Kategoriler
atölye etkinlik kent

YAVAŞLA VE KEŞFET | ÜSKÜDAR&BEŞİKTAŞ KENT ATÖLYELERİ FORUMLARI

“Yavaşla ve Keşfet!” Kent Atölyeleri ile yaşadığımız yerleri tanıdık, üzerine düşündük, tartıştık. Beşiktaş ve Üsküdar merkezlerine farklı bir gözle baktık. Kent için oluşan fikirlerin “kentli” ile etkileşime geçince nasıl üçüncü ve dördüncü boyutu kazandığını gördük, evrildik.

Çeşitlilik içerisinde tartıştık, birbirimizden yeni şeyler öğrendik. Meraklar edindik. Uzman ziyaretleri yaptık, ilham aldık. Ekipler ile birlikte tekrar tekrar konularımızı, araştırmaları ve yöntemleri ele aldık… Geleceğimizi şimdiden harekete başlayarak düşleyip hayallerimizi birlikte gerçekleştirebileceğimize inandık.

Ele aldığımız konular “sadece” bizim değil, çoklu ögelerin bir araya gelerek oluşturduğu toplumsal konular… Ve ancak özgür bir ortamda, çeşitlilik sağlanarak, toplumsal farkındalık uyandırarak ele alınabilir. Bunun için de süreçte karşılıklı etkileşim “cesaret”ini ve bir adım daha atma hareketliliğini göstermek adına sizleri aramıza davet ediyoruz.

Print şehrine ses ver yavaşla ve keşfet forumu

Üsküdar | Yavaşla ve Keşfet Kent Atölyesi Forumu : 5 Aralık 2014, 18.30-21.00 Bağlarbaşı Kültür Merkezi

Beşiktaş | Yavaşla ve Keşfet Kent Atölyesi Forumu : 9 Aralık 2014, 18.30-21.00, Ortaköy Kültür Merkezi

Etkinliğimizi, Facebook sayfamızdan gözlemleyebilirsiniz.

Tüm ilgilileri, tartışıp ortak akıl üretmek adına bekliyoruz..

 

Kategoriler
atölye kent

YAVAŞLA VE KEŞFET KENT ATÖLYELERİ, İLK DEĞERLENDİRME HAFTASI | ÜSKÜDAR

“Yavaşla ve Keşfet” Kent Atölyelerimizin çalışmalarına, 8 Kasım Cumartesi günü, Beşiktaş ve Üsküdar ‘keşif’ ekipleri ile başladık. Hızla akan hayatlarımızda yavaşlayıp yaşadığımız alanlara daha dikkatli gözlerle baktığımız atölyemizde, çekirdek olarak 3er kişilik toplam 10 ekip çalışma yapıyor.

Atölye amaçlarının ve yöntemlerinin paylaşıldığı, Yapı Endüstri Merkezi’nin ev sahipliğinde yapılan tanışma toplantısında, yapılan keşiflerin, çevre ve yerli halk etkileşimi ile birlikte geliştirilmesi özellikle belirtildi. Mimar, iç mimar, görsel iletişim tasarımcı, şehir ve bölge planlamacı, elektronik ve haberleşme mühendisi, endüstri mühendisi, endüstriyel tasarımcı, sosyal antropoloji dallarından katılımcılarımızla; mimar, sosyolog, tasarımcı, şehir bölge planlamacıdan oluşan ekibimiz buluştu. Ekibimizden Sevcan, Türkiye’de ve dünyada uygulanan farklı etkileşim yöntemlerini paylaştı. İnsanlarla etkileşim ve iletişim kurmanın boyutları hakkında tartışıldı.  4 hafta sürecek kent atölyelerimizde, ekiplerin çalışma semtleri belirlenerek programın süreci konuşuldu.

Atölyenin ikinci gününde, Üsküdar ve Beşiktaş’ta ayrı zaman dilimlerinde buluştuk. Ekibimizin hazırladığı haritalardan, önceden belirlenmiş rotaları izleyerek tarihi yapıları dolaştık. Üsküdar’da Mihrimah Sultan Çocuk Kütüphanesi önünde buluşarak Üsküdar’da yerleşimin ilk başladığı günlerden bugüne evrimini konuştuk. Beşiktaş’ta Deniz Müzesi önünde toplanarak kimi zaman eskizlerin, kimi zaman söyleşilerin eşlik ettiği bir gezi yaptık. Hep birlikte zihnimizdeki çerçevelerin dışına çıkarak senaryolar üretmeye çalıştık. Alışkanlıklarımızdan birkaç adım ileriye giderek daha esnek bir gözle sokakta aylaklık yaptık.

Atölyenin ikinci cumartesi günü, Üsküdar ekipleri ile İstanbul Klasik Türk Sanatları Vakfı’nın toplantı salonunda buluşarak tüm keşif ögelerini birlikte değerlendirdik. Her ekip kendi keşiflerini sundu. Ekibimizden Yasemin, sosyolojideki yaklaşımlarla boşluk(space)/yer(place)/konum(location)/duygusal manzara(landscape) konusunda bir paylaşım yaptı. Bazen aynı kareye farklı yorumları, durumun sosyo-ekonomik etkilerini, mekanları çeşitli altyapılar ile görebildiğimizde nelerin bizi zenginleştirdiğini değerlendirdik.

Bu hafta kaynak araştırması ile tek ögeye indirilecek olan keşiflere, kaynak desteği sağlamak isterseniz, lütfen bizimle iletişime geçiniz.

Gezi rotası boyunca katılımcılara hem ortak hem de bireysel keşifleri için zaman verildi. Hem nüfusun yoğun ve hem de hızın üst seviyelerde olduğu bu iki bölgede, yavaşlayıp keşfetmek adına yaptığımız çalışmalardan ekiplerle 5er öge belirlendi. Bu alanlarda belirlenen 5 keşif öğesi (tarihi, yaşam ve ihtiyaç öğeleri), eskiz, fotoğraf ve alan ile ilgili ekiplerin algılarından oluşuyor.

Bu keşifler, ikinci hafta Cumartesi günü ekiplerin kendi semtlerinde bir araya gelerek değerlendirildi. Her ekip ile kendi pencerelerimizden semti tanırken, aynı ögeye bile ne kadar çeşitli gözlerle balkabileceğimizi gördük. Yakaladığımız bu çeşitlilik ve renklilik algısı, yaşadığımız alanların gelişiminde bize ufuk açtı.

ÜSKÜDAR KEŞİFLERİ

Metaform Ekibi; Özge Aykut, Büşra Birinci ve İpek Geç

Ekip, Üsküdar’daki kaybolmuş mekanlar, kullanımda ve tanımlamalarda arada kalmıştlık hissiyatına dikkat çekiyor.

Ağırçekim Ekibi; Ayşe Nisa Kılıç, Cansu Kırcan, Heves Şahin ve Dilara Tokgöz

Ekip, su yolları üzerindeki çeşmeler, tarihi alanlardaki avlular, üzerinden kullanım çeşitliliği ve aidiyet duygusunu sorguluyor.

Yavaşlamak ve keşfetmek için Üsküdar’da pazar günü yaptığımız araştırma gezisi bizim için bir başlangıç oldu. Çoğunlukla yol üstü bir geçiş rotası olarak kullandığımız semtin arka sokaklarını, tarihi yapılarını ve yaşamını keşfetme imkânı bulduk.
Çoğunlukta muhafazakâr bir kesimin odak noktası olan mekanlara, daha farklı bakış açısındaki bireylerin de dahil edilebilmesiyle geniş kitlelerin bir arada yaşayabilme potansiyelini sorgulattı. Bu doğrultuda atölyenin bize, hedeflerimize, sorularımıza ve sorfularımıza destek olmasıyla kendi şehrimizde rahatsızlık duyduğumuz sorunları fark ettirip bunların üzerine gidilmesini sağlayacağımıza inanıyoruz.

Tarihi Öğeler

  • Mihrimah Sultan Külliyesi
  • Balaban Baba Tekkesi ve çeşmesi
  • Karadavut Camii
  • Sultan 3. Ahmet Meydan Çeşmesi
  • Şemsi Ahmet Paşa Camii

Yaşam Öğeleri

  • Şemsi Ahmet Camii’nin denize bakan cephesi
  • Üsküdar Meydan
  • Üsküdar İskelesi
  • Mihrimah Sultan Külliyesi Avlusu
  • Balaban Caddesi

İhtiyaç Öğeleri

  • Üsküdar Çarşı
  • Tarihi Üsküdar Yumurtacısı
  • Çok Katlı Otopark
  • Şemsi Ahmet Paşa Avlusunda bulunan tuvalet
  • Otobüs Firmalarının Bulunduğu Sokak

-Farklı kültür, bakış açısı, yaş aralığı gibi demografik özelliklere sahip kişiler için ortak kullanım alanları oluşturulabilir mi?
– Fonksiyonunu kaybetmiş tarihi alanları kentin şu anki hızına entegre ederek yeni işlevler kazandırılıp kullanıma sunulabilir mi?
– Kısıtlayıcı çitlerle kullanımı engellenen fakat donatı hesaplarında bize ait olduğu söylenen alanları halka kazandırabilir miyiz?
– Orada yaşayan insanlar sokakların tarihi yapısının farkına varıp yaşamlarını buna göre biçimlendirebilirler mi?
– Üsküdar’ın günümüzdeki altyapısal su sorunlarına bir çözüm getirilebilir mi? Çeşmelerin çoğunluğunun işlevsizleşmesinin bugünkü altyapı problemleriyle bir ilgisi kurulabilir mi?

