Kategoriler
atölye şehir

YAVAŞLA VE KEŞFET! ATÖLYESİ KATILIMCILARI

Kent atölyeleri çalışmamız için birbirinden ilgi çekici ve renkli birçok başvuru aldık. Özenle yaptığımız seçimden sonra çekirdek ekipleri belirledik. Kişi sayısını arttırdık. Seçilen ekiplere atölye süresince katkıda bulunabilirsiniz. Herkese ilgisi için çok teşekkür ederiz.

Tanışma toplantımızı 8 Kasım Cumartesi günü saat 14.00 da Yapı Endüstri Merkezi, Fulya’da yapacağız. Seçilen tüm katılımcıları bekliyoruz.

(Gönüllü belgeleme başvuruları Cuma akşama kadar devam etmektedir.)

Print

İsimler başvuru sırasına göre açıklanmıştır.

Ekip Katılımı

Zeynep Fettahoğlu, Yıldız Teknik Üniversitesi, Mimarlık, Mezun

Tuğba Ünal, İstanbul Teknik Üniversitesi, Mimarlık, Mezun

Tuğçe Arslan, Yıldız Teknik Üniversitesi, Mimarlık, Mezun

Ekip Katılımı

Cansev Rakipsiz, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Şehir ve Bölge Planlama, Mezun

Gubse Küreş, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Şehir ve Bölge Planlama, Mezun

Elif Tezel, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Şehir ve Bölge Planlama, Mezun

Ekip Katılımı

Metin Akın, Yıldız Teknik Üniversitesi, Elektronik Haberleşme Mühendisliği, Mezun

Hüseyin Karademir, Kocaeli Üniversitesi, Endüstri Mühendisliği, Öğrenci

Ömer Faruk Ünal, İstanbul Teknik Üniversitesi, İmalat Mühendisliği, Mezun

Ekip Katılımı

Melda Zeren, Maltepe Üniversitesi, Mimarlık, Öğrenci

Elif Özyürek, Maltepe Üniversitesi, İç Mimarlık, Öğrenci

Selin Burcu Erkal, Maltepe Üniversitesi, Mimarlık, Öğrenci

Ekip Katılımı

Büşra Yiğit, Yıldız Teknik Üniversitesi, Mimarlık, Öğrenci

Şizen Türkal, Yıldız Teknik Üniversitesi, Mimarlık, Öğrenci

Yeşim Çınar, Yıldız Teknik Üniversitesi, Mimarlık, Öğrenci

Ekip Katılımı

İbrahim Özvariş, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Mimarlık, Öğrenci

Derya Yaman, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Mimarlık, Öğrenci

Seda Altan, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Mimarlık, Öğrenci

 

Bireysel Katılımcılar

(Ekipler tanışma toplantısında açıklanacaktır.)

Ayla Ay, Marmara Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Resim, Mezun

Gaye Naciye Koyuncu, Yıldız Teknik Üniversitesi, Mimarlık, Öğrenci

Onur Ada, Bahçeşehir Üniversitesi, İletişim Tasarımı, Öğrenci

Bige Öktem, İstanbul Teknik Üniversitesi, Endüstri Ürünleri Tasarımı, Mezun

Melike Erkan, Yeditepe Üniversitesi, Endüstri Ürünleri Tasarımı, Öğrenci

Elif Sinem İnan, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Şehir ve Bölge Planlama, Öğrenci

Cansu Kırcan, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Şehir ve Bölge Planlama, Öğrenci

Heves Şahin, Yeni Yüzyıl Üniversitesi, Mimarlık, Mezun

Dilara Tokgöz, Doğuş Üniversitesi, Grafik (Görsel İletişim Tasarımı, Mezun)

Özge Aykut, Doğuş Üniversitesi, Görsel İletişim Tasarımı/Grafik (ÇAP), Öğrenci

Tuğçe Ungan, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Şehir ve Bölge Planlama, Mezun

İpek Geç, İstanbul Teknik Üniversitesi, Mimarlık/ İç Mimarlık, Öğrenci

Büşra Birinci, İstanbul Teknik Üniversitesi, Mimarlık, Öğrenci

İsmail Kocataş, Kocaeli Üniversitesi, Mimarlık, Öğrenci

Ece Doğan, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Mimarlık, Öğrenci

Semih Dilekçi, Yeditepe Üniversitesi, Endüstri ve Sistem Mühendisliği, Mezun

 

