Kategoriler
atölye gezi kent

GÜRE | DİSİPLİNLERARASI YAZ OKULU

İda (Kaz) Dağlarının eteğinde yöreyi ve insanı keşfe çıkıyoruz. Su sesinin ve zeytin kokusunun eksik olmadığı Güre Köyü’nde disiplinlerarası yaz okulu için sizleri davet ediyoruz. Köyü ve ihtiyaçlarını yerinde görüp tartışmak üzere, mimar ve yazar Cengiz Bektaş’ın kerpiç yaz okulunun konuğu olacağız. İş bölümü, yardımlaşma ve paylaşma ışığında güncel yaklaşımları yeniden değerlendireceğiz. Troya, Assos, Antandros, Bergama antik kentlerini gezerek kentleşmenin izini süreceğiz. Konuklarımızın paylaşımları ile zenginleşeceğiz. Tasarımlarımızda ve yaşantımızda alt yapı oluşturacak, Anadolu halkının özünü hatırlayacağız.

Bir hafta sürecek yaz okulumuza ilgilenecek olanları çağırıyoruz.

şehrine ses ver _ yaz okulu

Tarihler: 16 Ağustos – 22 Ağustos

Güre’ye Ulaşım: Güre’ye gidiş ve dönüş ulaşımları katılımcılara aittir. Aynı kentten gelen kişilerin iletişim kurarak beraber gelmeleri önerilmektedir.
Eskil (Antik) Kent Gezileri: Gezi masrafları ortak bütçe oluşturularak karşılanacaktır. “Müzekart” sahibi olunması önerilmektedir.
Sorumluluk Paylaşımı: Ortalık düzeni, mutfak, araç-gereç-kitap, zaman yönetimi, sağlık, seyir defteri, müzik sorumlulukları dönüşümlü olarak paylaşılacaktır. Sofralar ve yemekler iki kişilik, gene  dönüşümlü nöbet ekiplerince hazırlanacaktır.
Ortak Bütçe: Katılım bütçesi kişi başı 250 TL dir. Bütçe, genel ulaşım giderleri ve yemek masrafları için harcanacaktır. Harcamalardan kalan kısım köyün derneğine bağışlanacaktır.

Yaz okulu programını ilgili sayfamızdan inceleyebilirsiniz.

Katılım Koşulları:

  • Başvuruların aşağıdaki form doldurularak 12 Ağustos 2014’e kadar yapılması gerekmektedir.
  • Yaz okuluna, öğrenci veya mezuniyetinin üzerinden en fazla 3 sene geçmiş olan kişilerin,
  • Tasarım alanları, sosyal bilimler, sosyoloji, idari ve istatistiki bilimler, vb. çeşitli dallarda kendilerini geliştirmek isteyenlerin başvuruları beklenmektedir.
  • Katılımcıların, ekibin benzeri etkinliklerinde (atölyeler, forumlar, yaz okulları) faal rol alması beklenmektedir.
  • Şehrine Ses Ver atölyelerine katılmış kişiler başvuruda önceliklendirilecektir.
  • Yaz okulu ürünleri ortak akıl ürünü olup, her hakkı katılımcılarda ve Şehrine Ses Ver Disiplinlerarası Üretim’de saklıdır.
  • Katılımcı sayısı, kalacak yer dolayısı ile 6 kadın + 6 erkek ile sınırlıdır. Bu sayıya ek yapılırsa, oda içerisinde uyku tulumu kullanabilecek olduğunu belirtenler arasından ek katılımcı seçilecektir.

Katılımcıların Yanlarında Getirecekleri: Dizüstü bilgisayar, yazı / desen defteri, fotoğraf makinesi, katılımcılarla paylaşılacak bir kitap, cetvel veya metre, 1 takım çarşaf (bir alt,bir üst çarşaf ya da pike, kişisel havlu, terlik)

* Katılmadan önce; Güre, Cengiz Bektaş, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, 2013 kitabı okunmalıdır.