Takım Gibi Takım Ekibi; Metin Akın, Bige Öktem ve Gaye Naciye Koyuncu

Ekip, tarihi dokunun çeşitli yöntemlerle sıradanlaştırıldığını farkediyor. Kenti kullanım ilişkileri ile ele alıyor.

DSC_0253

Farklı zamanlarda Üsküdar’ı keşfettik ve sakin, huzurlu; dingin haline rağmen sokakta bir çeşit tabela istilasına kurban gittiğini keşfettik.
Bu tabelalar, tarihi dokuya/yapıya hiç düşünmeden yerleştiriliveriyor. İnanmadıysanız, ispatlayabiliriz, elimizde çok ciddi deliller var. Yukarıdaki fotoğrafta 3 tabela da aynı yeri gösteriyor ve üç farklı kuruma ait. Kültür Bakanlığı, Üsküdar Belediyesi ve kime ait olduğu belli olmayan bir başkası tarafından farklı bilgi kümeleri ve yazı türleri ile açıklamalar eklenmiş.

IMG_0757

Keşfettiğimiz bir başka şey ise; tarihsel dokuya “modernce” montelenmiş yapılar… Yapıların ne kadar tarihi değeri olduğunu bilemesek de, bu biçimde görüntülerle etrafta sıkça karşılaştık. Nerede bir güzide çeşme/bedesten/han vardıysa, hemen dibinde yeni bir yapılanma ile gösteriş çabasına kurban gitmiş gibi geldi. Düşününce bunun tarihsel dokuyu sıradanlaştırdığını anladık.

IMG_0802

İlginçtir, kime sorduysak, Üsküdar hakkında aldığımız cevaplar tek kelimeyle özetlendi “muhafazakar”. Üsküdar’ın toplumsal dokusunun muhafazakar olmasına yorduğumuz biçimde, parklarında/cami avlularında kadının pek yeri olmadığını keşfettik. Kaldırımı ol(may)an sokaklarında bile o kadar azdı ki bu durumu kadınların ve engellilerin toplumda var olma koşullarının sağlanmaması olarak görebiliriz.

Az Çoktur Ekibi; Zeynep Fettahoğlu, Tuğba Ünal, Tuğçe Arslan ve Ayla Ay

Ekip, Mihrimah Sultan Camisi avlusunu “balkon” olarak nitelendiriyor. Semtteki geçici yollar, kulübeler gibi ögelerin insancıllığını sorguluyor.

Atölyenin ilk durağı olan keşif gününde her gün aceleyle geçip gittiğimiz sokak, cadde ve meydanlardan, belirli bir rota üzerinde bu defa daha yavaş ve fark ederek görmek, verimli ve keyifliydi. Mekanları dünü, bugünü ve yarınlarıyla düşünerek, şehrin kaosunda birer odak haline getirmek ve bu mekanlara farkındalık yaratarak yeni bir kimlik kazandırmak amaçlı senaryolar hayal ettik. Bu senaryolarda kimi zaman mevcut işlevi korurken, kimi zaman tarihine işaret eden, kimi zamansa potansiyeli canlandıran yeni misyonlar yükledik.

Tüm Üsküdar ekipleri, 16 Kasım Pazar günü Üsküdar merkezde kaynak araştırması yapıyor olacaklar. Çekirdek ekiplere katılmak isterseniz twitterdan #yavaşlavekeşfet @sehrinesesver ile iletişim kurabilirsiniz. Sizleri de keşife katkıda bulunmaya çağırıyoruz!

 Beşiktaş ekipleri ile değerlendirmelerimizi yarın takip edebilirsiniz…

Kategoriler
atölye gezi

GÜRE | DİSİPLİNLERARASI YAZ OKULU KATILIMCILARI

Güre | Disiplinlerarası Yaz Okulumuza katılım için 4 günde gelen birbirinden değerli 45 başvuru sahibine çok teşekkür ederiz.

Gelen başvurular arasından aşağıdaki katılımcılar seçilmiştir. Katılımcıların yaz okulu programına göre Cumartesi sabah Güre’de olmaları beklenmektedir.

Katılımcılar

  • Alper Hatinoğlu, Kocaeli Üniversitesi, Görsel İletişim Tasarımı, Fotoğrafçı, Mezun (Katılamıyor.)
  • Atilla Beksaç, Yıldız Teknik Üniversitesi (Güncel) , Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi (Mezun-Mimari Koruma), Mimarlık, Öğrenci 4. Sınıf
  • Gürhan Bilget, Anadolu Üniversitesi, İç Mimarlık, Mezun
  • Mustafa Göze, İstanbul Teknik Üniversitesi, Mimarlık, Öğrenci 3. Sınıf
  • Mert Baran Yaman, Trakya Üniversitesi, Mimarlık, 4. Sınıf
  • Mert Ceylan, İstanbul Teknik Üniversitesi, Mimarlık, Öğrenci 4. Sınıf (Paris, Erasmus, Şehir ve Bölge Planlama)

Yedek katılımcılar

  • Umut Ülkü, Kocaeli Üni-AYÜ-MSGSÜ, Radyo,Sinema ve Tv – Yönetim ve Bilişim Sistemleri Lisans-Bilgisayar Ortamında Sanat ve Tasarım Yüksek lisans, Mezun (Katılamıyor)
  • M. Said Didin, Anadolu Üniversitesi, Mimarlık, 4.Sınıf (Katılamıyor.)
  • Uğur Latif Çelebi, İstanbul Teknik Üniversitesi, Mimarlık, Öğrenci 3. Sınıf

 

  • Deniz Uzunöner, İstanbul Üniversitesi, Sanat Tarihi, Mezun
  • Emine Kalay, Süleyman Demirel Üniversitesi, Mimarlık, 4. Sınıf (Katılamıyor.)
  • Gülşah Eker, İstanbul Teknik Üniversitesi, Şehir ve Bölge Planlama, Mezun (Katılamıyor.)
  • Merve Kocamaz, Çukurova Üniversitesi, İç Mimarlık, 3. Sınıf (Katılamıyor.)
  • Sevcan Alkan, Yeditepe Üniversitesi, Grafik Tasarım & Mimarlık (Çift Ana Dal), Mezun
  • Yasemin Altunbulak, Yeditepe Üniversitesi, Sosyoloji, Mezun

Yedek Katılımcılar

  • Ezgi Gül, İstanbul Teknik Üniversitesi, Endüstri Ürünleri Tasarımı, 4. Sınıf (Katılımcı listesine alındı.)
  • İlknur Şengören, Kocaeli Üniversitesi, İç Mimarlık, Mezun (Katılımcı listesine alındı.)

Güre’de aileleri ile ikamet edip katılacaklar;

  • Sümeyye Koca, Beykent Üniversitesi, Mimarlık, Mezun
  • Duygu Güroğlu, ODTÜ, Endüstri Ürünleri Tasarımı, Mezun
  • Özge Tekçe,  MSGSÜ, Şehir ve Bölge Planlama, 3. Sınıf

* Ana listelerden katılamayacak olanlar veya soruları olanlar merve@sehrinesesver.com mail adresinden bize ulaşabilirler.

* Mail veya telefon ile bilgilendirme yapılacaktır. Lütfen kontrol ediniz.

Kategoriler
atölye gezi kent

GÜRE | DİSİPLİNLERARASI YAZ OKULU

İda (Kaz) Dağlarının eteğinde yöreyi ve insanı keşfe çıkıyoruz. Su sesinin ve zeytin kokusunun eksik olmadığı Güre Köyü’nde disiplinlerarası yaz okulu için sizleri davet ediyoruz. Köyü ve ihtiyaçlarını yerinde görüp tartışmak üzere, mimar ve yazar Cengiz Bektaş’ın kerpiç yaz okulunun konuğu olacağız. İş bölümü, yardımlaşma ve paylaşma ışığında güncel yaklaşımları yeniden değerlendireceğiz. Troya, Assos, Antandros, Bergama antik kentlerini gezerek kentleşmenin izini süreceğiz. Konuklarımızın paylaşımları ile zenginleşeceğiz. Tasarımlarımızda ve yaşantımızda alt yapı oluşturacak, Anadolu halkının özünü hatırlayacağız.

Bir hafta sürecek yaz okulumuza ilgilenecek olanları çağırıyoruz.