 

Kategoriler
atölye

YAVAŞLA VE KEŞFET! ATÖLYESİ PROGRAMI

“Yavaşla ve Kesfet!” diyerek ne mi yapıyoruz? Önce tanışıp kaynaşıp hep birlikte çalışma amaçları üzerine konuşuyoruz. Belirlenen alanlarda önce 5 keşif öğesi seçiyoruz. Yerel katılımı da sağlayarak bunu bire indiriyoruz. Ve bu tek keşif öğesini detaylı araştırarak anlaşılır bir dille gösteriyoruz/belgeliyoruz. Ve gelecekteki imgelemeyi kurarak çalışmayı bitiriyoruz!

8 Kasım 2014

14.00 Buluşma (Tüm ekipler)

Tanışma

Proje amaçları

Ekiplerin kurulumu

Çalışma alanları ve konular

Alanlara dağılma ve ön keşif

9 Kasım 2014

10.00- 13.00 Üsküdar buluşma

14.00- 17.00 Beşiktaş buluşma

İlk iki saat: 5 Keşif ögesini tanımlama

– Keşif paylaşım paneli tasarımı (taşınabilir)

* Eskiz, fotoğraf, video, söyleşi, resim, karikatür vb.

Son bir saat: Tanımlanan keşif ögelerinin tartışılması

* Ortak dil arayışı

15 Kasım 2014

10.00- 13.00 Üsküdar buluşma

14.00- 17.00 Beşiktaş buluşma

Tek keşif ögesi seçimi

Detaylı araştırma / söyleşi

16 Kasım 2014

10.00- 13.00 Beşiktaş buluşma

14.00- 17.00 Üsküdar buluşma

Ekiplerin keşifleri ve gösterimleri üzerine ortak akıl yürütme

* Dün, bugün, gelecek

 

22 Kasım 2014 / Üsküdar Günü

23 Kasım 2014 / Beşiktaş Günü

Karşı kıyı misafirliği

5 keşif <<>> 5 keşif

Karşılıklı konuşma, dialog

Ortak imgelerin pekiştirilmesi ya da ayrışması

SENARYO-GELECEK İMGELEMİ tasarlanması

 

29 Kasım 2014 / 30 Kasım 2014

Atölye sunum forumları

 

Ekiplerin belirlenmesi ve çalışma şekli:                     

Atölye Katılımcıları :

  • Başvurulardan her iki semt için çekirdek olarak 3er kişilik 5er ekip seçilecektir.
  • Çeşitli disiplinlerden (Esnaf, serbest çalışan, ev hanımı, belediye görevlisi, şehir bölge tasarımcısı, kentsel tasarımcı, peyzaj mimarı, endüstri ürünleri tasarımcısı, grafik tasarımcı, mimar, ilk ve orta öğretim öğrencileri, lise öğrencileri, kent sosyoloğu, psikolog, moda tasarımcısı, iletişim tasarımı, sosyolog, zanaatkar, öğretmen veya mühendis vb.) katılım beklenmektedir.
  • Başvuru ve katılım ücretsizdir, katılım devamlılığı gerekmektedir.

Atölye Kayıt :

  • Atölyeye kayıt olmak ücretsiz olup katılım formu doldurulmalıdır.
  • Ekip olarak yapılan başvurular önceliklendirilecektir.
  • Atölyeye katılım, ekipler çalışma halinde iken de yapılabilir.
  • Katılımcı kişi ve gruplar, 5 Kasım günü duyurulacaktır.
  • Atölyemiz, 2. İstanbul Tasarım Bienali paralel etkinliğidir.
  • Etkinliğin sesli ve görüntülü belgelenme çalışması için lütfen gönüllü formumuzu doldurunuz.

Atölye Çalışma Mekanı:

  • Çalışmalar kent alanlarında olacaktır. Özel bir kapalı alan kurgulanması tercih edilmemiştir.
  • Katılımcıların, güncel sokak yaşantısını, o kent parçasının kullanıcıları ile deneyimlemesi önemsenmektedir.
  • İklimsel ihtiyaçlar kentsel algının bir parçası olarak kabul edilmiştir. Yağmur, kar gibi durumlarda çalışma yapılmaya devam edecektir.
  • Çalışmada gereken tüm ihtiyaçlar yakın çevreden temin edilmelidir.