“Vermeğe çabalamak, bugünden bir tad, bir alaca…
Verebildiğimiz yanında aldığımız dev…
 
Türkü kavlimiz, gelip boğazımda düğüm düğüm durdu.
“Ne olmuş bize reis?”
Diye soruyordun; koca elini, avcunu, bir duvara koyup, öbür
elin sarkık, kırgın gibi…
Ne olmuş bu sokaklara, bu yaşamaklara?
Hani bu sokakların türküleri?”
                                     C. Bektaş / Bedri Rahmi Nakışlı Bir Deneme
 
Başvurularımız kapanmıştır.  Katılımcı listesi 13 Ağustos’ta yayınlanacaktır.
Kategoriler
kent

MİMARLIK VE ZEKANIN BULUŞTUĞU YER; KARADENİZ RİZE MİMARİSİ

Türkiye’nin kuzeyinde bulunan denizden ismini alan Karadeniz Bölgesi, kendine has doğası, mimarlığı ve günlük hayat tarzının yanı sıra, en yeşil bölge olma özelliğine de sahip. Coğrafya derslerinden hatırlayacağınız üzere, “dağlar kıyıya paralel uzanıyor,” bu da iklim, tarım, kent planlaması ve ulaşım ile beraber, insanların günlük hayatına da tamamen etki ediyor.

Karadeniz insanı problem çözme konusundaki üstün yeteneği ile dillere destan. Özellikle, zorlu coğrafi koşullardan kaynaklanan yapısal bir zorluk ile karşılaştıklarında, Karadenizliler gerçekten ilginç çözümlere imza atabiliyor; hatta kendi evini kendisi yapanlar da yok değil. Karadeniz mimarlığının en ilginç örneklerinin doğum yeri de genellikle Rize. Fonksiyonel tasarım fikirlerinden işte birkaç örnek:

Miras Evi İkiye Böldüler: Rizeli iki kardeş, babalarının vefatından sonra kalan miras evi nasıl değerlendirecekleri konusundan anlaşamayıp, 120 metrekarelik evi ikiye bölmeye karar vermişler. Kardeşlerden biri kendi payına düşen kısmı yıkıp 3 katlı bir bina inşa etmiş. Binanın diğer yarısı ise öteki varis tarafından hala odunluk olarak kullanılıyor.

yarı yarıya ev

Girişe Ulaşmak için 8 Katlı Merdiven: Rize’de eğimli araziye inşa edilen 8 katlı binanın giriş katına ulaşmak için, yapıya dışarıdan 8 kat merdiven eklenmiş (asansör yok!). Cümle tekerleme gibi, ama fotoğraf montaj değil.

2_8storeystair

29 Yıllık Ahşap Köprü: Artvin’de, ana yoldan evine kolayca geçmek isteyen emekli amca, nehir üzerine kendi köprüsünü inşa etmiş. 29 yıl önce ilk yaptığında sadece yaya geçişi için tasarladığı köprüyü, 1995’te yenileyerek 3,5 tonluk arabaların geçişine de uygun hale getiren Karadenizli, köprüde kontrollü geçişi sağlamak için barikat eklemiş ve evinden elektrik çekerek köprüsünü aydınlatmış.

3_ownbridge

Binalar Arasındaki Köprü: Rize’de yan yana inşa edilmiş olan iki binanın sakinleri, yangın tehlikesine karşı ilginç bir çözüm geliştirmiş. Binalardan birinde yangın çıkması haline, apartman sakinleri 7. katta bulunan köprüden diğer binaya geçecek. Böylece alt katlardan birinde yangın çıkması halinde üst kata hızlıca ulaşıp, diğer binadan tahliye olacaklar. Tasarımları ile gurur duyan bina sakinleri, “Çok şükür köprüyü daha hiç kullanmadık, inşallah bundan sonra da kullanmayız,” diyor.