şehrine ses ver _ yaz okulu

Tarihler: 16 Ağustos – 22 Ağustos

Güre’ye Ulaşım: Güre’ye gidiş ve dönüş ulaşımları katılımcılara aittir. Aynı kentten gelen kişilerin iletişim kurarak beraber gelmeleri önerilmektedir.
Eskil (Antik) Kent Gezileri: Gezi masrafları ortak bütçe oluşturularak karşılanacaktır. “Müzekart” sahibi olunması önerilmektedir.
Sorumluluk Paylaşımı: Ortalık düzeni, mutfak, araç-gereç-kitap, zaman yönetimi, sağlık, seyir defteri, müzik sorumlulukları dönüşümlü olarak paylaşılacaktır. Sofralar ve yemekler iki kişilik, gene  dönüşümlü nöbet ekiplerince hazırlanacaktır.
Ortak Bütçe: Katılım bütçesi kişi başı 250 TL dir. Bütçe, genel ulaşım giderleri ve yemek masrafları için harcanacaktır. Harcamalardan kalan kısım köyün derneğine bağışlanacaktır.

Yaz okulu programını ilgili sayfamızdan inceleyebilirsiniz.

Katılım Koşulları:

  • Başvuruların aşağıdaki form doldurularak 12 Ağustos 2014’e kadar yapılması gerekmektedir.
  • Yaz okuluna, öğrenci veya mezuniyetinin üzerinden en fazla 3 sene geçmiş olan kişilerin,
  • Tasarım alanları, sosyal bilimler, sosyoloji, idari ve istatistiki bilimler, vb. çeşitli dallarda kendilerini geliştirmek isteyenlerin başvuruları beklenmektedir.
  • Katılımcıların, ekibin benzeri etkinliklerinde (atölyeler, forumlar, yaz okulları) faal rol alması beklenmektedir.
  • Şehrine Ses Ver atölyelerine katılmış kişiler başvuruda önceliklendirilecektir.
  • Yaz okulu ürünleri ortak akıl ürünü olup, her hakkı katılımcılarda ve Şehrine Ses Ver Disiplinlerarası Üretim’de saklıdır.
  • Katılımcı sayısı, kalacak yer dolayısı ile 6 kadın + 6 erkek ile sınırlıdır. Bu sayıya ek yapılırsa, oda içerisinde uyku tulumu kullanabilecek olduğunu belirtenler arasından ek katılımcı seçilecektir.

Katılımcıların Yanlarında Getirecekleri: Dizüstü bilgisayar, yazı / desen defteri, fotoğraf makinesi, katılımcılarla paylaşılacak bir kitap, cetvel veya metre, 1 takım çarşaf (bir alt,bir üst çarşaf ya da pike, kişisel havlu, terlik)

* Katılmadan önce; Güre, Cengiz Bektaş, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, 2013 kitabı okunmalıdır.

“Vermeğe çabalamak, bugünden bir tad, bir alaca…
Verebildiğimiz yanında aldığımız dev…
 
Türkü kavlimiz, gelip boğazımda düğüm düğüm durdu.
“Ne olmuş bize reis?”
Diye soruyordun; koca elini, avcunu, bir duvara koyup, öbür
elin sarkık, kırgın gibi…
Ne olmuş bu sokaklara, bu yaşamaklara?
Hani bu sokakların türküleri?”
                                     C. Bektaş / Bedri Rahmi Nakışlı Bir Deneme
 
Başvurularımız kapanmıştır.  Katılımcı listesi 13 Ağustos’ta yayınlanacaktır.
Kategoriler
gezi kent

BİR ANADOLU BAŞKENTİ; HATTUŞA (BOĞAZKÖY) VE ÇORUM

Tarih boyunca birçok önemli uygarlığın beşiği olan Anadolu’da, ilk örgütlü devlet yapısını Hititler oluşturdu. Bu uygarlığa ev sahipliği yapan Çorum, hem arkeolojik araştırma buluntuları, hem de onları koruyup halka sunabilmek adına güzel bir gelecek vaad ediyor. Geçmişten öğrenmek ve bugüne deneyimleri taşıyabilmek adına, biz de bu önemli merkeze bir gezi yaptık. Çoruma 84 km uzaklıktaki Boğazköy (Hattuşa), Anadolu’da bilinen ilk başkent olma özelliğinde. Kızılırmak’ın suladığı topraklarda kurulan kent, araziye oturumu açısından güzel bir örnek sunuyor.

Hattuşaş bölgesinde MÖ (Milattan Önce) 3000 yılından itibaren yerleşim olduğu düşünülüyor. İlk kez Fransız Charles Texier tarafından tanımlanan kentin Hattuşa olduğu, 1907-1912 yıllarında yapılan kazılar ile kesinlik kazandı. Cumhuriyetin kurulmasından sonra da Mustafa Kemal Atatürk’ün yönlendirmesi ile, ilk arkeolojik kazılar da yine bu bölgede Alacahöyük’te yapıldı. Kazılardaki buluntular Çorum Müzesi’nde, Ankara’da Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde ve İstanbul’da Şark Eserleri Müzesi’nde sergileniyor. Alan, 28 Kasım 1986’da UNESCO Dünya Mirası listesine alındı. Kullandıkları dil, Hint-Avrupa ailesine ait olan toplumun, çivi ve hiyeloglif yazısı ile bugüne aktardığı bilgileri izlemek oldukça heyecan verici.

corummüzesi_şehrinesesver (5)

Yapılan araştırmalarda Hattuşa’da Hititlere başkent olduğu dönemde, yaklaşık 40 bin ile 50 bin arasında insan yaşadığı düşünülüyor. MÖ 1200 yılında Hititler’in yıkılması ile boş kalan alana, MÖ 800’lerde Frigler yerleşmiş. Yapılan kazırlarda en az 5 kültür katı bulunmuş; Hatti, Asur, Hitit, Frig, Galat, Roma ve Bizans…

Kent, aşağı şehir ve yukarı şehir olarak iki bölüme ayrılmış. Eğimli ve 1 km2 lik bir alana yayılan, güney kısımdaki Yukarı Şehir’de genelde kutsal alanlar ve tapınaklar bulunuyor. Aşağı Şehir’de ise sivil yaşam alanları ve Büyük Tapınak bulunuyor. Çağdaş tehditlere ve fırsatlara göre sivil ve devlet insiyatifleri o zamandan şekillenmeye başlamış.

Büyük Hitit krallığında anıtsal mimarlığın gelişmesi, yontu sanatının da mimariye bağlı ortaya çıkmasını sağlamış. Taşı büyük bir ustalıkla kullanmış Hitit sanatkarları ve mimarlar, iri taşlardan oluşan anııtsal mimarinin Anadolu’daki yaratıcıları olmuşlar. Dinsel ve sivil mimari örneklerinin en yetkin ve görkemli eserlerini de başkentleri Hattuşa’da vermişler.

Kenti çevreleyen güneydeki sur üzerinde 5 tane kapı bulunmaktadır. Bunlar kentin en yüksek noktasında bulunan Sfenksli Kapı ve surun doğu ve batı ucunda karşılıklı olarak bulunan Aslanlı Kapı ve Kral Kapısı’dır. Aslanlı Kapı’nın kentin dışına bakan yüzünde kapının iki yanına yerleştirilmiş aslan yontuları Hitit taş işçiliğinin en güzel örneklerinden birini sergilemektedir.

Burada bulan tapınaklardan Seramikler, Silahlar, Yazılı belgeler, Aletler ve Kült objeleri bulunmuştur.

Aşağı Şehirdeki yaşam alanlarının ortasında Hattuşa’nın en büyük dini yapısı olan Büyük Tapınak yükselir. İki kült odası olduğu için tapınağın, İmparatorluğun tanrılarının en büyükleri olan fırtına tanrısı ile Arinna’nın güneş tanrıçasına adanmış olduğu kabul edilir.

Hattuşaş’ın 2 km. kuzeydoğusunda yer alan Yazılıkaya Tapınağı kentin en görkemli Açık Hava Tapınağı olarak kabul edilmektedir. Yazılıkaya Tapınağı, Hitit mimari özelliklerini yansıtan iki kaya odadan oluşmaktadır ve bu odalar “Büyük Galeri” (A odası) ve “Küçük Galeri” (B Odası) adıyla anılmaktadır.

Büyük galeriyi duvar gibi çevreleyen kayaların yüzeyine kabartma olarak 63 figür işlenmiştir; bunlardan batı duvarındakiler tanrıları, doğu duvarındakiler ise tanrıçaları canlandırır.Yan yana dizili figürler profilden verildiği için, burada bir tören alayının canlandırıldığı akla gelir; oysa Hitit sanatında figürlerin önden gösterilmesi adet değildir.

Bu iki sıranın ortada birleştiği noktada Hitit dininin baştanrıları Teşup ve Hepat gösterilmiştir. Hava Tanrısı Teşup, Hurri ve Şeri adlı iki kutsal boğasıyla birlikte dağ tanrıları Nanni ve Hazzi’nin, Tanrıça Hepat ise bir parsın üstünde canlandırılmıştır. Hepat’ın arkasında duran oğlu Tanrı Şarruma ile birlikte bu üçlü kutsal bir aile oluşturur. Büyük galerideki en büyük kabartma IV. Tuthaliya’ya aittir ve doğu duvarında yer almaktadır.

