bu iklim, eski çağlardan beri insan yerleşmelerine uygun bir ortam yaratmıştır.
Bursa kenti Strabon’a göre M.Ö. 6.yy. ortasında kurulmuş. Kimilerine göre de, daha geç, 3.yy’dan sonra Anibal’ın önerisiyle kurulmuş. Bugün bilinen en eski izler Hisar Mahallesindeki (kaledeki); Roma, Bithynia, Bizans dönemlerinin izleridir.
Bursa’ya gerçek önemini veren, Erken Osmanlı Dönemi yapıtlarıdır. Bu yapıtlar fiziksel özelliklerinin ötesinde yepyeni bir kültür-yaşama biçimi bireşiminin ilk aşamaları olmalarıyla da önemlidir. Osmanlılar, 1326 da Bursa’yı alıp, hemen o yıl yapılarını kurmaya başlamışlardır. Bu ilk dönem, imparatorluğun örgütlenme süresi sayılır. Bu sürede Osmanlılar, yaşama ve yönetim biçimini, kurumlarını belirlemekle ve tanımlamakla uğraşmışlardır. Bunlar yeni bir bireşimin (sentezin) tanımlarıdır. Bu tanımlardan yepyeni yapı izlencelerinin gerektirdiği yeni çözümler, yeni yapılar gerçekleştirilmiştir. Bu yapıtlar, İstanbul’da görülen olgunluk çağının klasik Osmanlı yapıtlarının başlangıçlarıdır.
Bu örgütlenme döneminde yapılan yapıların, çağlarına göre, en önemli ve ortak yönleri kamu yararına ya da doğrudan kamu yapıları olmalarıdır. Yeni yönetim, kendini halka, gösteriş yapıları ile değil, onlara hizmet getirerek kanıtlamağa çalışmaktadır.
Bursa Osmanlı yapıtlarını incelerken bu sosyal ve kültürel olgunun da göz önünde bulundurulması gerekir.

ÇOK İŞLEVLİ YAPILAR: SOSYAL-KÜLTÜREL ÖZEKLER, “ZAVİYELİ CAMİ”LER, ORHAN CAMİSİ

14.yy Osmanlı mimarlığı kimi yapı türleri yaratmıştır. Bunların başında, gerçekte birer sosyal-kültürel özek (merkez) olan çok işlevli yapı türü gelir. Bu tür yapılara “Zaviyeli Cami” denilegelmiştir. Oysa bunlar bir oylumları namaz kılma yeri olarak kullanılsada, kent konuklarının ağırlanma yeri, “kadı”nın iş yeri, ayanın-eşrafın  toplanma yeri, okul gibi işlevleri de gören yapılardır.
Toplumun yeniden düzenlenmekte olan sosyal örgütlenmesini yansıtırlar.
Bu yapılar baş aşağı duran “T”ye benzeyen plan düzenlemesinden ötürü, uzmanlık dilinde “ters T” tasarlı yapılar olarak isimlendirilirler.
Bu tür yapılarda özel bir bölümde kadı görev yapardı. Konukevi (tabhane) bölümünde, örneğin kente gelen bilginler ağırlanırdı. Onlara burada konuşmalar, söyleşiler yaptırılır, dersler verdirilirdi.
Üstü en yüksek kubbeyle örtülü, şadırvanla ve çatı feneri ile (ışık almak için) belirlenen orta bölüm çok amaçlı oylumdur. Burada ders, söyleşi, konuşma yapılır, namaz da kılınırdı. Buradan ayakkabılar çıkarılarak örneğin iki basamakla kadının çalıştığı bölüme geçilirdi. Buranın karşı bölümünde de ayan (yörenin ileri gelenleri) toplanırdı.
Kısacası bu tür yapılar bir bakıma toplum yönetiminin özekleridir. Bu yapıların çevresi konutlardır. Kent büyüdükçe yeni bir sosyal kültürel özek yapılmıştır. Böylece herkes yürüyüş uzaklığında bir özeğe ulaşabilmiştir. Her yeni özek de bu yapılar gelişmiştir. Hüdavendigar’da okul ikinci kattadır. Hüdavendigar’da okul ikinci kattadır. Oysa Muradiye’de Yeşil’de ayrı birer yapıdır.
Bursa Orhan İmareti
Bursa Orhan İmareti

BURSA ULU CAMİSİ

Bursa Ulu Camisi, Batı Anadolu’nun en olgun Ulu Camisidir. Yapıyı, Yıldırım Beyazıd (1396-1399) yaptırmıştır.
Biçem olarak Selçuklu yapı geleneğini sürdürür. Ancak Selçuklularda bunca geniş alana yayılmış cami yoktur. Yapının yapım yılını öğrenebildiğimiz sağlıklı kanıt, ahşap minberdir. Burada Murad Han oğlu Beyazıd Han tarafından 1399 yılında yaptırıldığı yazılıdır.

Ulu Caminin bir başka özelliği, İslami geçmişimizde ilk kez görülen 2 kapılı, iki yollu minaresidir. Bu biçim daha sonra 3 yollu olarak Edirne Üç Şerefeli Camisinde uygulanmıştır. Yapının bir başka özelliği kolay dağılımı sağlayan yan kapılardır.

Bursa Ulu Cami Planı
Bursa Ulu Cami Planı

HÜDAVENDİGAR KÜLLİYESİ

I. Murad’ın yaptırdığı külliyenin yapımına 1340’da başlanmıştır.
Üst kattaki medrese odalarıyla 2 katlı ana yapı, külliyenin en ilginç yapısıdır. Bu plan çözümü Osmanlı mimarlığında bir daha hiç kullanılmamış, tek örnek olarak kalmıştır. Yapıda Bizans yapılarından toplanmış sütunlar (dizekler), sütun başlıkları, söveler kullanılmıştır.
Türbeyi, Yıldırım Beyazıd yaptırmıştır. İmaret yapısı da 1906 yılında gördüğü onarımla değişikliğe uğratılmıştır.

Bursa Hüdavendigar Külliyesi
Bursa Hüdavendigar Külliyesi

MURADİYE KÜLLİYESİ

II.Murad, 1425-26 yılları arasında yaptırmıştır. Kubbeli iki kanattan oluşan tasarıyla çok işlevli sosyal-kültürel yapılar kümesine giren yapıtın, kuzey cephesinin her iki köşesinde birer konuk oylumu (tabhane) odası yer alır.
Medrese, ana yapının sağ yanındadır. Bugün Verem Savaş Dispanseri olarak kullanılmaktadır. Külliyeye çeşitli dönemlerde çok sayıda türbe eklenmiştir.

Bursa Muradiye Külliyesi
Bursa Muradiye Külliyesi

YEŞİL KÜLLİYE

Bursa’da Çelebi Sultan Mehmed’in 1419-1424 yılları arasında Hacı İvez Paşa’ya yaptırdığı yapılar topluluğu, Osmanlı mimarlığının en ünlü ve en önemli yapıtlarından biridir. Bir varsayıma göre Sultan’ın geldiğinde kalması için düşünülen bir özel daire ile ocaklı konuk (tabhane) odaları, kubbeyle örtülü havuzlu bir orta sofa çevresinde 3 eyvandan meydana gelen bu yapıda, 13. Yy. Anadolu medreselerinde beşik tonozla örtülü olarak gördüğümüz eyvanlar, kubbe ile örtülmüştür. Örtünün egemen ögesi olarak kubbe kullanılması, orta oylumun çevresindeki eyvan alanlarının kare oylumlar oluşan bir düzeni egemen kılmıştır.
Yapı bu özelliklerinin yanı sıra yapım yöntemi alanlarında da, sanat alanında da üstün düzeye ulaşmıştır. Yarım kalmış mermer kaplı girişte, eskinin Taçkapı geleneği sürmektedir. Burada dinamik desenli bir “rumi” süsleme vardır. Yapının çini duvar kaplamaları ve çini kaplı mihrap, teknik açıdan yüksek düzeye tanıklık ederler.