4_firebridge

5_firebridge

Yolun Ortasında Cami: Rize’nin köylerinden birinde, köylüler yeni camiyi nereye inşa edecekleri hususunda anlaşamamış. Her eve yakın konumda yer almasını isteyen köylüler, köyün ortasında ana yola camiyi kondurarak sorunu çözmüş. 8 yıl süren yapım sürecinin sonunda cami tamamlandığında, araç geçişi için 5 metre genişliğinde ve 3 metre yüksekliğinde bir pasaj ortaya çıkmış.

6_mosque

İndir – Kaldır Minare: İlginç fikir yine Rize’den. 7 metal varilin birbirine eklenmesi ile yapılan minare, kışın yatırılıyor ve çığ düşmesi sonucu devrilmesinin önüne geçiliyor. Yazın ise tekrar dikiliyor.

8_barrelminaret

7_barrel_minaret

Bir başka minare ise turistik bir işletme sahibi tarafından tasarlanmış. Tasarım, ahşap bir caminin yanındaki eski elektrik direğinin üzerine iliştirilmiş birkaç araba lastiğinin boyanması ile oluşturulmuş.

9_tireminaret

Her Anahtarın Açtığı Kilit: Karadenizli bir mucit, her anahtar ile açılabilen bir kilit icat etmiş ve şöyle bir demeç vermiş:

10_lock

Camiye Asansör: En üst katında cami bulunan 3 katlı binaya, yaşlıların ulaşımını kolaylaştırmak için dış cepheden asansör eklenmiş.

11_facadeelevator

Labirent Değil, Üstgeçit: Türkiye’nin en uzun üstgeçidi Rize’de inşa edilmiş. Tüm bağlantıları ile uzunluğu 500 metreyi bulan köprü, yayaların hayatını kolaylaştırmış. Tek ihtiyaçları olan şey ise, yanlış yerde üst geçitten inmemek için yönlendirme tabelalarının koyulması.

12_pedestrian 13_pedestrian

Rize Mimarlığı Yüksek Lisans Tezi: Rize’deki mimari örnekler İtayla’da bir yüksek lisans tezine de konu olmuş. Politechnico di Milano’da yüksek lisans öğrencisi olan Özden Kaya, tez konusunu “sıra dışı peyzaj mekanları” olarak belirlemiş. Çalışmasının büyük bir kısmında da 80 yaşındaki Bilal Atasoy’un tasarımlarına odaklanmış. Atasoy, kayalık bir bölgede eğimde yer alan evini çelik kablolarla boşluğa asmış. Tek odalık evini 8 yıl önce yapan Atasoy, daha büyük bir mekana ihtiyaç duyunca tasarımına 3 oda daha eklemiş. Evi şu anda kayanın üzerinden 15 metre konsol çıkıyor.

14_atasoy

Konsollardan bahsetmişken, Atasoy muhtemelen MVRDV’nin “Balancing Barn”ını hiç görmemiştir… Yoksa görmüş müdür?

15_balancingbarn

Son olarak, Le Corbusier’nin Villa Savoye’si ile ilgili tek kelime söylemeye cesaret edemem ama aşağıdaki iki fotoğrafa uzun uzun baktım:

17_villasavoye 16_serender

“Serender” başka bir yazının konusu olacak. 


[one_half] [align type=”left”]pinar_koyuncu[/align] Yazan Pınar Koyuncu:

İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü Mezunu

Kategoriler
gezi kent

SİVAS İZLENİMLERİ – 1

Annem, Sivas’tan soğuk olduğu için İzmir’e gitmeye karar vermese, doğum yerimde Sivas yazacaktı… Ailem, ben doğduğum sırada Sivas’ta yaşıyormuş. Babamın tayini çıkınca, 79′ta taşındıkları ilden, ben 7 aylıkken taşınıp Bursa’ya göçmüşler. Yani, benim ilk adresim Sivas’taki Askeri Lojmanlar. Doğal olarak hiçbir şey hatırlamıyorum (hatta Bursa’daki ilk evimizi de hatırlamam). Ama ömrüm boyunca annemlerden Sivas hikayelerini dinlemişimdir. Soğuğunu, arkadaşlıklarını, uzaklığını. Bu yüzden Sivas’a gitmek istedim, Engin ile de karar verip aldık biletleri mart sonuna.