Ünlü Hititolog Albrecht Goetze’nin de saptadığı gibi Hitit uygarlığını Yakındoğu’daki komşularından ayıran en önemli özelliği, insan haklarına duyulan saygıydı. İnsan haklarına verilen göreli önem, ceza hukukunda, aile hukukunda, kadınların ve kölelerin haklarında ve yerleşik geleneklerde kendini göstermektedir.

Hattuşa kazılarını günümüzde Alman arkeolog Dr. Jülyen Seeher sürdürüyor. Arkeolog, kenti günümüz koşullarında yaşatmaya çalışırken yapı malzemesi olarak Hititlerinde o zaman kullandıkları ‘kerpiç’ten yararlanıyor. Açık bir alan üzerinde yapılan “kentsel” tasarım, bu konu ile ilgilenenler için fikir verici nitelikte. Araziye uyuyor, doğayla yönleniyor, yerel malzemeleri kullanıyor.

Tam bir tarih yolculuğu halinde tasarlanan Çorum Müzesi, çevre alanlardaki keşifler ile görülmeye değer! Çağdaş teknolojileri çok verimli şekilde kullanan müze, büyük bir tebriği hak ediyor. Görülen o ki, insan aynı insan… Sadece bulunduğu ortam, çağdaş teknikler ve malzemeler değişiyor. Yine camdan kaplar yapıyor, teknikler araştırıyor, kolyeler takıyor, bitki çayları içmek için seramik kaplar yapıyor, kendi üretkenliğini sağlayacak araçlar geliştiriyor…

Yaklaşık 5000 senelik katman katman medeniyet bulunduran alanı, tüm Anadolu yerleşimcilerinin gezmesi dileği ile…

Kaynaklar:
Hitit Sanatı, A.Muhibbe Darga, Akbank Kültür Yayınları
Unesco Dünya Mirası Listesinde Yer Alan Anadolu, Boyut Yayınları
Vikipedi
tarihvearkeoloji.blogspot.com

 

 

Kategoriler
atölye

ŞEHRİNE SES VER KENTSEL TASARIM ATÖLYESİ | İSTANBUL FORUMU VE ÜRÜNLERİ

İstanbul, 300 bin yıllık bir yerleşim tarihine ve kültürüne sahip. Bunun 1600 yılında, çeşitli devletlere başkentlik yapmış. Sayısız insan, dil, kültür, tapınak, barındırmış. Şu anda içinde bulunduğumuz hayat koşuşturmasında ise o kadar hızlı yaşıyoruz ki, yavaşlamak ve bir nefes almak, durup bir etrafa bakmak bazen zor geliyor. Geçtiğimiz, gördüğümüz yerlerin farkına varamıyoruz, kentin kültür oluşumuna katkıda bulunma fırsatı yakalayamıyoruz.  Kentteki önemli ögelerin, herkesce farkındalığının sağlanabilmesi doğrultusunda yapılan Şehrine Ses Ver Kentsel Tasarım Atölyesi | İstanbul ürünleri, her kentlinin bir nebze nefes alıp kentine ve yaşadığı kültüre bakması inancı ile geliştirildi.

Eylül ve Ekim aylarında gerçekleştirilen atölye, kentlerdeki gizil güçleri (potansiyelleri) yakalamayı, tasarlamayı, kentin kullanıcıları ile birlikte uygulamacıların kentsel alanlara dokunmasını yüreklendirmeyi, nitelikli ve kimlikli kentsel/kamusal alanların kente kazandırdıklarına ilgi çekmeyi hedefliyor. Şehrine Ses Ver Disiplinlerarası Üretim’in ilk atölyesi, Eylül ayında Kadıköy’de, infografik ve bilgi görselleştirmeleri konusunda gerçekleşmişti. İkinci atölye de Şehrine Ses Ver’in öncülüğünde,  tasarimyarismalari.cominfografik.com.tr ve Sokak Bizim Derneği eşliğinde, SALT Galata evsahipliğinde yapıldı.

Şehrine Ses Ver Kentsel Tasarım Atölyesi | İstanbul’da şehrin çeşitli alanlarında çalışmalarını yürüten beş ekip, çalışmalarını Şubat ve Mart aylarında geliştirerek 18 Mart’ta SALT Galata’da yapılan sunumlar ve forumda paylaştılar. 125 başvuru arasından seçilen atölye katılımcıları, mimar, endüstri ürünleri tasarımcısı, kentsel tasarımcı, şehir ve bölge planlamacısı, peyzaj mimarı, toplumsal ve siyasal bilimci ve grafik tasarımcı alanlarından uzmanlaşıyor. 12 üniversiteden ve 7 bölümden gelen 15 katılımcıda, üniversite 3. ve 4. sınıf öğrencisi olması veya mezuniyetlerinin üzerinden en fazla 3 yıl geçmiş olması koşulu arandı.

atölye infografik

18 Mart tarihinde yapılan sunumlar ve forum ile Süleymaniye’yi Keşfet; Kent Bostanları; Söğütlüçeşme’de ‘Kutu içinde Kutu’, Üsküdar ve Karaköy’den Sürpriz Yansımalar, Metrobüs’te Nereden Gideyim? temalarında yapılan çalışmalar, sunularak tartışıldı. Yoğun gündemde, “geleceğimizi besleyecek üretkenliği korumak ve geliştirmek” konulu forumda ilerleme yolları konuşuldu.

Atölye katılımcısı ekipler, çalışma sürecinin kendilerine birçok katkısı olduğunu belirttiler. Keyifli bir süreçte içlerine sinen çalışmalar oluştuğunu ve bundan mutluluk duyduklarını söylediler. Mesleki ve pratik alanlarda, zorunlu gidiş yolu olarak gösterilenlerden farklı yolları denemek ve keşfetmek herkesin ortak heyecanı idi.

Foruma katılan Cumhuriyet döneminin en üretken ve önemli mimarlarından Cengiz Bektaş, çalışmalardan büyük heyecan duyduğunu belirtti. Genç nesillerin üreterek öğrenmesinin önemini vurguladı. Okullarda ne yazık ki sağlanamayan, çeşitli yaş ve meslek gruplarının bir arada üretim yapmasının faydalarını dile getirdi. Her projenin parmak bastığı noktaların, kentte değerli bir yeri olduğunu, insanların farkındalıklarının arttırılmasının çok değerli olduğunu vurguladı.

Atölye Ürünleri

SÜLEYMANİYE’Yİ KEŞFET!  Proje ayrıntıları için tıklayınız…

şehrine ses ver_Süleymaniye Külliyesi

 

ÜSKÜDAR’DAN VE KARAKÖY’DEN SÜRPRİZ YANSIMALAR   Proje ayrıntıları için tıklayınız…

[video_embed]

surpriz yansimalar from Selen Çatalyürekli on Vimeo.

[/video_embed]

 

SÖĞÜTLÜÇEŞME’DE ‘KUTU İÇİNDE KUTU’   Proje ayrıntıları için tıklayınız…

şehrine ses ver_söğütlüçeşme

 

METROBÜSÜ KULLANABİLİYOR MUSUNUZ? NEREDEN NEREYE GİDERİM?  Proje ayrıntıları için tıklayınız…

metrobüs_sehrinesesver

BOSTANDAN İNDİM ŞEHİRE  Proje ayrıntıları için tıklayınız…

BOSTANCIBAŞI_ŞEHRİNESESVER

Proje sunumlarından sonra yapılan forumda, İstanbul’daki kültür üretimi ve tüketimi tartışıldı.1950’den itibaren tarım politikalarının değişmesi ve hazırlıksız sanayileşme ile çok yoğun göçler alan kentin, geleceğe yönelik kentsel politikalar üretememiş olmasının doğurduğu sonuçlar konuşuldu. İnsanları besleyecek tiyatro, edebiyat gibi sanat üretimlerinin de bundan etkilendiği, sanatsal üretimdeki bu durağanlığın kentsel alanlara da yansıdığı dile getirildi. Bu durumun da artık İstanbul’u ‘kent’ tanımına uymaktan çıkmak üzere yönlendirdiği söylendi. Kentin insanları bir araya getirmesi, gençlere yer açması, tasarım ve nitelikli üretimler ile tüketimin dengelenebilmesi beklentileri aktarıldı. Tarihi ve geçmişi ile İstanbul’un  özgün ve doğal hali ile yaşatılması dileği vurgulandı.

Şehrine Ses Ver tarafından, bundan sonraki çalışmalarda Anadolu kentlerine yayılma durumu açıklandı. Anadolu’nun var olan ve yitirilmemiş dokusu ile yüzyıllardır süren kültürel geçmişinin, genç nesilleri besleyerek güçlendireceği belirtildi. Bu hedefle yapılabilecekler, foruma katılanlar ile değerlendirildi. Yazın Anadolu’da yapılabilecek bir etkinlik ile hem çevrenin tanınabileceğinin, hem de çocuklar ve yerel halk ile doğrudan iletişim kurulabileceğinin kanaatine varıldı.

Şehrine Ses Ver Atölye çalışmaları ürünleri, önümüzdeki günlerde yapılacak sergiler ile de paylaşılacak.