Bursa Yeşil Külliye
Bursa Yeşil Külliye

HANLAR BÖLGESİ
HAN – ÇARŞI

Bursa, Osmanlı Devleti’nin önemli tecim özeklerinden biriydi. Bursa hanları XIV. Ve XV. yy.larda yapılmıştır.
Tecim (ticaret) amacıyla kurulan bu hanlar, genelde iki katlıdır. Odalar üst kattadır. Alt katları depodur. Odalar avlu çevresindeki revaklı geçitlere açılır. Gelişmiş
hanlarda ayrıca ahır da bulunur (Koza Han’ında olduğu gibi). Çoğu kesme taş ve tuğladan yapılmıştır. Kimilerinde, avlu ortasında köşk mescitler vardır.

Bursa Hanlar Bölgesi
Bursa Hanlar Bölgesi

Son yıllardaki yapılaşmalara baktığımızda, yıllardır kentte birikmiş olan kültür, tarih, coğrafya ve mimari birlikteliklerindeki derinliği görebiliyor muyuz?

Toki'nin Bursa Kentine Tokatı, Fotoğraf: Erdal Yavuzak
Toki’nin Bursa Kentine Tokatı, Fotoğraf: Erdal Yavuzak

Kentin yüzyıllardır türettiği bunca güzelliği yaşayıp da hissedince, inanın ki anlamak ve sürdürmek çok daha kolay… Hep sevgiyle, hep yeşil kal Bursa…

Bursa’daki Tarihi Yapılaşmalar/ Çizimler ve Bilgiler: Cengiz Bektaş, Mimarlık İşliği arşivinden

Fotoğraflar: Merve Akdağ Öner

* Kaynaklar belirtilerek paylaşılabilir.


[one_half] [align type=”left”]merveakdagoner[/align] Yazan; Merve Akdağ Öner
İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü Mezunu, Şehrine Ses Ver Kurucusu

 
 
Kategoriler
atölye şehir

Şehrine Ses Ver Kentsel Tasarım Atölyesi İstanbul Sunumları ve Forumu

DUYURU_sunumlar

Şehirlerdeki potansiyelleri yakalamayı ve tasarlamayı, şehrin ana kullanıcıları ile birlikte profesyonellerin kentsel alanlara dokunmasını teşvik etmeyi, kaliteli ve kimlikli kentsel/kamusal alanların şehre kazandırdıklarına dikkat çekmeyi hedefleyen Şehrine Ses Ver Kentsel Tasarım Atölyesi, 2014 Şubat ayında SALT Galata ev sahipliğinde yapıldı. Şehrine Ses Ver Disiplinlerarası Üretim Platformu’nun ilk atölyesi, Eylül ayında Kadıköy’de infografik konusunda gerçekleşmişti. İkinci atölye de Platformun organizasyonunda, tasarimyarismalari.cominfografik.com.tr ve Sokak Bizim Derneği eşliğinde yapıldı.

125 başvuru arasından seçilen atölye katılımcıları, mimar, endüstri ürünleri tasarımcısı, kentsel tasarımcı, şehir ve bölge planlamacısı, peyzaj mimarı, toplumsal ve siyasal bilimci ve grafik tasarımcı alanlarından uzmanlaşıyor. 12 üniversiteden ve 7 bölümden gelen 15 katılımcıda, üniversite 3. ve 4. sınıf öğrencisi olması veya mezuniyetlerinin üzerinden en fazla 3 yıl geçmiş olması koşulu arandı.

Atölye ürünleri, 18 Mart Salı günü, saat 18.00 de SALT Galata’da yapılacak bir etkinlik ile paylaşılacak. Süleymaniye’yi Keşfet; Kent Bostanları; Söğütlüçeşme’de ‘Kutu içinde Kutu’, Üsküdar ve Karaköy’den Sürpriz Yansımalar, Metrobüs’te Nereden Gideyim? temalarında yapılan çalışmalar, sunumlar ile tartışılacak. Yoğun gündemde, “geleceğimizi besleyecek üretkenliği korumak ve geliştirmek” konulu forumda ilerleme yolları konuşulacak.

Katılımcı ve açık şehir stratejisi ile kurgulanan kentsel tasarım atölyeleri, şehirlere veya şehirlerin belli bölümlerine kullanım, bilgi ve ihtiyaç bazlarında mercek tutuyor, Geleceğin şehirleri üzerine tasarımlar geliştirerek kent ve teknoloji algısı, kentin sürdürülebilir vizyonu, dönüşüm ve yeni teknolojilerin kent yaşamına entegresi konusunda ortak paydaları oluşturuyor, Yoğun şehir dokusu içerisinde nitelikli, kaliteli, kimlikli 1:1 tasarımlar ile üretime katılarak, tasarımın kent içerisindeki rolünü, yerel zanaatlerin ve zanaatkarların tasarımcılar ile paylaşımını, genç profesyonellerin malzeme/mekan/ölçek algısını kurmayı ve bunu kamuoyu ile paylaşmayı önemsiyor.

Platformun ve ekiplerin, bundan sonra yapacağı çalışmalarının da ortak fikir alışverişinde bulunulacağı etkinlik, tüm ilgilerin katılımına açıktır.

Atölye Yürütücüleri: Merve Akdağ Öner, Ertunç Öner, Arzu Erturan, Erman Topgül, Emrah Cengiz
Atölye Katılımcıları: Ecem Hisar, Hazal Gülşan, İrem Yeşil, Didem Aybaş, Hande Kalender, Melda Yanmaz, Kübra Cenk, Kübra Demirtuna, Zeynep Burcu Kaya, Hilal Kurt, Kıymet Uzun ve Selen Çatalyürekli, Müge Güler, Hilal Burcu Kocaoğlu, İrem İnce.
Kategoriler
şehir

Bu Walking City (Yürüyen Şehir) Bir Başka!

walkingcity_universal

Başkalaşan yüzeyler, birleşme, dağılma, mutasyon ve daha birçok kavram bir videoda ilham verici bir şekilde nasıl bütünleştirilir? Projelerinde, ’60lardan Archigram’a referans verdiklerini söyleyen ekip, aslında onların düşüncelerini almış, evrimleştirmiş ve video şeklinde sunmuş. Her bir karesinde malzemelerin ve şekillerin birbirine bağlantılı bir patern ile nasıl dönüştüğünü gözlemleyebiliyoruz. Ayrıca bu dönüşümün göçebelik ile ilişkilendirilip sonsuz, sürekli ve doğayla da uyumlu şekilde süregelmesinin sunumu sizce de etkileyici değil mi? Universal Everything’in çalışmaları, bizi ekip olarak çok heyecanlandırdı ve oldukça ilham verdi! 