22 Mart Cumartesi sabahı, Atatürk Havalimanı’ndan THY ile uçtuk Sivas’a. Karşımıza başka bir kompakt Anadolu havaalanı geldi. Nuri Demirağ Havaalanı’nın Hatay, Antep ve Urfa’dan hiçbir farkı yok. Bir sivrizeka, kopyala-yapıştır halinde her ile aynı mimaride havaalanı yapıyor sanırım. Hiçbir yaratıcılığı olmayan bu sığ mantığa sadece hayret etmekle yetineceğim bu yazıda. Hemen Avis’e giderek araba kiralayıp koyulduk yola.

Havaalanı kentten 20 dakika uzakta bir tepede. Yol sadece havaalanına ait olduğundan oldukça boş. Daha önceden burasının askeri havaalanı olduğunu öğrendim, o yüzden bu kadar ücra bir yere yapmışlar. Biz direkt merkeze gidip otelimizi bulmaya karar verdik önce. Lakin şehir içinde oldukça trafik vardı. Çünkü hem kent meydanında BBP’nin mitingi vardı hem de cumartesi Sivas’ın en kalabalık olduğu günüymüş. Bizim otel de tam merkezde olduğundan, miting nedeniyle kapalı yolların arasından şehri bilmeden yol almak bayağı zamanımızı aldı. Ama sonunda Buruciye Otel’i bulduk.

Sivas Çifte Minareli Medrese
Sivas Çifte Minareli Medrese

Otelimiz 4 yıldızlı, güzel bir oteldi. Şehrin tam kalbinde yer alması bir artı ama gayet ara sokakta bulunduğundan bulması sıkıntı. Otelin hizmeti gayet iyiydi. Ertesi sabahki kahvaltısı da oldukça iyiydi. Lakin o kadar niyetlenmişken havuzuna girmek kısmet olmadı. Haftasonları sadece kadınlara aitmiş, Anadolu’dur deyip çok garipsemedik. Fiyatı odabaşı 170 TL. Tek gece için başarılı bir tercih.

Odaya çantalarımızı, hatta paltolarımızı da bırakarak hemen dışarı çıktık. Annemlerden o kadar soğuk hikayeleri dinledim (hatta babam mayısta kar yağdığını anlatırdı) ki gayet hazırlıklı gelmiştim, atkılar, boğazlılar filan. Ama hava çok güzeldi. Sadece akşamları giydim paltoyu, o kadar sıcaktı. Her neyse dışarı çıkıp babamların Sivas’taki en yakın arkadaşı olan Hüseyin Amca’yı bulduk. Hüseyin Amca doğma büyüme Sivas’lı, eczacı, hala merkezdeki eczanesi açık. Biz yürürken, çevredekilerden bolca selam aldı, Sivas küçük yer tabii, herkes birbirini tanıyor.

Hüseyin Amca, önce bizi öğle yemeğine götürdü Mis Kebap’a. Sivas’ın en ünlü lokantasıymış, Devlet Hastanesi’nin hemen karşısında. Lokanta esasında dönerci, yaprak usülü et döner yapıyor, “Sivas’a gidip de döner mi yenir!” demeyin, oldukça değişik ve güzel bir eti var. Üstelik gördüğüm en büyük döner oradaydı, takarken forklift kullanıyorlarmış. Ayrıca biz oradayken başka bir güzellik daha yaşandı, o sırada Show TV’de yayınlanan bir gezi programında Mis Kebap çıktı. Sahibiyle röportaj yaptılar, meğerse çekim 2 hafta önce yapılmış. O anda yayınlanıyomuş, sahibi de yanımızda izliyordu, bir anda telefonları çalmaya başladı. 🙂 Millet tebrik için arıyordu.