TÜM PROJELER İÇİN GALERİ SAYFAMIZI ZİYARET EDEBİLİRSİNİZ.

Tüm atölye katılımcılarımıza keyifli katkıları ve yoğun emekleri için çok teşekkür ederiz.

Kategoriler
gezi şehir

TOPLUMU VE DOĞAYI İLMEK İLMEK DOKUMUŞ BİR KENT; BURSA

bursa_sehrinesesver (7)

Katman katman, oylum oylum bir kent, Bursa. Bir imparatorluğu var etmiş, nefes vermiş. Sevgiyle, saygıyla ve hoşgörüyle içine işlemiş tüm canlıların… İnsan kenti var ederken, kent de insanı beslemiş, var etmiş. Uludağ’ın eteğinde bir çizgi boyu büyümüş, doğanın el verdiğince büyütülmüş. Gelişirken çağlar boyu, insanı içine almış. Bir bebek (fetüs) misali, anaç bir tavırla geliştirmiş.

Yerleşirken,  yüzyıllarca kimse verimli ovaya dokunmamış. Öyle bir yerleşmiş ki topografyaya, her köşesi, her açısı ayrı bir mekan doğurmuş. Değişen ve dönüşen kentte, her dönem külliyeler el ele vererek büyüme halkaları oluşturmuş ve birbirine eklemlenmiş. Hem kent sağlıklı büyümüş yıllarca, hem de insanları öyle bir bağlamış ki birbirine, sayısız kişiyi, kültürü çekmiş kendine.

Doğada yapılaşan alanlara, doğa selam durmuş. Toprak ile bütünleşmiş, ağaç ile yükselmiş. Bir minare, ağaçlar ile bu kadar bütünleşebilir mi? Çevresindeki her dal, her kıvrım selam durmuş yapılara… Öylesine aşkla işlenmiş ki, her köşe, her taş buram buram kokar olmuş.

Bir yerleşim ki, toplumu dokumuş… Hani çok meşhur ‘kamusal’ kavramı var ya, onu biçimlendirmiş; her alanını kültürün yeşermesi için kullanmış. “Çok işlevli yapı” kavramını kendi içine öyle bir yerleştirmiş ki, tüm canlılara kapısız duvarsız ortak mekan olmuş alanlar. Sadece inancı beslememiş, kamuyu beslemiş imaretler. Ne ışığı, ne malzemeyi, ne de insanı sıkıştırmış sınırlar, etiketler. Koca bir imparatorluğu doğurmak kolay mı? Kolay sanmış, yıllar sonra gelenler.

Hanlarının her köşesi davetkar bir şekilde tasarlanmış. Rüzgarın taşı oyması gibi doğal, içten bir ölçek tutturmuş kemerler. İçten dışa büyümüş; ortasına ibadet yerini asilce almış. Eteklerini hafifçe kaldırıp da usulca dokunmuş mescid avluya. Her canlı geçişine, bakışına, ışığın yapraklardan süzülüp yansımasına, ağacın kokusuna saygı duymuş. Baharı buyur etmiş içeri. Böyle bir biçemde şekillenen insanların da hoşgörülü, bilgin olması kadar doğal bir sonuç olabilir mi? Büyülü bir nazar, gösterişli bir kent yaratmaz mı? Ve bu kadar işlenmiş bir toplumsal yapıya, her bakışa yer veren oylumlara, özgün niteliklere sevgi oluşmaz mı?

Çağlar boyu gelen dönemlik misafirler, bu işleyiş mirasını özümseyip bir adım daha ilerletir mi? Yoksa kolaya kaçar da, ovayı binalı, binayı saygısız, insanı hoşgörüsüz, kamuyu cansız, dönüşümü niteliksiz mi yapar? Hangisi daha kolay; anlamak mı anlamamak mı?

BURSA’DAKİ TARİHİ YAPILAŞMALAR

Bursa’nın, Akdeniz, Karadeniz ve İç Anadolu iklimlerinin karışımı olan, çok uygun ve verimli bir iklimi vardır.
Kentteki yıllık yağış ortalaması 725mm’dir.
Verimli topraklar üzerindeki bu iklim, eski çağlardan beri insan yerleşmelerine uygun bir ortam yaratmıştır.
Bursa kenti Strabon’a göre M.Ö. 6.yy. ortasında kurulmuş. Kimilerine göre de, daha geç, 3.yy’dan sonra Anibal’ın önerisiyle kurulmuş. Bugün bilinen en eski izler Hisar Mahallesindeki (kaledeki); Roma, Bithynia, Bizans dönemlerinin izleridir.
Bursa’ya gerçek önemini veren, Erken Osmanlı Dönemi yapıtlarıdır. Bu yapıtlar fiziksel özelliklerinin ötesinde yepyeni bir kültür-yaşama biçimi bireşiminin ilk aşamaları olmalarıyla da önemlidir. Osmanlılar, 1326 da Bursa’yı alıp, hemen o yıl yapılarını kurmaya başlamışlardır. Bu ilk dönem, imparatorluğun örgütlenme süresi sayılır. Bu sürede Osmanlılar, yaşama ve yönetim biçimini, kurumlarını belirlemekle ve tanımlamakla uğraşmışlardır. Bunlar yeni bir bireşimin (sentezin) tanımlarıdır. Bu tanımlardan yepyeni yapı izlencelerinin gerektirdiği yeni çözümler, yeni yapılar gerçekleştirilmiştir. Bu yapıtlar, İstanbul’da görülen olgunluk çağının klasik Osmanlı yapıtlarının başlangıçlarıdır.
Bu örgütlenme döneminde yapılan yapıların, çağlarına göre, en önemli ve ortak yönleri kamu yararına ya da doğrudan kamu yapıları olmalarıdır. Yeni yönetim, kendini halka, gösteriş yapıları ile değil, onlara hizmet getirerek kanıtlamağa çalışmaktadır.
Bursa Osmanlı yapıtlarını incelerken bu sosyal ve kültürel olgunun da göz önünde bulundurulması gerekir.

ÇOK İŞLEVLİ YAPILAR: SOSYAL-KÜLTÜREL ÖZEKLER, “ZAVİYELİ CAMİ”LER, ORHAN CAMİSİ

14.yy Osmanlı mimarlığı kimi yapı türleri yaratmıştır. Bunların başında, gerçekte birer sosyal-kültürel özek (merkez) olan çok işlevli yapı türü gelir. Bu tür yapılara “Zaviyeli Cami” denilegelmiştir. Oysa bunlar bir oylumları namaz kılma yeri olarak kullanılsada, kent konuklarının ağırlanma yeri, “kadı”nın iş yeri, ayanın-eşrafın  toplanma yeri, okul gibi işlevleri de gören yapılardır.
Toplumun yeniden düzenlenmekte olan sosyal örgütlenmesini yansıtırlar.
Bu yapılar baş aşağı duran “T”ye benzeyen plan düzenlemesinden ötürü, uzmanlık dilinde “ters T” tasarlı yapılar olarak isimlendirilirler.
Bu tür yapılarda özel bir bölümde kadı görev yapardı. Konukevi (tabhane) bölümünde, örneğin kente gelen bilginler ağırlanırdı. Onlara burada konuşmalar, söyleşiler yaptırılır, dersler verdirilirdi.
Üstü en yüksek kubbeyle örtülü, şadırvanla ve çatı feneri ile (ışık almak için) belirlenen orta bölüm çok amaçlı oylumdur. Burada ders, söyleşi, konuşma yapılır, namaz da kılınırdı. Buradan ayakkabılar çıkarılarak örneğin iki basamakla kadının çalıştığı bölüme geçilirdi. Buranın karşı bölümünde de ayan (yörenin ileri gelenleri) toplanırdı.
Kısacası bu tür yapılar bir bakıma toplum yönetiminin özekleridir. Bu yapıların çevresi konutlardır. Kent büyüdükçe yeni bir sosyal kültürel özek yapılmıştır. Böylece herkes yürüyüş uzaklığında bir özeğe ulaşabilmiştir. Her yeni özek de bu yapılar gelişmiştir. Hüdavendigar’da okul ikinci kattadır. Hüdavendigar’da okul ikinci kattadır. Oysa Muradiye’de Yeşil’de ayrı birer yapıdır.
Bursa Orhan İmareti
Bursa Orhan İmareti

BURSA ULU CAMİSİ

Bursa Ulu Camisi, Batı Anadolu’nun en olgun Ulu Camisidir. Yapıyı, Yıldırım Beyazıd (1396-1399) yaptırmıştır.
Biçem olarak Selçuklu yapı geleneğini sürdürür. Ancak Selçuklularda bunca geniş alana yayılmış cami yoktur. Yapının yapım yılını öğrenebildiğimiz sağlıklı kanıt, ahşap minberdir. Burada Murad Han oğlu Beyazıd Han tarafından 1399 yılında yaptırıldığı yazılıdır.

Ulu Caminin bir başka özelliği, İslami geçmişimizde ilk kez görülen 2 kapılı, iki yollu minaresidir. Bu biçim daha sonra 3 yollu olarak Edirne Üç Şerefeli Camisinde uygulanmıştır. Yapının bir başka özelliği kolay dağılımı sağlayan yan kapılardır.