[video_embed][/video_embed]

Proje : Universal Everything
Yaratıcı yönetmen : Matt Pyke
Animasyon : Chris Perry
Ses : Simon Pyke

Kategoriler
atölye data şehir

Şehrİne Ses Ver Kentsel Tasarım Atölyesİ | İstanbul Çalışmaları Süreci

Şehirlerdeki potansiyelleri yakalamayı ve tasarlamayı, şehrin ana kullanıcıları ile birlikte profesyonellerin kentsel alanlara dokunmasını teşvik etmeyi, kaliteli ve kimlikli kentsel/kamusal alanların şehre kazandırdıklarına dikkat çekmeyi hedefleyen Şehrine Ses Ver Kentsel Tasarım Atölyelerinin ilki 1-10 Şubat tarihleri arasında SALT Galata ev sahipliğinde yapıldı. Şehrine Ses Ver Disiplinlerarası Üretim Platformu’nun ilk atölyesi, Eylül ayında Kadıköy’de infografik konusunda gerçekleşmişti. İkinci atölye de Platformun organizasyonunda, tasarimyarismalari.com, infografik.com.tr ve Sokak Bizim Derneği eşliğinde yapılıyor.

Katılımcı ve açık şehir stratejisi ile kurgulanan kentsel tasarım atölyeleri, şehirlere veya şehirlerin belli bölümlerine kullanım, bilgi ve ihtiyaç bazlarında mercek tutuyor, Geleceğin şehirleri üzerine tasarımlar geliştirerek kent ve teknoloji algısı, kentin sürdürülebilir vizyonu, dönüşüm ve yeni teknolojilerin kent yaşamına entegresi konusunda ortak paydaları oluşturuyor, Yoğun şehir dokusu içerisinde nitelikli, kaliteli, kimlikli 1:1 tasarımlar ile üretime katılarak, tasarımın kent içerisindeki rolünü, yerel zanaatlerin ve zanaatkarların tasarımcılar ile paylaşımını, genç profesyonellerin malzeme/mekan/ölçek algısını kurmayı ve bunu kamuoyu ile paylaşmayı önemsiyor.

Çalışma konuları; Kentsel Alan (Public Space), Kent Mobilyaları (Urban Furniture), Kent Bahçeleri (Urban Farms), Pavilyon (Urban Pavillion), Bilgi Tasarımı (Information Design), Infografik (Infographics) olan atölyede, disiplinlerarası beş grup, atölye yürütücüleri eşliğinde çalışmalarını sürdürüyor.

Disiplinlerarası çalışmaları, etkileşimli ve birbirini besleyici özellikte kurgulayan SSV|Platform’un yaptığı atölye duyurusuna 13 ekip başvurusu, 86 kişisel başvuru, toplam 125 tekil başvuru yapıldı. tüm başvurular titizlikle değerlendirilerek, 2 ekip ve 9 bireysel başvuru sahibi, çalışmalar için davet edildi. Katılımcılar, mimar, endüstri ürünleri tasarımcısı, kentsel tasarımcı, şehir ve bölge planlamacısı, peyzaj mimarı, toplumsal ve siyasal bilimci ve grafik tasarımcı alanlarından oluşuyor. 12 üniversiteden ve 7 bölümden gelen katılımcılarda, 3. ve 4. sınıf öğrencisi olması veya mezuniyetlerinin üzerinden en fazla 3 yıl geçmiş olması koşulu arandı.

İlk gün yapılan yuvarlak masa toplantısında proje hedefleri ve amaçları, katılımcılarla paylaşıldı. Çalışma konuları, proje vizyonunu kapsayacak şekilde aktarıldı. Kent ve yerleşim oluşumları, kamusal alan dinamikleri ve kamusal alan tanımı tartışmaları yapıldı. Kamusal alanın, sınırlı özel mülkiyet kullanımları dışında olan tüm alanları kapsadığının altı çizildi. Kentte nitelikli üretimlerin; alanı, kurgusu ve malzemeleri uygun tasarımlarla mümkün olabileceği ve bu şekilde oluşturulan kamusal alanların insanların hayat kalitesini arttırmakla beraber kent yaşantısını da her anlamda canlandırdığı tartışıldı. Etkin tasarımlara geçiş aşamasında, veri kullanımlarının infografikler yöntemi ile nasıl kurgulanabileceği, tüm proje anlatımlarının her bilgi düzeyinden insana ulaşabilmesinin önemi vurgulandı. Çeşitli ülke ve kamusal alanlardan kent mobilyaları tasarımları, kamusal alan mobilyalarındaki estetik, işlevsellik ve dayanıklılık kriterleri ile incelendi.

Tüm ekipler ilgilerini çeken konuları değerlendirerek onlara uygun alanlar seçimleri yaptılar. Alanlar ve konular üzerinden ayrıntılı tartışmalar ve çalışmalardan sonra, ekipler fikirlerini geliştirerek aralıklar ile tüm katılımcılar ve yürütücü ekibe projelerini sundular. İkinci haftasonu belirli bir kurguya ulaşan tasarımların kullanıcılar ile güçlü bağlantılar kurabilmesine yönelik olarak, kamusal alan tasarımlarındaki pazarlama senaryoları ve teknikleri peyzaj mimarı ve sanat yönetmeni Sena İzgi tarafından paylaşıldı. Kamusal alana yapılan tasarımlarda, kullanıcıları tasarımın bir parçası kabul ederek yapılan yaklaşımlar tüm katılımcılarla tartışıldı. Kullanıcıları, alan özelliklerini göz önüne alarak ışık, ses, malzeme etkileşimleri ile çeken tasarımların ana özellikleri projelerin kurgularına eklemlendi. Kamusal alan tasarımlarının geniş açılı vizyonu, tasarım kalitesi ve kurgusu ile ilişkisi ŞANALarc ortaklarından mimar ve kentsel tasarımcı Alexis Şanal tarafından ilham verici bir sunum ile aktarıldı. ‘Cömertliğe imkan veren kentsel tasarımlar’ proje örnekleri ile aktarılırken, büyük kamusal ölçekteki projelerin adım adım gerçekleştirilme pratiği yakın zamanda açılacak olan ŞişhanePark projesi üzerinden aktarıldı. Kamusal alanda yürünebilirlik ve erişilebilirlik gibi ana ihtiyaçlar katılımcılar ile tartışıldı. Beş ekip, projelerini yeniden gözden geçirerek veriler, ihtiyaçlar ve tasarımları doğrultusunda geliştirmeye devam etti.

Oldukça keyifli bir paylaşım ortamında süren çalışmalar, sunum ve paylaşım düzenlemeleri ile kamuoyuna duyurulacak. Mart ayında yapılması planlanan sunumlar ve tartışma forumu için lütfen takipte kalınız.

29_ikincihafta_sehrinesesver_kta (3)

Exactly grubunu oluşturan Ecem Hisar, Hazal Gülşan ve İrem Yeşil, Söğütlüçeşme’yi inceleyerek projelerini tasarladılar.