Kesik Köprü

Oradan çıkınca Hüseyin Amcalar’ın evine gittik, eşi Hamiyet Teyze’yi almaya. Kentin hemen dışındaki eve giderken Kızılırmak üzerinde harika bir taş köprüden geçtik. Köprünün adı Kesik Köprü’ymüş ve kesin tarihi bilinmemesine rağmen Selçuklulardan kaldığı söyleniyor. Hala aktif olarak kullanılan köprü, gerçekten çok hoş. Üzerinde tek yönlü trafik aktığından (327 m uzunluğa, 5 m genişliğe sahip) yeni köprü yapılması gündemdeymiş. Umarım bu harika köprüyü mahvetmezler.

Gök Medrese

Hamiyet Teyze’yi de gördükten sonra biz yine kente döndük ve kentteki tarihi yerleri gezmeye başladık. Önceliği Gök Medrese’ye verdik. Burası “Restorasyon nasıl kötü yapılabilir ki?” sorusunun en uç örneğini teşkil ediyor. Sevgili Kültür ve Turizm Bakanlığı, burayı yaklaşık 5 yıl önce kapayıp restorasyona almış, çevresine 2 metrelik bir duvar örmüş (ki hiçbir amacını tezahür edemedik) ve öyle bırakmış. İçeri zaten giremiyorsunuz, duvar yüzünden dışarıdan fotoğraf da çekemiyorsunuz! Böyle saçma bir mekan yani.

Gök Medrese, Sivas 2014_ Fotoğraf Artun Bötke
Gök Medrese, Sivas 2014_ Fotoğraf Artun Bötke

sivas_gokmedrese_eba

Abdi Ağa Konağı – Selamlık Salonu – Ahşap Yunmalık (Küvet)

Oradan Sivas Kalesi’nin hemen dibindeki turizme açılan eski bir konağa, Abdi Ağa Konağı’na gittik. Burasını gezmek bedava, kapıda ayakkabınızı çıkarıyorsunuz çünkü her yer halı. Eski Sivas’taki ev hayatını bir nebze olsun solumanıza yarıyor. Evin odaları gayet büyük ve birbiri içine gizlenmiş odalar mevcut. Anlaşılan insanlar pek göz önünde olmak istemiyormuş. Haremlik selamlık için iki farklı salon olması başka bir detay. Bir de yatak odasındaki tahta küvet enterasandı, bir nevi erken dönem evebeyn banyosu. 🙂

Konaktaki ahşap yunmalık
Konaktaki ahşap yunmalık

Sonrasında Engin ile ana meydana yürüdük. Sivas, tipik bir Anadolu kenti ama Selçuklu etkisi, Osmanlı’dan daha ağır basıyor. Burada merkezde bir ana cami yok. Ana meydanın çevresinde belediye, adliye sarayı (ikisi de şehir dışına alınıyormuş), Tarihi Kongre Binası (o da tadilattaymış, giremedik), Çifte Minare ile Buruciye Medresesi var. Bunların arasından üç ana cadde akıyor. En popüleri batıya giden İstasyon Caddesi (modern şehir planlarında tüm şehirlerin batıya doğru gelişmesi ve genişlemesi ilginç ama önemli bir detaydır). Diğerleri de kuzey ve güney yönlerinde.

Ana meydandaki amfi

Cumartesi olması dolayısıyla ortalık ana baba günüydü. İstasyon Caddesi, kalabalık bakımından İstiklal’i aratmıyordu desem yeridir. Buruciye Medresesi ve Çifte Minare’nin içlerine konuşlanmış cafeler hınca hınç doluydu. Bu iki tarihi yapının arasındaki taşlı yol ve önündeki amfi de, piyasa yapan gençlerin mekanı. Kimi dikilip ortalığı kesiyor, kimi yanındakiyle hoşbeş halinde, kimiyse voltasını atıyor. Sivaslı gençlerinin (en azından bir kısmının) sosyalleşme mekanı diyebiliriz.