Bursa Ulu Cami Planı
Bursa Ulu Cami Planı

HÜDAVENDİGAR KÜLLİYESİ

I. Murad’ın yaptırdığı külliyenin yapımına 1340’da başlanmıştır.
Üst kattaki medrese odalarıyla 2 katlı ana yapı, külliyenin en ilginç yapısıdır. Bu plan çözümü Osmanlı mimarlığında bir daha hiç kullanılmamış, tek örnek olarak kalmıştır. Yapıda Bizans yapılarından toplanmış sütunlar (dizekler), sütun başlıkları, söveler kullanılmıştır.
Türbeyi, Yıldırım Beyazıd yaptırmıştır. İmaret yapısı da 1906 yılında gördüğü onarımla değişikliğe uğratılmıştır.

Bursa Hüdavendigar Külliyesi
Bursa Hüdavendigar Külliyesi

MURADİYE KÜLLİYESİ

II.Murad, 1425-26 yılları arasında yaptırmıştır. Kubbeli iki kanattan oluşan tasarıyla çok işlevli sosyal-kültürel yapılar kümesine giren yapıtın, kuzey cephesinin her iki köşesinde birer konuk oylumu (tabhane) odası yer alır.
Medrese, ana yapının sağ yanındadır. Bugün Verem Savaş Dispanseri olarak kullanılmaktadır. Külliyeye çeşitli dönemlerde çok sayıda türbe eklenmiştir.

Bursa Muradiye Külliyesi
Bursa Muradiye Külliyesi

YEŞİL KÜLLİYE

Bursa’da Çelebi Sultan Mehmed’in 1419-1424 yılları arasında Hacı İvez Paşa’ya yaptırdığı yapılar topluluğu, Osmanlı mimarlığının en ünlü ve en önemli yapıtlarından biridir. Bir varsayıma göre Sultan’ın geldiğinde kalması için düşünülen bir özel daire ile ocaklı konuk (tabhane) odaları, kubbeyle örtülü havuzlu bir orta sofa çevresinde 3 eyvandan meydana gelen bu yapıda, 13. Yy. Anadolu medreselerinde beşik tonozla örtülü olarak gördüğümüz eyvanlar, kubbe ile örtülmüştür. Örtünün egemen ögesi olarak kubbe kullanılması, orta oylumun çevresindeki eyvan alanlarının kare oylumlar oluşan bir düzeni egemen kılmıştır.
Yapı bu özelliklerinin yanı sıra yapım yöntemi alanlarında da, sanat alanında da üstün düzeye ulaşmıştır. Yarım kalmış mermer kaplı girişte, eskinin Taçkapı geleneği sürmektedir. Burada dinamik desenli bir “rumi” süsleme vardır. Yapının çini duvar kaplamaları ve çini kaplı mihrap, teknik açıdan yüksek düzeye tanıklık ederler.

Bursa Yeşil Külliye
Bursa Yeşil Külliye

HANLAR BÖLGESİ
HAN – ÇARŞI

Bursa, Osmanlı Devleti’nin önemli tecim özeklerinden biriydi. Bursa hanları XIV. Ve XV. yy.larda yapılmıştır.
Tecim (ticaret) amacıyla kurulan bu hanlar, genelde iki katlıdır. Odalar üst kattadır. Alt katları depodur. Odalar avlu çevresindeki revaklı geçitlere açılır. Gelişmiş
hanlarda ayrıca ahır da bulunur (Koza Han’ında olduğu gibi). Çoğu kesme taş ve tuğladan yapılmıştır. Kimilerinde, avlu ortasında köşk mescitler vardır.

Bursa Hanlar Bölgesi
Bursa Hanlar Bölgesi

Son yıllardaki yapılaşmalara baktığımızda, yıllardır kentte birikmiş olan kültür, tarih, coğrafya ve mimari birlikteliklerindeki derinliği görebiliyor muyuz?

Toki'nin Bursa Kentine Tokatı, Fotoğraf: Erdal Yavuzak
Toki’nin Bursa Kentine Tokatı, Fotoğraf: Erdal Yavuzak

Kentin yüzyıllardır türettiği bunca güzelliği yaşayıp da hissedince, inanın ki anlamak ve sürdürmek çok daha kolay… Hep sevgiyle, hep yeşil kal Bursa…

Bursa’daki Tarihi Yapılaşmalar/ Çizimler ve Bilgiler: Cengiz Bektaş, Mimarlık İşliği arşivinden

Fotoğraflar: Merve Akdağ Öner

* Kaynaklar belirtilerek paylaşılabilir.


[one_half] [align type=”left”]merveakdagoner[/align] Yazan; Merve Akdağ Öner
İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü Mezunu, Şehrine Ses Ver Kurucusu

 
 
Kategoriler
şehir

Bu Walking City (Yürüyen Şehir) Bir Başka!

walkingcity_universal

Başkalaşan yüzeyler, birleşme, dağılma, mutasyon ve daha birçok kavram bir videoda ilham verici bir şekilde nasıl bütünleştirilir? Projelerinde, ’60lardan Archigram’a referans verdiklerini söyleyen ekip, aslında onların düşüncelerini almış, evrimleştirmiş ve video şeklinde sunmuş. Her bir karesinde malzemelerin ve şekillerin birbirine bağlantılı bir patern ile nasıl dönüştüğünü gözlemleyebiliyoruz. Ayrıca bu dönüşümün göçebelik ile ilişkilendirilip sonsuz, sürekli ve doğayla da uyumlu şekilde süregelmesinin sunumu sizce de etkileyici değil mi? Universal Everything’in çalışmaları, bizi ekip olarak çok heyecanlandırdı ve oldukça ilham verdi! 

[video_embed][/video_embed]

Proje : Universal Everything
Yaratıcı yönetmen : Matt Pyke
Animasyon : Chris Perry
Ses : Simon Pyke

Kategoriler
atölye data şehir

Şehrİne Ses Ver Kentsel Tasarım Atölyesİ | İstanbul Çalışmaları Süreci

Şehirlerdeki potansiyelleri yakalamayı ve tasarlamayı, şehrin ana kullanıcıları ile birlikte profesyonellerin kentsel alanlara dokunmasını teşvik etmeyi, kaliteli ve kimlikli kentsel/kamusal alanların şehre kazandırdıklarına dikkat çekmeyi hedefleyen Şehrine Ses Ver Kentsel Tasarım Atölyelerinin ilki 1-10 Şubat tarihleri arasında SALT Galata ev sahipliğinde yapıldı. Şehrine Ses Ver Disiplinlerarası Üretim Platformu’nun ilk atölyesi, Eylül ayında Kadıköy’de infografik konusunda gerçekleşmişti. İkinci atölye de Platformun organizasyonunda, tasarimyarismalari.com, infografik.com.tr ve Sokak Bizim Derneği eşliğinde yapılıyor.

Katılımcı ve açık şehir stratejisi ile kurgulanan kentsel tasarım atölyeleri, şehirlere veya şehirlerin belli bölümlerine kullanım, bilgi ve ihtiyaç bazlarında mercek tutuyor, Geleceğin şehirleri üzerine tasarımlar geliştirerek kent ve teknoloji algısı, kentin sürdürülebilir vizyonu, dönüşüm ve yeni teknolojilerin kent yaşamına entegresi konusunda ortak paydaları oluşturuyor, Yoğun şehir dokusu içerisinde nitelikli, kaliteli, kimlikli 1:1 tasarımlar ile üretime katılarak, tasarımın kent içerisindeki rolünü, yerel zanaatlerin ve zanaatkarların tasarımcılar ile paylaşımını, genç profesyonellerin malzeme/mekan/ölçek algısını kurmayı ve bunu kamuoyu ile paylaşmayı önemsiyor.

Çalışma konuları; Kentsel Alan (Public Space), Kent Mobilyaları (Urban Furniture), Kent Bahçeleri (Urban Farms), Pavilyon (Urban Pavillion), Bilgi Tasarımı (Information Design), Infografik (Infographics) olan atölyede, disiplinlerarası beş grup, atölye yürütücüleri eşliğinde çalışmalarını sürdürüyor.

Disiplinlerarası çalışmaları, etkileşimli ve birbirini besleyici özellikte kurgulayan SSV|Platform’un yaptığı atölye duyurusuna 13 ekip başvurusu, 86 kişisel başvuru, toplam 125 tekil başvuru yapıldı. tüm başvurular titizlikle değerlendirilerek, 2 ekip ve 9 bireysel başvuru sahibi, çalışmalar için davet edildi. Katılımcılar, mimar, endüstri ürünleri tasarımcısı, kentsel tasarımcı, şehir ve bölge planlamacısı, peyzaj mimarı, toplumsal ve siyasal bilimci ve grafik tasarımcı alanlarından oluşuyor. 12 üniversiteden ve 7 bölümden gelen katılımcılarda, 3. ve 4. sınıf öğrencisi olması veya mezuniyetlerinin üzerinden en fazla 3 yıl geçmiş olması koşulu arandı.