 Verilen konular atölyenin başvurularından itibaren hepimizin çok ilgisini çekti ve hepsini uygulamak istedik ancak ne yazık ki yalnızca iki haftamız olduğu için verilen alanlara bakıp gereksinimlerini çıkarttıktan sonra pavilyon ve kent mobilyaları konularını birleştirip, insanların da ilgilerini çekebilecek, eğlenceli ve uygulanması da aslında mümkün olan bir tasarım çıkartmaya çalıştık. Kadıköy’de Söğütlüçeşme Tren İstasyonu’nun çevresindeki park alanın ve tren raylarının altındaki tekinsizlik hissi veren alanı bekleme ve sosyalleşme alanı olarak tasarlayıp bu alanın  kullanımını ve verdiği hissiyatı değiştirmeyi amaçladık. Bunu da birbirine geçebilen küplerden yararlanarak yapmayı düşündük. Böylece bölgedeki halkın da pavilyonu istedikleri gibi tasarlamalarını sağlayacak esneklikte bir tasarım ortaya çıkarttık.

Bu süreçte Merve, Ertunç, Emrah, Arzu ve Erman her aşamada yanımızda olup zaman zaman yaptıkları sunumlar, zaman zaman da verdikleri bireysel tavsiyelerle projelerin tasarlanmasında oldukça yardımcı ve etkili oldular. Hepsine çok teşekkür ediyoruz ve en kısa zamanda yeni bir atölyede birlikte çalışmayı istiyoruz.

28_ikincihafta_sehrinesesver_kta (4)

Bostancıbaşı grubunu oluştıran Didem Aybaş, Hande Kalender ve  Melda Yanmaz, İstanbul’daki sürdürülebilir üretimi ‘Kent Bostanları’ çalışmalarında infografik olarak çalıştılar.

Bostancıbaşı grubu olarak biz, grafik tasarımcı, endüstri ürünleri tasarımcısı, permakültür tasarımcısı, mimar ve peyzaj mimarı olmamızın yanı sıra sürdürülebilirliği, doğayı ve sosyalleşmeyi seven üç farklı kişileriz. Bununla beraber gündemi takip eden ve ilgimizi çeken konular ile ilgili neler yapabileceğimize kafa yoran, konuşmakla kalmayarak bunları kağıda dökmeye çalışan insanlarız. Bu atölyenin başlama zamanı ile paralel olarak gündemde olan Antalyalı pazarcıların eylem yaparak kontak kapatması, ilgimizi çekti ve bununla ilgili bir çalışma yapmak istedik. Çalışma için bilgi toplarken meyve ve sebzelerin ne kadar uzaklıktan, ne şekilde geldiğini gördük ve bunların üretici, satıcı ve alıcı için negatif paydalarını gördük. Daha sonra kent içerisinde meyve sebze üretimi yapma fikri doğdu. Bunun ile beraber kent bahçeleri konusunu kent bostanlarına nasıl çeviririz diye düşündük. İnsanların daha fazla toprakla haşır neşir olmasını, kendi meyve sebzelerini mahallelerinde, evlerinin bahçelerinde ve balkonlarında, yetiştirebilmelerini sağlamayı amaçladık. Konu ile ilgili bilgileri harmanlayarak bir infografik hazırlıyoruz. Umarız bu herkes için uygulanabilir, yararlı ve keyifli olur.

29_ikincihafta_sehrinesesver_kta (19)

Pusula Grubunda, Kübra Cenk, Kübra Demirtuna, Zeynep Burcu Kaya, Süleymaniye Bölgesinin, Eminönü ve Beyazıd Meydanı’ndan keşfine yönelik bir proje geliştirdiler.

Pusula grubu olarak yaptığımız ilk konuşmalarda üçümüzü heyecanlandıran şeylerin birbirine ne kadar benzediğini keşfettik. İstanbul’a, gezmeye, yeni tatlara, her çeşit iyi tasarıma olan sevgimizden bahsederken konu kendiliğinden şekillendi. Çünkü ortaya çıkaracağımız ürün bunları içermeliydi. İstanbul’un hak ettiği değeri göremeyen köşelerini ortaya çıkarmalı, insanları yürümeye ve keşfetmeye teşvik etmeliydik.

Heyecanımıza kendimizi belki biraz fazla kaptırarak iki haftaya sığdırabileceğimizden çok daha fazlasını yapmak istedik: Bir rota çizip başlangıç ve bitiş noktalarına bilgilendirme panelleri ve oturma elemanları yerleştirerek meydanlar oluşturma, yol boyunca kendi ikonlarımızı içeren bilgilendirme levhaları yerleştirme, üzerine düştüğümüz sorunu tespit eden bir infografik, meydanlarda ücretsiz wifi’dan paylaşılacak bir akıllı telefon uygulaması…

Bu fikirlerin hiçbirinden vazgeçmek istemesek de adım adım ilerlemeye karar verdik. Rota çizimi ilk aşama elbette. Kullanacağımız fotoğrafların çekimi bu adıma dahil oldu. Rotanın her köşesine baktığımız koca bir gün geçirdik. İkinci haftasonu gelmeden önce göstereceğimiz noktalar hakkında bilgi topluyoruz. Bir an önce tasarıma başlamak istiyoruz, fotoğraflar üzerinde çok keyifli kolajlar hazırlayacağız. Umarız bizi heyecanlandıran tüm fikirleri bir gün sunumda değil, sokakta görürsünüz.

26_ikincihafta_sehrinesesver_kta (5)

Süpriz grubundan Hilal Kurt, Kıymet Uzun ve Selen Çatalyürekli, Üsküdar Meydanı ve kamusallığı inceleyerek Sürpriz Yansımalar başlıklı projelerini geliştirdiler.

Üsküdar Meydanı, son dört ay içinde, ‘Marmaray’ ulaşım sisteminin de eklenmesiyle; şehrin diğer yakasına pratik ulaşım sistemleri sunmaktadır. Ancak buna karşın, meydanın insan ve araç sirkülasyonu, oldukça kaotik bir haldedir. Kamusal alanın merkezinde bulunan fiziksel sınırlandırmalar ve yeni eklenen ulaşım sistemlerinin entegrasyonun plansız şekilde yapılması  vb. nedenler, bu kaotik duruma neden olmaktadır. Grubumuz, bu durumun görsel  temsilini, meydanın yaya geçiş noktasına konumlandırılan yerleştirmeyle, kentin ana kullanıcılarına alternatif bir yöntemle tekrar algılamasını sağlamayı hedeflemektedir.

Tasarımımızı konumlandırdığımız noktanın tespitinde; odak, kamusal alan kullanımı, istatistiki verilerin karşılaştırılması ve imaj analizi yöntemlerinden yararlanılmıştır.  Yerleştirmemizin oluşturulmasında ve konumlandırılmasında, şehrin çok benzer kaotik ve yapısal özelliklerine sahip Karaköy Meydanı’yla karşılıklı interaktif görüntü teması sağlanacaktır.

27_ikincihafta_sehrinesesver_kta (2)

Artı Bir grubundan Müge Güler, İrem İnce ve Hilal Burcu Kocaoğlu, Metrobüs deneyimini inceleyerek bir yönlendirme paketi üzerinde çalıştılar.