Çifte Minareli Medrese

Çifte Minare, adı üstünde iki minareden oluşuyor. Çünkü yapının kalanı yıkılmış. Sadece işgal ettiği yer anlaşılsın diye alçak bir duvarla çevrelenmiş, lakin üstü açık ve cafe/çay bahçesi olarak kullanılıyor. Yapı, 1271 yılında İlhanlı Devleti’nin veziri Şemseddin Muhammed Cüveyni tarafından yaptırılmış. Önündeki yazıya göre de yapının çoğu 19. yüzyılda harap olmuş. Günümüze de çinilerle süslenmiş iki minaresi kalmış. Minareler, Selçuklu eseri olduğundan farklılığı hemen göze çarpıyor.

Çifte Minare’nin tam karşısında ise Şifaiye Medresesi yer alıyor. Uzun süre darüşşifa olarak kullanılan yapı, Anadolu Selçuklu hükümdarı I. İzzeddin Keykavus tarafından 1217′de yaptırılmış. Yapının bir bölümünde Keykavus’un türbesi de bulunuyor.

Buruciye Medresesi

Onların hemen yanı başındaki Buruciye Medresesi ise okul olarak hizmet vermiş asırlar boyunca. Yine Anadolu Selçukluları devrinde 1271′de Hibetullah Burucerdioğlu Muzaffer Bey tarafından yapılmış. En dikkat çeken tarafı kapısındaki muazzam oyma işçilik. Gerçi bir sonraki gün ziyaret ettiğimiz Divriği Camisi’ndekilerin yanında sönük kalsa da yine de dikkat çekiyor. Selçukluların büyük önem verildiği anlaşılan taş işçiliğinin Osmanlılar’da devam etmemesi büyük kayıp olmuş bence. Yapı, şu anda kafe olarak kullanılıyor.

Buraları gezdikten sonra İstasyon Caddesi boyunca bayağı yürüdük. Dönerken de güzel bir pastane olduğunu düşündüğümüz Kılıçoğlu Pastanesi’ne girdik. Birer tatlı yedik, oldukça lezzetliydi. Ordan da otele dönüp biraz dinlendik. 8 civarı Hüseyin Amca eşiyle geldi, bizi yemeğe çıkardı. Otele çok yakın olan 3 Nesil Kebap Salonu’na gittik. Burada esas olarak Sivas Köftesi yedik ki çok güzeldi. Köfte, sadece kıymadan oluşuyor, başka ek harç malzemesi ihtiva etmiyor. Tutması için de oldukça dövülmüş, yerken bifteğe yaklaşan bir tat alıyorsunuz. Bilirsiniz Anadolu’nun her köşesinde ‘meşhur(!)’ köfteler vardır ama ilk defa biri, oldukça farklı ve lezzetli çıktı. İşin daha komiği ise, 1 ay sonra annemlere gittiğimde annemin bana köfteyi sorması oldu. Çünkü annemlerin zamanında böyle bir köfte yokmuş! Yani biri son 30 yılda çıkıp böyle bir köfte türetmiş ama iyi de olmuş. 🙂

Çıkışta annemin siparişi üzerine pastırmacıya gittik. Annem birkaç defa söyleyince ben de merak etmiştim. Meğerse gerçekten pastırmanın en iyisi Sivas’ta yapılırmış. Sarıönder Pastırma-Sucuk-Kavurma’dan hem pastırma hem de sucuk aldık, ikisi de güzeldi ama pastırması bir başka. Sivas’a uğrarsanız mutlaka biraz pastırma alın, aldığınıza değecek.

Ardından otele dönüp fazla geç olmadan yattık. Çünkü ertesi günkü yolumuz çok uzundu ama değdi sonuna kadar. O yolculuğun hikayesi de diğer yazıya kalsın.

(Fotoğrafları için Tuğçe Kuruç‘a teşekkür ederiz.)