İlk gün yapılan yuvarlak masa toplantısında proje hedefleri ve amaçları, katılımcılarla paylaşıldı. Çalışma konuları, proje vizyonunu kapsayacak şekilde aktarıldı. Kent ve yerleşim oluşumları, kamusal alan dinamikleri ve kamusal alan tanımı tartışmaları yapıldı. Kamusal alanın, sınırlı özel mülkiyet kullanımları dışında olan tüm alanları kapsadığının altı çizildi. Kentte nitelikli üretimlerin; alanı, kurgusu ve malzemeleri uygun tasarımlarla mümkün olabileceği ve bu şekilde oluşturulan kamusal alanların insanların hayat kalitesini arttırmakla beraber kent yaşantısını da her anlamda canlandırdığı tartışıldı. Etkin tasarımlara geçiş aşamasında, veri kullanımlarının infografikler yöntemi ile nasıl kurgulanabileceği, tüm proje anlatımlarının her bilgi düzeyinden insana ulaşabilmesinin önemi vurgulandı. Çeşitli ülke ve kamusal alanlardan kent mobilyaları tasarımları, kamusal alan mobilyalarındaki estetik, işlevsellik ve dayanıklılık kriterleri ile incelendi.

Tüm ekipler ilgilerini çeken konuları değerlendirerek onlara uygun alanlar seçimleri yaptılar. Alanlar ve konular üzerinden ayrıntılı tartışmalar ve çalışmalardan sonra, ekipler fikirlerini geliştirerek aralıklar ile tüm katılımcılar ve yürütücü ekibe projelerini sundular. İkinci haftasonu belirli bir kurguya ulaşan tasarımların kullanıcılar ile güçlü bağlantılar kurabilmesine yönelik olarak, kamusal alan tasarımlarındaki pazarlama senaryoları ve teknikleri peyzaj mimarı ve sanat yönetmeni Sena İzgi tarafından paylaşıldı. Kamusal alana yapılan tasarımlarda, kullanıcıları tasarımın bir parçası kabul ederek yapılan yaklaşımlar tüm katılımcılarla tartışıldı. Kullanıcıları, alan özelliklerini göz önüne alarak ışık, ses, malzeme etkileşimleri ile çeken tasarımların ana özellikleri projelerin kurgularına eklemlendi. Kamusal alan tasarımlarının geniş açılı vizyonu, tasarım kalitesi ve kurgusu ile ilişkisi ŞANALarc ortaklarından mimar ve kentsel tasarımcı Alexis Şanal tarafından ilham verici bir sunum ile aktarıldı. ‘Cömertliğe imkan veren kentsel tasarımlar’ proje örnekleri ile aktarılırken, büyük kamusal ölçekteki projelerin adım adım gerçekleştirilme pratiği yakın zamanda açılacak olan ŞişhanePark projesi üzerinden aktarıldı. Kamusal alanda yürünebilirlik ve erişilebilirlik gibi ana ihtiyaçlar katılımcılar ile tartışıldı. Beş ekip, projelerini yeniden gözden geçirerek veriler, ihtiyaçlar ve tasarımları doğrultusunda geliştirmeye devam etti.

Oldukça keyifli bir paylaşım ortamında süren çalışmalar, sunum ve paylaşım düzenlemeleri ile kamuoyuna duyurulacak. Mart ayında yapılması planlanan sunumlar ve tartışma forumu için lütfen takipte kalınız.

29_ikincihafta_sehrinesesver_kta (3)

Exactly grubunu oluşturan Ecem Hisar, Hazal Gülşan ve İrem Yeşil, Söğütlüçeşme’yi inceleyerek projelerini tasarladılar.

 Verilen konular atölyenin başvurularından itibaren hepimizin çok ilgisini çekti ve hepsini uygulamak istedik ancak ne yazık ki yalnızca iki haftamız olduğu için verilen alanlara bakıp gereksinimlerini çıkarttıktan sonra pavilyon ve kent mobilyaları konularını birleştirip, insanların da ilgilerini çekebilecek, eğlenceli ve uygulanması da aslında mümkün olan bir tasarım çıkartmaya çalıştık. Kadıköy’de Söğütlüçeşme Tren İstasyonu’nun çevresindeki park alanın ve tren raylarının altındaki tekinsizlik hissi veren alanı bekleme ve sosyalleşme alanı olarak tasarlayıp bu alanın  kullanımını ve verdiği hissiyatı değiştirmeyi amaçladık. Bunu da birbirine geçebilen küplerden yararlanarak yapmayı düşündük. Böylece bölgedeki halkın da pavilyonu istedikleri gibi tasarlamalarını sağlayacak esneklikte bir tasarım ortaya çıkarttık.

Bu süreçte Merve, Ertunç, Emrah, Arzu ve Erman her aşamada yanımızda olup zaman zaman yaptıkları sunumlar, zaman zaman da verdikleri bireysel tavsiyelerle projelerin tasarlanmasında oldukça yardımcı ve etkili oldular. Hepsine çok teşekkür ediyoruz ve en kısa zamanda yeni bir atölyede birlikte çalışmayı istiyoruz.

28_ikincihafta_sehrinesesver_kta (4)

Bostancıbaşı grubunu oluştıran Didem Aybaş, Hande Kalender ve  Melda Yanmaz, İstanbul’daki sürdürülebilir üretimi ‘Kent Bostanları’ çalışmalarında infografik olarak çalıştılar.

Bostancıbaşı grubu olarak biz, grafik tasarımcı, endüstri ürünleri tasarımcısı, permakültür tasarımcısı, mimar ve peyzaj mimarı olmamızın yanı sıra sürdürülebilirliği, doğayı ve sosyalleşmeyi seven üç farklı kişileriz. Bununla beraber gündemi takip eden ve ilgimizi çeken konular ile ilgili neler yapabileceğimize kafa yoran, konuşmakla kalmayarak bunları kağıda dökmeye çalışan insanlarız. Bu atölyenin başlama zamanı ile paralel olarak gündemde olan Antalyalı pazarcıların eylem yaparak kontak kapatması, ilgimizi çekti ve bununla ilgili bir çalışma yapmak istedik. Çalışma için bilgi toplarken meyve ve sebzelerin ne kadar uzaklıktan, ne şekilde geldiğini gördük ve bunların üretici, satıcı ve alıcı için negatif paydalarını gördük. Daha sonra kent içerisinde meyve sebze üretimi yapma fikri doğdu. Bunun ile beraber kent bahçeleri konusunu kent bostanlarına nasıl çeviririz diye düşündük. İnsanların daha fazla toprakla haşır neşir olmasını, kendi meyve sebzelerini mahallelerinde, evlerinin bahçelerinde ve balkonlarında, yetiştirebilmelerini sağlamayı amaçladık. Konu ile ilgili bilgileri harmanlayarak bir infografik hazırlıyoruz. Umarız bu herkes için uygulanabilir, yararlı ve keyifli olur.

29_ikincihafta_sehrinesesver_kta (19)

Pusula Grubunda, Kübra Cenk, Kübra Demirtuna, Zeynep Burcu Kaya, Süleymaniye Bölgesinin, Eminönü ve Beyazıd Meydanı’ndan keşfine yönelik bir proje geliştirdiler.

Pusula grubu olarak yaptığımız ilk konuşmalarda üçümüzü heyecanlandıran şeylerin birbirine ne kadar benzediğini keşfettik. İstanbul’a, gezmeye, yeni tatlara, her çeşit iyi tasarıma olan sevgimizden bahsederken konu kendiliğinden şekillendi. Çünkü ortaya çıkaracağımız ürün bunları içermeliydi. İstanbul’un hak ettiği değeri göremeyen köşelerini ortaya çıkarmalı, insanları yürümeye ve keşfetmeye teşvik etmeliydik.

Heyecanımıza kendimizi belki biraz fazla kaptırarak iki haftaya sığdırabileceğimizden çok daha fazlasını yapmak istedik: Bir rota çizip başlangıç ve bitiş noktalarına bilgilendirme panelleri ve oturma elemanları yerleştirerek meydanlar oluşturma, yol boyunca kendi ikonlarımızı içeren bilgilendirme levhaları yerleştirme, üzerine düştüğümüz sorunu tespit eden bir infografik, meydanlarda ücretsiz wifi’dan paylaşılacak bir akıllı telefon uygulaması…

Bu fikirlerin hiçbirinden vazgeçmek istemesek de adım adım ilerlemeye karar verdik. Rota çizimi ilk aşama elbette. Kullanacağımız fotoğrafların çekimi bu adıma dahil oldu. Rotanın her köşesine baktığımız koca bir gün geçirdik. İkinci haftasonu gelmeden önce göstereceğimiz noktalar hakkında bilgi topluyoruz. Bir an önce tasarıma başlamak istiyoruz, fotoğraflar üzerinde çok keyifli kolajlar hazırlayacağız. Umarız bizi heyecanlandıran tüm fikirleri bir gün sunumda değil, sokakta görürsünüz.