Çalışmamızda, İstanbul’u tanımladığımızda etkili bir deneyim olarak değerlendirebileceğimiz “Metrobüs” kavramını ele almak istedik. Bunun için İstanbul’un kaos ortamının kısa bir özeti olan metrobüs’ü ilk önce kullanıcıları ve yaşadığı sorunları ile gözlemledik. Özellikle, metrobüsü ulaşım aracı olarak sık kullanmayanların yaşadıkları şaşkınlıkları en alt seviyeye indirgemek ve bu süreçte yaşayacakları metrobüs deneyimini en bilinçli hale getirmek için bir yönlendirme paketi hazırlamaya karar verdik. Bu amaçla; metrobüs kullanıcıların yaşadığı en önemli sorunlardan biri olan bilgilendirme ve yönlendirme konularını ele alarak, kullanıcıların bilet alım aşamasından, metrobüsle varmak istedikleri noktaya kadar olan süreçlerini yönlendirme paketimizle tasarlamaya çalıştık. Bu süreçte, gözlem noktamız olarak en önemli aktarma noktalarından biri olan, metrobüsün otobüs ve metroyla bağlantısını sağlayan Mecidiyeköy aktarma noktasını ele aldık.  Yönlendirme paketi kapsamında olan, kullanıcının yalnız metrobüs kullanımı sırasında değil, metrobüsten indikten sonrada hızlı ve bilinçli bir şekilde aktarmak istedikleri noktaya, soru sormadan nasıl ulaşabileceklerini kurguladık. Bu amaçla, İstanbul’un en önemli ulaşım akslarından biri olan metrobüs hattının, kullanım aşamasında yaşanan yönlendirme ve bilgilendirme sorunlarını ele alarak, gereksinimlerini bir tasarım paketi olarak ortaya koymayı düşündük.

18_ikincihafta_sehrinesesver_kta

14_ikincihafta_sehrinesesver_kta (7)

22_ikincihafta_sehrinesesver_kta (16)

15_ikincihafta_sehrinesesver_kta (8)

Atölye Yürütücüleri

Merve Akdag Öner sehrinesesver kurucusu

İTÜ Mimarlık Bölümü mezunu, özel sektörde mimar olarak çalışıyor. Şehrine Ses Ver proje koordinasyonunu yapıyor.

Ertunç Öner tasarimyarismalari.com kurucusu

İTÜ  Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümü mezunu, tasarımcı, MSGSÜ Bilgisayar Ortamında Sanat ve Tasarım yüksek lisansına devam ediyor.

Arzu Erturan sokakbizimci

MSGSÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümü lisan ve yüksek lisans mezunu, aynı bölümde Araştırma Görevlisi olarak çalışıyor.

Erman Topgül sokakbizimci

AÜ DTCF Sosyoloji Bölümü mezunu, MSGSÜ’de Şehir ve Bölge Planlama Bölümünde yüksek lisans yapıyor.

Emrah Cengiz infografik.com.tr kurucusu

İTÜ Endüstri Ürünleri Tasarımı bölümü mezunu, dijital marketing sektöründe tasarımcı olarak 10. yılını doldurdu.

Katkıları için ilk atölye katılımcılarından Ayşe Ece Eyisoy’a, tüm konuklarımıza ve fikirlerini paylaşanlara teşekkür ederiz.

 

Kategoriler
şehir

HASANKEYF’İN KOKUSU, DİCLE’NİN SESİ…

Yok olacağını bildiğimiz zaman neden daha çok değer veriyoruz bir şeylere? Son nefesine günden güne yaklaştığını bildiğimiz için mi bu kadar çok sevdik Hasankeyf’i? İnsan kendi doğasını, insan kendi tarihini, insan kendi kültürünü bile bile suyun altına gömer mi?

Hasankeyf’e uzun zamandır isteyip, nihayet gerçekleştirebildiğimiz kısa ziyaretimiz boyunca hep bu sorular döndü kafamızın içinde. Yok olacağını bilmeseydik ziyaretimizi daha da erteleyecek miydik acaba? Doğu, Güneydoğu hep uzak ve bilinmez olarak mı kalacaktı biz İstanbullular ve sonradan İstanbullu olanlar için?

Solda kalenin “kral dairesi”, geride türbe, sağda eski köprü (Fotoğraf: Pınar Koyuncu)
Solda kalenin “kral dairesi”, geride türbe, sağda eski köprü (Fotoğraf: Pınar Koyuncu)

2013 yılının Ekim ayına kadar, 27 yıllık hayatımda Türkiye’de gidebildiğim vilayetlerden en doğuda olanı Kayseri idi. Ta ki “Seneye göremeyebiliriz, artık gitmeliyiz!” motivasyonu ile Hasankeyf’e gitmeye karar verip, Batman’a uçak bileti alana kadar… Batman’a iner inmez araba kiralayarak, kafamızdaki soru işaretlerini arka koltuğa oturtup başladık karış karış gezmeye. 3 günlük kısa gezimizin rotasını Batman – Hasankeyf –  Midyat – Mardin olarak belirlemiştik. Ancak gördüklerimizin yoğunluğu ve insanların sıcaklığı sayesinde çabucak uyum sağlayıp, uzun zamandır bildiğimiz yerlerde olduğumuz hissi ile gezdik bu süre boyunca.

İlk durağımız olan Hasankeyf’i görme isteği, aslında bu yolculuğa karar vermemizin de ilk sebebi idi. Son yıllarda sık sık kulaklarımıza çalınan ismini, hafızamızdaki birkaç fotoğraf ile bütünleştirmeye çalışıyorduk. Havasını koklamak, Dicle’nin sesini dinlemek, insanları ile konuşmak ise bambaşkaymış.

Batman Belediyesi BAKSAD
Batman Belediyesi BAKSAD
Dicle’ye nazır mağara-evler (Fotoğraf: Pınar Koyuncu)
Dicle’ye nazır mağara-evler (Fotoğraf: Pınar Koyuncu)

Hasankeyf tabelasını görmemiz ile artan heyecanımız, arabayı durdurur durdurmaz etrafımızı saran çocuklu-büyüklü “rehber” kalabalığı ile şaşkınlığa dönüştü. Hem kitap satmak, hem de rehberlik yapmak isteyen minik kalabalıktan önce iki tane kitap alıp, yaşı biraz daha büyük olan Bilal’i bize eşlik etmek üzere arabamıza aldık. Sonraki 3 gün boyunca sık sık duyacağımız üzere, Bilal bize “hocam” diye sesleniyor ve (İstanbul’da artık alışık olmadığımız derecede) kibar davranıyordu.

 Zeynel Bey Türbesi ve çevresi (Fotoğraf: Pınar Koyuncu)
Zeynel Bey Türbesi ve çevresi (Fotoğraf: Pınar Koyuncu)

Hasankeyf’e girer girmez yanından geçip gittiğimiz ve yaklaşmanın mümkün olmadığını zannettiğimiz türbe ilk durağımız oldu. Dışındaki çini mozaiklerin çoğu dökülmüş ve çalınmış olan Zeynel Bey Türbesi,  Akkoyunlular’ın Hasankeyf’te bıraktığı ve Azerbaycan ile Türkistan yöresi mimari özelliklerini Anadolu’ya taşımış olan tek eser. Bu önemin farkında olan (!) Türk yetkililer, Ilısu Barajı’nın bölgeyi sular altında bırakması sebebi ile “Yeni Hasankeyf”e yerleşilirken taşınacak olan iki yapıdan birinin bu olmasına karar vermiş. Kafamızı kaldırınca yeni yerleşimi görüyoruz; Raman Dağı’nın eteklerinde, Türkiye’nin artık her şehrinde görmeye alıştığımız ve yüreklere korku salan TOKİ betonları…

Arkada Raman Dağı’nın eteklerinde TOKİ evleri, sol önde minarenin üzerindeki leylek yuvası (Fotoğraf: Pınar Koyuncu)
Arkada Raman Dağı’nın eteklerinde TOKİ evleri, sol önde minarenin üzerindeki leylek yuvası (Fotoğraf: Pınar Koyuncu)
Doğa Derneği Hasankeyf
Doğa Derneği Hasankeyf