[one_half] [align type=”left”] artunbötke [/align] Yazan: Artun Bötke 

gönüllü gezgin, mühendis, artunbotke.com yazarı


 

Kategoriler
gezi kent

BİR ANADOLU BAŞKENTİ; HATTUŞA (BOĞAZKÖY) VE ÇORUM

Tarih boyunca birçok önemli uygarlığın beşiği olan Anadolu’da, ilk örgütlü devlet yapısını Hititler oluşturdu. Bu uygarlığa ev sahipliği yapan Çorum, hem arkeolojik araştırma buluntuları, hem de onları koruyup halka sunabilmek adına güzel bir gelecek vaad ediyor. Geçmişten öğrenmek ve bugüne deneyimleri taşıyabilmek adına, biz de bu önemli merkeze bir gezi yaptık. Çoruma 84 km uzaklıktaki Boğazköy (Hattuşa), Anadolu’da bilinen ilk başkent olma özelliğinde. Kızılırmak’ın suladığı topraklarda kurulan kent, araziye oturumu açısından güzel bir örnek sunuyor.

Hattuşaş bölgesinde MÖ (Milattan Önce) 3000 yılından itibaren yerleşim olduğu düşünülüyor. İlk kez Fransız Charles Texier tarafından tanımlanan kentin Hattuşa olduğu, 1907-1912 yıllarında yapılan kazılar ile kesinlik kazandı. Cumhuriyetin kurulmasından sonra da Mustafa Kemal Atatürk’ün yönlendirmesi ile, ilk arkeolojik kazılar da yine bu bölgede Alacahöyük’te yapıldı. Kazılardaki buluntular Çorum Müzesi’nde, Ankara’da Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde ve İstanbul’da Şark Eserleri Müzesi’nde sergileniyor. Alan, 28 Kasım 1986’da UNESCO Dünya Mirası listesine alındı. Kullandıkları dil, Hint-Avrupa ailesine ait olan toplumun, çivi ve hiyeloglif yazısı ile bugüne aktardığı bilgileri izlemek oldukça heyecan verici.

corummüzesi_şehrinesesver (5)

Yapılan araştırmalarda Hattuşa’da Hititlere başkent olduğu dönemde, yaklaşık 40 bin ile 50 bin arasında insan yaşadığı düşünülüyor. MÖ 1200 yılında Hititler’in yıkılması ile boş kalan alana, MÖ 800’lerde Frigler yerleşmiş. Yapılan kazırlarda en az 5 kültür katı bulunmuş; Hatti, Asur, Hitit, Frig, Galat, Roma ve Bizans…

Kent, aşağı şehir ve yukarı şehir olarak iki bölüme ayrılmış. Eğimli ve 1 km2 lik bir alana yayılan, güney kısımdaki Yukarı Şehir’de genelde kutsal alanlar ve tapınaklar bulunuyor. Aşağı Şehir’de ise sivil yaşam alanları ve Büyük Tapınak bulunuyor. Çağdaş tehditlere ve fırsatlara göre sivil ve devlet insiyatifleri o zamandan şekillenmeye başlamış.

Büyük Hitit krallığında anıtsal mimarlığın gelişmesi, yontu sanatının da mimariye bağlı ortaya çıkmasını sağlamış. Taşı büyük bir ustalıkla kullanmış Hitit sanatkarları ve mimarlar, iri taşlardan oluşan anııtsal mimarinin Anadolu’daki yaratıcıları olmuşlar. Dinsel ve sivil mimari örneklerinin en yetkin ve görkemli eserlerini de başkentleri Hattuşa’da vermişler.

Kenti çevreleyen güneydeki sur üzerinde 5 tane kapı bulunmaktadır. Bunlar kentin en yüksek noktasında bulunan Sfenksli Kapı ve surun doğu ve batı ucunda karşılıklı olarak bulunan Aslanlı Kapı ve Kral Kapısı’dır. Aslanlı Kapı’nın kentin dışına bakan yüzünde kapının iki yanına yerleştirilmiş aslan yontuları Hitit taş işçiliğinin en güzel örneklerinden birini sergilemektedir.