26_ikincihafta_sehrinesesver_kta (5)

Süpriz grubundan Hilal Kurt, Kıymet Uzun ve Selen Çatalyürekli, Üsküdar Meydanı ve kamusallığı inceleyerek Sürpriz Yansımalar başlıklı projelerini geliştirdiler.

Üsküdar Meydanı, son dört ay içinde, ‘Marmaray’ ulaşım sisteminin de eklenmesiyle; şehrin diğer yakasına pratik ulaşım sistemleri sunmaktadır. Ancak buna karşın, meydanın insan ve araç sirkülasyonu, oldukça kaotik bir haldedir. Kamusal alanın merkezinde bulunan fiziksel sınırlandırmalar ve yeni eklenen ulaşım sistemlerinin entegrasyonun plansız şekilde yapılması  vb. nedenler, bu kaotik duruma neden olmaktadır. Grubumuz, bu durumun görsel  temsilini, meydanın yaya geçiş noktasına konumlandırılan yerleştirmeyle, kentin ana kullanıcılarına alternatif bir yöntemle tekrar algılamasını sağlamayı hedeflemektedir.

Tasarımımızı konumlandırdığımız noktanın tespitinde; odak, kamusal alan kullanımı, istatistiki verilerin karşılaştırılması ve imaj analizi yöntemlerinden yararlanılmıştır.  Yerleştirmemizin oluşturulmasında ve konumlandırılmasında, şehrin çok benzer kaotik ve yapısal özelliklerine sahip Karaköy Meydanı’yla karşılıklı interaktif görüntü teması sağlanacaktır.

27_ikincihafta_sehrinesesver_kta (2)

Artı Bir grubundan Müge Güler, İrem İnce ve Hilal Burcu Kocaoğlu, Metrobüs deneyimini inceleyerek bir yönlendirme paketi üzerinde çalıştılar.

Çalışmamızda, İstanbul’u tanımladığımızda etkili bir deneyim olarak değerlendirebileceğimiz “Metrobüs” kavramını ele almak istedik. Bunun için İstanbul’un kaos ortamının kısa bir özeti olan metrobüs’ü ilk önce kullanıcıları ve yaşadığı sorunları ile gözlemledik. Özellikle, metrobüsü ulaşım aracı olarak sık kullanmayanların yaşadıkları şaşkınlıkları en alt seviyeye indirgemek ve bu süreçte yaşayacakları metrobüs deneyimini en bilinçli hale getirmek için bir yönlendirme paketi hazırlamaya karar verdik. Bu amaçla; metrobüs kullanıcıların yaşadığı en önemli sorunlardan biri olan bilgilendirme ve yönlendirme konularını ele alarak, kullanıcıların bilet alım aşamasından, metrobüsle varmak istedikleri noktaya kadar olan süreçlerini yönlendirme paketimizle tasarlamaya çalıştık. Bu süreçte, gözlem noktamız olarak en önemli aktarma noktalarından biri olan, metrobüsün otobüs ve metroyla bağlantısını sağlayan Mecidiyeköy aktarma noktasını ele aldık.  Yönlendirme paketi kapsamında olan, kullanıcının yalnız metrobüs kullanımı sırasında değil, metrobüsten indikten sonrada hızlı ve bilinçli bir şekilde aktarmak istedikleri noktaya, soru sormadan nasıl ulaşabileceklerini kurguladık. Bu amaçla, İstanbul’un en önemli ulaşım akslarından biri olan metrobüs hattının, kullanım aşamasında yaşanan yönlendirme ve bilgilendirme sorunlarını ele alarak, gereksinimlerini bir tasarım paketi olarak ortaya koymayı düşündük.

18_ikincihafta_sehrinesesver_kta

14_ikincihafta_sehrinesesver_kta (7)

22_ikincihafta_sehrinesesver_kta (16)

15_ikincihafta_sehrinesesver_kta (8)

Atölye Yürütücüleri

Merve Akdag Öner sehrinesesver kurucusu

İTÜ Mimarlık Bölümü mezunu, özel sektörde mimar olarak çalışıyor. Şehrine Ses Ver proje koordinasyonunu yapıyor.

Ertunç Öner tasarimyarismalari.com kurucusu

İTÜ  Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümü mezunu, tasarımcı, MSGSÜ Bilgisayar Ortamında Sanat ve Tasarım yüksek lisansına devam ediyor.

Arzu Erturan sokakbizimci

MSGSÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümü lisan ve yüksek lisans mezunu, aynı bölümde Araştırma Görevlisi olarak çalışıyor.

Erman Topgül sokakbizimci

AÜ DTCF Sosyoloji Bölümü mezunu, MSGSÜ’de Şehir ve Bölge Planlama Bölümünde yüksek lisans yapıyor.

Emrah Cengiz infografik.com.tr kurucusu

İTÜ Endüstri Ürünleri Tasarımı bölümü mezunu, dijital marketing sektöründe tasarımcı olarak 10. yılını doldurdu.

Katkıları için ilk atölye katılımcılarından Ayşe Ece Eyisoy’a, tüm konuklarımıza ve fikirlerini paylaşanlara teşekkür ederiz.

 

Kategoriler
şehir

ŞEHİRLER : GELECEĞİN YAŞAM MÜCADELESİ VERDİĞİ ALANLAR

Bilim kurguların mimarileri kentsel tasarımı derinden etkiledi. Geleceğin şehirlerini oluştururken , Mega City-1 veya Transmet gibi çizgi romanlar bizlerin en iyi rehberlerinden olabilir.

Geçtiğimiz yıl Şubat ayında Yeni Zelanda’da “Şeytanların Tacizindeki Dünya”  başlıklı bir konuşma yaptım.  Konuşmamda geleceğin şehirler üzerine kurulan eski dönem vizyonlarını araştırarak hesaplamalı kentsel tasarıma yansıyabilecekler üzerine değerlendirmeler yaptım.

Özellikle, ’60ların mimari kollektiflerinden olan Archigram’ın radikal işlerinin, 1972’de ‘sosyal yazılım’ terimi ile dönüşü ve internet uzmanlarından 30 sene önce öngörülebilmiş olması, konuşmamın ana temalarımdan biriydi.

[custom_gallery id=”311″ ]

Yapılardan çok, Archigram belki de blogculuk ve yayıncılık ile ’60lardan itibaren görseller, kolajlar, makaleler ve provakatif çalışmalar yayınlayarak mimarlık ve tasarım dünyasında günümüze kadar uzanan inanılmaz bir etki yarattı.

Kullandıkları çizgi roman referansları, Amerikan süper kahraman estetiklerini barındırıyor, ama aynı zamanda sert mizaçları ile pop ögeleri, bilgisayar ve bilim-kurgu dünyasını blendırdan geçirip sağlıklı bir topak oluşturuyordu. Onlar ‘Walking City’ projeleri ile bilim kurgusal görselleri ile tanınıyor olsalar da , yaptıkları işin merkezine sibernetik ve otomasyon içeren çağdaş şehir sistemleri araştırmalarını koyuyorlardı.

Her ne kadar Archigram kendi vizyonlarını yapılaştırma şansı bulamamış olsa da, onlardan sonra gelen mimarlar bu bakışı geliştirerek inşaa edebildiler. Plug-in City konseptlerinin yansımaları Renzo Piano ve Richard Rogers’ın Paris’teki Pompidou Merkezi’nde rahatlıkla gözlemlenebilir. Mimarlığın ‘hi-tech’ (yüksek-teknolojik) etkileri ile yetişen Rogers, Norman Foster, Nicholas Grimshaw gibi ingiliz mimarlar ile sürdürülmüştür.

Rogers, son zamanlarda ikinci kariyerini kitaplar ve şehirlerin geleceği hakkında lobiler yaparak geçirdi. “Cities for a Small Planet” ve Cities for a Small Country” kitapları, kendisinin 80’ler ve 90’lardaki mimari ve kentsel tasarım pratiğini, bölgesel belediyeler ve idari birimler ile nasıl şehiryapma ve dönüştürme üzerine oturttuğunu anlatıyor. Geçen sene Rogers’ı konferans verirken gördüğümde telekominikasyonun ve teknoloji nin gelecekteki şehirlerinin biçimlerinde ne kadar kuvvetli tesir edeceğini anlatıyordu. “Şehirlerimiz inanılmaz bir şekilde bağlanıyor ve öğreniyor ” diyordu. İnsanların taşıdıkları mobil cihazlar, sensörler, wireless noktaları, şehrin nasıl iletişim kurduğu ile doğrudan bağlantı kuruyor. İnsanlar şehrin yürüyen mimarisini yaratıyor.

Şehirler, elimizdeki en iyi yaşam mücadelesi alanlarımızdan biri.

Görünüyor ki, şehirleri daha iyi kullanmayı, tasarlamayı ve yaşamayı öğrendiğimizde, hepimiz daha güzel br geleceğe sahip olacağız.

Kaynak:  iO9 “The City as a Battlesuit for Surviving the Future” yazısından alıntıdır.


[one_half] [align type=”left”]merveakdagoner[/align] Yazan Merve Akdağ Öner:
İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü Mezunu