Bu blokları görünce manzara biraz daha gözümüzde canlanıyor, o kadar büyük bir alan sular altında kalıyor ki… Bilal’e durmadan sorular soruyoruz; sabırla tek tek cevaplıyor. Suların, El-Rızk camisinin minaresinin üst noktasına kadar ulaşacağını söylüyor; bu minare taşınarak korunacak olan ikinci yapı olarak belirlenmiş. Gezintimizin ilerleyen dakikalarında bir esnaftan duyduğumuz, “Annem yaşlı, Yeni Hasankeyf’e taşınmak istemiyor. Oraya gidersek fazla yaşamaz,” şeklindeki sözleri, muhtemelen bu minarenin tepesinde yuvası olan leylekler için de geçerli…

Bir sonraki durağımız Artuklular’dan kalan, Zeynel Bey Külliyesi’nin bir parçası olan hamam yapısı. Bilal’in anlattığına göre, Hasankeyf’e gelenler kente girip köprüyü geçmeden önce burada mutlaka yıkanırlarmış.

Solda Dicle’nin taşması ile büyük kısmı yıkılan hamam, ortada El-Rızk camii minaresi, Dicle ve sağdaki kale üzerinde görülebilen kayaya oyulmuş merdiven.(Fotoğraf: Bahar Koyuncu)
Solda Dicle’nin taşması ile büyük kısmı yıkılan hamam, ortada El-Rızk camii minaresi, Dicle ve sağdaki kale üzerinde görülebilen kayaya oyulmuş merdiven.(Fotoğraf: Bahar Koyuncu)

Dicle’nin kıyısındaki türbe ve hamamın olduğu bölümden, karşımızdaki kaleyi uzun uzun seyrediyoruz. Kaleye tırmanmak için kayaların içine gizli sarp merdivenler oyulmuş. Kale son birkaç yıldır kapalı olduğu için bu merdivenlere ulaşmak mümkün değil ama Bilal gizlice oraya nasıl geçileceğini biliyor, bizi kaleye de sokabilir. Çok istesek de, zamanımız kısıtlı olduğu için bu seferlik bu maceraya atılmama kararı alıyoruz. Bir kuş sürüsü türbe tarafından havalanıyor… Dicle yöresine özgü ve Ilısu Barajı’nın faaliyete geçmesi ile yaşamı tehlikeye girecek olan kuş türlerinden olduklarını düşünerek izliyoruz onları (Araştırmalarda bu yöreye özgü 120’nin üzerinde kuş türü tespit edilmiş; bunlardan 18’inin üreme alanı Hasankeyf ve çevresi).

Kuşlar…(Fotoğraf: Bahar Koyuncu)
Kuşlar…(Fotoğraf: Bahar Koyuncu)

Köprüden geçip arabayı bırakarak, çarşının içinden kale tarafına doğru tırmanıyoruz. Kime sorsak doğup büyüdüğü toprakları terk etmek istemediğini, buradaki tarih ve kültürün dünyada tek olduğunu, o yeni konutlarda yaşayamayacağını, üstelik yaşamak istemediği bir yere taşınmak için borçlandırıldığını ve buna gücünün yetmeyeceğini anlatıyor. Yakın zamana kadar mağara-evlerde yaşayan, evlerini topraktan yapan, akrep tırmanmasın diye maviye boyadığı demirden yatakları dama çıkartıp sıcak havalarda dışarıda uyuyan bu insanlar, “çağın malzemesi” betonun kendilerine ne fayda getireceğini anlayamıyor. Bu sohbetler sırasında öğreniyoruz ki, yeni yerleşime taşınmayı savunan tek kişi sesini medyada duyurduğu için kamuoyunda yanlış bir kanıya sebep oluyormuş; Hasankeyf’te kimse onun fikirlerine katılmıyor ve kendilerini temsil etmesinden hoşlanmıyormuş. Köylerin çoğunun boşaltılmış olduğunu, toplam 144 yerleşim yerinin barajdan etkileneceğini, 37.000 kişinin yurdundan edileceğini, Hasankeyf gibi en az 289 arkeolojik sit alanının sular altında kalacağını dinliyoruz.

Akrepler mavi renge gelmezmiş, damda uyunacaksa yatak demirleri maviye boyanmalı… (Fotoğraf: Pınar Koyuncu)
Akrepler mavi renge gelmezmiş, damda uyunacaksa yatak demirleri maviye boyanmalı… (Fotoğraf: Pınar Koyuncu)
Hasankeyf Çocuklar
Hasankeyf Çocuklar

Kale, güvenlik gerekçesi ile birkaç yıl önce boşaltılıp kapatılmış olmasına rağmen, Bilal’e göre konu güvenlik değil turistlerin ilgisini azaltmak. Binlerce yıldır yerleşim yeri olarak kullanılan büyük kalenin uç noktasından krallar Dicle’yi izlermiş. Bunun arkasındaki küçük kalede ise Anadolu’nun ilk darphanesi olduğu söylenen, ulaşımı imkansız görünen kaya kütlesi yer alıyor. Kale bölgesinde mesken olarak kullanılan evler, su havuzları, su kanalları, sarnıçlar, değişik amaçlarla kullanılan mağaralar ve burç kalıntıları yer alıyor. Bilal bize gezimizin her köşesinde pek çok detay anlatıyor; kalenin “kral dairesi”nde yalıtımı sağlayan küplerden, gücü simgeleyen aslan figürlerine; eski köprünün ayağındaki bir taşa oyulmuş kadın deseninden, iki caminin ustası ile çırağının ilişkilerine…

Kale (Fotoğraf: Pınar Koyuncu)
Kale (Fotoğraf: Pınar Koyuncu)

Manzarayı izleyebileceğimiz en güzel noktalardan birinde içinde bal, ceviz, süt bulunan Türk kahvesini yudumlarken köprünün yüz yıllar önceki halini hayal etmeye çalışıyoruz. Kitabesi olmadığı için yapılış tarihi bilinmese de, Artuklular’dan kalma olduğu ileri sürülen köprü kemer açıklığı itibarıyla Ortaçağ’da yapılan köprülerin en büyüğüymüş. Bazı kaynaklarda açılır kapanır köprü olduğu da iddia edilen orta kısmının ahşap olduğu biliniyor. Düşman şehre saldırdığı zaman bu ahşap bölüm yerinden kaldırılır, düşmanın şehre girişi engellenirmiş. Köprü hikayelerini dinlerken, duvarda asılı olan halıya dokunmuş “Son Akşam Yemeği” tablosuna gözüm takılıyor; burada tarih, din, dil, kültür gerçekten sindirilip, anlatılamayacak derecede kaynaşmış.

Halıya dokunan Son Akşam Yemeği(Fotoğraf: Bahar Koyuncu)
Halıya dokunan Son Akşam Yemeği(Fotoğraf: Bahar Koyuncu)

İSKİ’nin internet sayfasından da ulaşabilecek, bir komedi senaryosunu aratmayan bazı bilgileri de rehberimiz bizimle paylaşıyor. Efendim, baraj suları buraya dolunca Hasankeyf su sporları imkanına kavuşacak, turizm cazibe merkezi haline gelecekmiş. Böylece “deniz kenarı”ndaki evlerinde oturan Hasankeyfliler de, kah kano, kah su kayağı yaparak hem zamanlarını değerlendirecek hem de geçimlerini sağlayacaklarmış. Bir de, sular altında kalacak olan köprünün restorasyonu için ayrılan trilyonlar var ki, içimize akan gözyaşlarını bir kat daha arttırdı. Restore edilen köprü ışıklandırılacakmış ki, dalmaya gelen turistler bu tarihi yapıyı daha iyi görebilsin.