Burada bulan tapınaklardan Seramikler, Silahlar, Yazılı belgeler, Aletler ve Kült objeleri bulunmuştur.

Aşağı Şehirdeki yaşam alanlarının ortasında Hattuşa’nın en büyük dini yapısı olan Büyük Tapınak yükselir. İki kült odası olduğu için tapınağın, İmparatorluğun tanrılarının en büyükleri olan fırtına tanrısı ile Arinna’nın güneş tanrıçasına adanmış olduğu kabul edilir.

Hattuşaş’ın 2 km. kuzeydoğusunda yer alan Yazılıkaya Tapınağı kentin en görkemli Açık Hava Tapınağı olarak kabul edilmektedir. Yazılıkaya Tapınağı, Hitit mimari özelliklerini yansıtan iki kaya odadan oluşmaktadır ve bu odalar “Büyük Galeri” (A odası) ve “Küçük Galeri” (B Odası) adıyla anılmaktadır.

Büyük galeriyi duvar gibi çevreleyen kayaların yüzeyine kabartma olarak 63 figür işlenmiştir; bunlardan batı duvarındakiler tanrıları, doğu duvarındakiler ise tanrıçaları canlandırır.Yan yana dizili figürler profilden verildiği için, burada bir tören alayının canlandırıldığı akla gelir; oysa Hitit sanatında figürlerin önden gösterilmesi adet değildir.

Bu iki sıranın ortada birleştiği noktada Hitit dininin baştanrıları Teşup ve Hepat gösterilmiştir. Hava Tanrısı Teşup, Hurri ve Şeri adlı iki kutsal boğasıyla birlikte dağ tanrıları Nanni ve Hazzi’nin, Tanrıça Hepat ise bir parsın üstünde canlandırılmıştır. Hepat’ın arkasında duran oğlu Tanrı Şarruma ile birlikte bu üçlü kutsal bir aile oluşturur. Büyük galerideki en büyük kabartma IV. Tuthaliya’ya aittir ve doğu duvarında yer almaktadır.

Ünlü Hititolog Albrecht Goetze’nin de saptadığı gibi Hitit uygarlığını Yakındoğu’daki komşularından ayıran en önemli özelliği, insan haklarına duyulan saygıydı. İnsan haklarına verilen göreli önem, ceza hukukunda, aile hukukunda, kadınların ve kölelerin haklarında ve yerleşik geleneklerde kendini göstermektedir.

Hattuşa kazılarını günümüzde Alman arkeolog Dr. Jülyen Seeher sürdürüyor. Arkeolog, kenti günümüz koşullarında yaşatmaya çalışırken yapı malzemesi olarak Hititlerinde o zaman kullandıkları ‘kerpiç’ten yararlanıyor. Açık bir alan üzerinde yapılan “kentsel” tasarım, bu konu ile ilgilenenler için fikir verici nitelikte. Araziye uyuyor, doğayla yönleniyor, yerel malzemeleri kullanıyor.

Tam bir tarih yolculuğu halinde tasarlanan Çorum Müzesi, çevre alanlardaki keşifler ile görülmeye değer! Çağdaş teknolojileri çok verimli şekilde kullanan müze, büyük bir tebriği hak ediyor. Görülen o ki, insan aynı insan… Sadece bulunduğu ortam, çağdaş teknikler ve malzemeler değişiyor. Yine camdan kaplar yapıyor, teknikler araştırıyor, kolyeler takıyor, bitki çayları içmek için seramik kaplar yapıyor, kendi üretkenliğini sağlayacak araçlar geliştiriyor…

Yaklaşık 5000 senelik katman katman medeniyet bulunduran alanı, tüm Anadolu yerleşimcilerinin gezmesi dileği ile…

Kaynaklar:
Hitit Sanatı, A.Muhibbe Darga, Akbank Kültür Yayınları
Unesco Dünya Mirası Listesinde Yer Alan Anadolu, Boyut Yayınları
Vikipedi
tarihvearkeoloji.blogspot.com