Hasankeyf

Kaleye tırmanırken geçtiğimiz yollardan geri dönerken, artık pek çok kişiyle selamlaşıyoruz, yüzler aşinalaşmaya başladı bile… Bilal, bizi bir de John ile tanıştırmak istediğini söylüyor. John birkaç yıl önce Hasankeyf’e gönül vermiş ve buraya taşınmış olan bir araştırmacı. Öğleden sonrayı John’un konakladığı ve çalışmalarını yürüttüğü Has Bahçe’de yemek ve Hasankeyf üzerine sohbet ile geçiriyoruz. John umutsuz değil, barajın yapımı hemen hemen tamamlanmış ve su tutulmaya başlamış olmasına rağmen, Hasankeyf’in kurtulacağına yürekten inanıyor. 19 Mayıs’ta yine davet ediyor bizi, Hasankeyf’in tarihini ve doğasını korumaya ve bölgeye dikkat çekmeye yönelik bir buluşma planladıklarını anlatıyor. Gün kararmaya yüz tutmuş ve veda zamanı yaklaşmışken ihtiyacımız olan tam da bu; Dicle’nin sesini, Hasankeyf’in kokusunu bir kez daha duymak için tek bir bahane!

[video_embed][/video_embed]

hasankeyf_illustrasyon hasankeyf_illustrasyon


[one_half] [align type=”left”]pinar_koyuncu[/align] Yazan Pınar Koyuncu:
İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü Mezunu

Kategoriler
şehir

ŞEHİRLER : GELECEĞİN YAŞAM MÜCADELESİ VERDİĞİ ALANLAR

Bilim kurguların mimarileri kentsel tasarımı derinden etkiledi. Geleceğin şehirlerini oluştururken , Mega City-1 veya Transmet gibi çizgi romanlar bizlerin en iyi rehberlerinden olabilir.

Geçtiğimiz yıl Şubat ayında Yeni Zelanda’da “Şeytanların Tacizindeki Dünya”  başlıklı bir konuşma yaptım.  Konuşmamda geleceğin şehirler üzerine kurulan eski dönem vizyonlarını araştırarak hesaplamalı kentsel tasarıma yansıyabilecekler üzerine değerlendirmeler yaptım.

Özellikle, ’60ların mimari kollektiflerinden olan Archigram’ın radikal işlerinin, 1972’de ‘sosyal yazılım’ terimi ile dönüşü ve internet uzmanlarından 30 sene önce öngörülebilmiş olması, konuşmamın ana temalarımdan biriydi.

[custom_gallery id=”311″ ]

Yapılardan çok, Archigram belki de blogculuk ve yayıncılık ile ’60lardan itibaren görseller, kolajlar, makaleler ve provakatif çalışmalar yayınlayarak mimarlık ve tasarım dünyasında günümüze kadar uzanan inanılmaz bir etki yarattı.

Kullandıkları çizgi roman referansları, Amerikan süper kahraman estetiklerini barındırıyor, ama aynı zamanda sert mizaçları ile pop ögeleri, bilgisayar ve bilim-kurgu dünyasını blendırdan geçirip sağlıklı bir topak oluşturuyordu. Onlar ‘Walking City’ projeleri ile bilim kurgusal görselleri ile tanınıyor olsalar da , yaptıkları işin merkezine sibernetik ve otomasyon içeren çağdaş şehir sistemleri araştırmalarını koyuyorlardı.

Her ne kadar Archigram kendi vizyonlarını yapılaştırma şansı bulamamış olsa da, onlardan sonra gelen mimarlar bu bakışı geliştirerek inşaa edebildiler. Plug-in City konseptlerinin yansımaları Renzo Piano ve Richard Rogers’ın Paris’teki Pompidou Merkezi’nde rahatlıkla gözlemlenebilir. Mimarlığın ‘hi-tech’ (yüksek-teknolojik) etkileri ile yetişen Rogers, Norman Foster, Nicholas Grimshaw gibi ingiliz mimarlar ile sürdürülmüştür.

Rogers, son zamanlarda ikinci kariyerini kitaplar ve şehirlerin geleceği hakkında lobiler yaparak geçirdi. “Cities for a Small Planet” ve Cities for a Small Country” kitapları, kendisinin 80’ler ve 90’lardaki mimari ve kentsel tasarım pratiğini, bölgesel belediyeler ve idari birimler ile nasıl şehiryapma ve dönüştürme üzerine oturttuğunu anlatıyor. Geçen sene Rogers’ı konferans verirken gördüğümde telekominikasyonun ve teknoloji nin gelecekteki şehirlerinin biçimlerinde ne kadar kuvvetli tesir edeceğini anlatıyordu. “Şehirlerimiz inanılmaz bir şekilde bağlanıyor ve öğreniyor ” diyordu. İnsanların taşıdıkları mobil cihazlar, sensörler, wireless noktaları, şehrin nasıl iletişim kurduğu ile doğrudan bağlantı kuruyor. İnsanlar şehrin yürüyen mimarisini yaratıyor.

Şehirler, elimizdeki en iyi yaşam mücadelesi alanlarımızdan biri.

Görünüyor ki, şehirleri daha iyi kullanmayı, tasarlamayı ve yaşamayı öğrendiğimizde, hepimiz daha güzel br geleceğe sahip olacağız.

Kaynak:  iO9 “The City as a Battlesuit for Surviving the Future” yazısından alıntıdır.


[one_half] [align type=”left”]merveakdagoner[/align] Yazan Merve Akdağ Öner:
İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü Mezunu
 

 

Kategoriler
şehir

RUHUN AYNASI ŞEHİRLER

 “Ruhumu kalıpta eritip dondurmuşlar. Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar…” demiş Necip Fazıl. Sahiden de şehirler insanın ruh kalıplarıdır ve pek çoğumuzun düşündüğünün aksine, şehirler aslında canlıdır. Tıpkı üzerinde yaşayan insanlar gibi doğar, büyür, gelişir, dönüşüm geçirir ve ölürler.

Bizimle birlikte ayaklanır, bizimle birlikte aşık olur, direnir, şair olur, dumandan astım olur, trafikte boğulur şehirler. Çarşılar, meydanlar, pazarlar, sokaklar, otobüsler, vapurlar, simitçiler ve martılar… Şehri şehir yapan, İstanbul’u İstanbul yapan ahalisinin ruhudur. Büyük şehirlerde insan, hüznü de sevinci de bol kepçeden bulur. Kah alışveriş torbasını doldurur, kah çöp sepetini. Büyük şehirlerin nüfusu gibi ruhları da geniş olur. Ne kadar  farklı insan, farklı kültür varsa duygu zenginliği ve karmaşası da o kadar çoktur şehrin. Bu yüzden İstanbul gibi bazı şehirler hem yaşlı, hem çocuk olur.

Kısacası şehir, içinde yaşayanlarla ruh ve kimlik bulur. Biz yorgunsak İstanbul o gün yorgundur, biz mutluysak daha huzurlu… Biz sanatçıysak sergi olur o koca kent, biz müzisyensek konçerto.

Şehrin bir de aynaları vardır. Büyük vitrinler, pencereler değildir sırf bu aynalar. Öyle aynalardır ki, her duyguyu her düşünceyi yansıtır. Yüksek binalı şehirlerin egosunun da yüksek olması belki bu yüzdendir. Yeşil kentlerse aldığı nefese kanaatkardır. Şehir kendi nefes alabiliyorsa şehirlisine de aldırır. Tıpkı ayna gibi, şehir de aldığını yansıtır…

Evet, şehirler üzerinde yaşan insanlara göre şekillenir. Şehir bizim ruhumuzla rengini ve sesini bulur, kağıt üzeri projelerle, rant ilişkileriyle değil. Sonra o rengi ve zenginliği tekrar bize aktarır.

Gökdeleniyle gecekondusu aynı boğaza bakan, camisiyle sinagogu yan yana olan, izole edilmiş yoksul yaşamlarla ayrıcalıklı ve varlıklı hayatların bir arada yürüdüğü bir şehir İstanbul, farklılıklarla dolu, zengin bir mozaik… Her kırık köşe, her yakılan bina, gömülen tarih, kazılan her avuç toprak, sökülen her ağaç, şehrin ruhunu zedeliyor ve onu ufak bir kalıbın içinde sıkıştırıyor. Kent sıkışınca, biz de sıkışıyoruz. Daralıp da kaçmak istememiz bazen bu yüzden. Peki ya durumu tersine çevirsek? Yeşil ve özgür alanlarla dolu, her köşesi renkli ve canlı şehirde yaşamak, yaşarken her dakikasından keyif almak bir hayal mi? Ruhu özgürleştirmek ne kadar hayalse o da o kadar…

Dönüşümün ve gerilimin ortasındayken, ruhumuzu renklendirmek de bizim elimizde, özgür bırakmak da; şehri sessizleştirip sıkıştırmak da elimizde ona ses verip sahip çıkmak da…


[one_half] [align type=”left”]eceeyisoy[/align] Yazan A. Ece Eyisoy:
Marmara Üniversitesi Fransızca Kamu Yönetimi Mezunu
Ece tarafından yazılmış tüm yazılar için tıklayın …

Kategoriler
şehir

ŞEHİR BİÇİMLENDİRİLİYOR… LÜTFEN BEKLEMEYİNİZ!

[align type=”full-width” title=””]

interactive-street

[/align]

Şehre ses vermek… Hangi bölümüne, nereye, neden, ne zaman? Çoğu zaman karmaşık gelir böyle konular. “Var olan karakteri ortaya çıkarmak” ya da “sürdürülebilir dokuyu oluşturmak/korumak”  gibi kavramlar bir yandan kamuoyu ilgisi çekmek isterken bir yandan da sokaktaki amcadan, teyzeden, kendi çevremize kadar yoğun bir çaba ile anlatmamız gereken değerler olup çıkarlar. “Var mıdır şehirlerdeki, mekanlardaki dönüşümü açık bir şekilde anlatmanın bir yolu?”, işte biz bir yandan üretirken bir yandan da bunun peşinde olacağız. Herkesle iletişim kurabilen, çerçevelerin dışında tariflerin…

Yoğun bir değişim ve dönüşüm çağından geçerken, teknoloji de olanaklar ile birleşiyor. Varolan gelişim içerisinde çevremizde ve şehirlerimizde, korunması, dikkat edilmesi, iyileştirilmesi gereken değerleri, çeşitli şekillerde aktarmak ve değerlendirmek de bir ihtiyaç oluyor. Toplumumuzda kimi sanata düşkün, kimisine birşey ifade etmiyor, kimi mimariyi kendi yaptığı kadar biliyor, kimisi şehirler inşaa edecek kadar bilgisi olsa da paylaşmaya değer bulmuyor… Aynı ülkenin kaderini paylaşsak da herkesin uğraşı da, algısı da farklı. Bu noktada sanat anlayışına “tidy up” (toparlan) diyerek farklı bir bakış getiren  Ursus Wehrli bize ilham veriyor. Kendisine karmaşık görünen eserleri bakış açısına göre düzenliyor, bazen renklerine bazen büyüklüklerine göre kümeler oluşturuyor.

Bu çalışma herkesin kendine göre bir anlama yeteneği olduğunun bir kanıtı, köydeki teyzenin de plazadaki patronun da. Kendisi cesaretle bu yolda gitmiş ve sanata hem eğlenceli, hem de dinamik bir yapı kazandırmış. Günlük yaşamımızda her birimiz karmaşık bilgilerin anlaşılır kılınmasını sağlayan birçok kümeleme çeşidini kullanıyoruz. Şehirleri bir son ürün olarak gördüğümüzde, onu oluşturan malzemelere bakarak gelecekte nasıl bir sonuçla karşılaşabileceğimizi rahatlıkla öngörebiliriz. Biz bu karakterlerin dönüşümünü anlamayı, çevrenin, şehrin, belki de kendimizin farkındalığını arttırmak olarak görüyoruz.

Ruhun aynasıdır şehirler diyoruz da, ne kadar yaşatabiliyoruz onu?

Şehirlerde yitirilen doku, zanaat ve kültürler, bir zaman sonra geri dönüşü olmayan nitelik kayıplarına yol açar. Niteliksiz üretimler ve boşluklar, insanların önemsemediği mekanlara dönüşür. Karakterini kaybetmiş şehirler, kopyalanmış binalarla kaplanır. Sokakta dinlenemeyen, oynayamayan, sokağı kullanamayan insanlar gittikçe birbirlerinden ve birbirleri ile beslenmekten uzaklaşır. Bir kitap zamansızsa güzeldir belki ama bir şehir var olduğu çağa da uymalıdır. Şehir yaşanır, dinamiktir, özdeştir.

Ve bir toplum çevresini inşaa ederken kaderini de inşaa eder. Sosyal, kültürel ve üretim kapasitesi ile doğa arasında tercihlerini kendi yapar. Permakültür ile mi özdeşleşecek yoksa gökdelenler mi kaplayacak semasını? Bazen doğru bildiğimiz yanlışlar bizi seçim yapmaya götürür, böylece Anadolu’nun verimli toprakları bir anda AVM’lere dönüşür. Birçok yeteneği olan ve öğrenmeye açık gençler de zanaat öğrenmek yerine iş kuyruklarında bekler. Acaba bu gidişten bir çıkış yolu sağlanabilir mi, ne dersiniz?

Tarihin her döneminde sanat, mimari ve kültür üretimleri o anı yaşatır, belgeler ve türetir. Yıllarca birçok zorluk görmüş , savaşlar, yoksunluklar geçirmiş toplumumuzun artık bu üretimlere nitelikli ve özgün şekillerde geçmesi bizim gayemiz. Bunu yaparken de her alanda mümkün olduğunda katılımcı, disiplinlerarası, özgür platformlar, yeni yolları açmaya, yeni görüşleri kazanmaya, paylaşmaya, üretmeye, zihinleri ve şehirleri biçimlendirmeye olanak sağlayacaktır.

Gelin bunu hep beraber yapalım!

[align type=”full-width” title=””]

uv_corbauv_otopark

[/align]


[one_half] [align type=”left”]merveakdagoner[/align] Yazan Merve Akdağ Öner:
İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü Mezunu