Atölye yürütücü ve araştırma ekibi:

Merve Akdağ Öner, Sevcan Alkan, Zeynep Burcu Kaya, Ezgi Gül, Sümeyye Koca, Yasemin Altunbulak, Mert Ceylan, Kübra Cenk, Özge Tekçe.

 

Kategoriler
atölye

ŞEHRİNE SES VER “YAVAŞLA VE KEŞFET!” ATÖLYESİ

Şehrine Ses Ver, yaşanabilir kentlere ve üretken bir topluma ulaşma yolunda çalışmalar yapar. Yaklaşık bir senedir var olan oluşum, “tasarım”ı, ihtiyaç temelli toplumsal bir dönüşüm aracı olarak görür. Kentlerin ve toplumların evrilerek güncel ihtiyaçları yakalamaları doğrultusunda; yerel karakteristikleri keşfedip yaşatmak; toplumsal iletişimi ve farkındalığı arttırmak; ortak dil ve ortak akıl yürüterek çözüme ulaşmak önemsediği konular arasındadır. Bu doğrultuda, çeşitli pratiklerden istekli insanları bir araya getirir, yaratıcı bir ortam hazırlar ve paydaşlarla bir ağ kurar.

Kent, içinde yaşayanlarla birlikte canlı bir sistem oluşturur. Kentin, yerin veya toplumun niteliklerini var edebilmesi, kendini farklı ve anlaşılabilir yollardan ifade etmesi ile mümkündür. Dünya tarihindeki ilk yerleşimlere ev sahipliği yapan, binlerce yıllık insanlık tarihine uzanan Anadolu topraklarında, çeşitlilikten beslenen bir kültürel devinim vardır. Hedefimiz, bu yolda, kentin ana imgelerinden “karşılıklı konuşma” ve “üretim” kavramlarını disiplinlerarası düzeyde ve yerel bağlarla işleyebilmektir.

Oluşumumuz, şu ana kadar 2 atölye, 1 forum, 1 yaz okulu düzenledi. Bu çalışmalara, çeşitli yaratıcı pratiklerden insanlar katılarak değerli çalışmalar yaptılar. Çalışmalara katılanlarda, yeteneklerini ve ilgi alanlarını keşfederek bunu toplum yararına kullanabileceği yönünde farkındalık oluştu. Birçok çalışma, yerel yönetimlerde, basılı yayınlarda ve sosyal medyada ses getirdi. Tüm çalışma ve programlarda, sürecin açık bir şekilde paylaşılmasına, anlaşılır ve yalın bir dil kullanılmasına özen gösterildi.

şehrine ses ver yavaşla ve Keşfet

 

8- 30 Kasım tarihleri arasında gerçekleştireceğimiz “Yavaşla ve Keşfet” atölyesi de bu bağlamda, hızlıca geçip gittiğimiz Beşiktaş ve Üsküdar’daki yaşama alanlarımızı keşfedip ifade etmeye yönelik düzenlendi. Çalışmalar, 4 haftasonu 3’er saatlik zaman dilimleri şeklinde yapılacaktır.

“Yavaşla ve keşfet!”, 2. İstanbul Tasarım Bienali’ne paralel etkinlik olarak kabul edildi. Her iki belediyenin kültür müdürlüklerinden olumlu tepkiler almaktadır.

Sizleri, bu arayışta fikirleriniz ve üretimleriniz ile yanımızda olmaya çağırıyoruz. Atölye, kamusal açık alanlarda yapılacak. Tasarımcıların, yerel ögeler, insanlar ve iklimsel etmenlerle ilişki kurması, ana hedeflerden biri olarak belirlendi.

“Yavaşla ve Kesşfet!”le ne mi yapıyoruz? Önce hep birlikte çalışma amaçları üzerine konuşuyoruz. Belirlenen alanlarda önce 5 keşif öğesi seçiyoruz. Yerel katılımı da sağlayarak bunu bire indiriyoruz. Ve bu keşif öğesini detaylı araştırarak anlaşılır bir dille belgeliyoruz. Ve gelecekteki imgelemeyi kurarak çalışmayı bitiriyoruz!

Haftasonları yapılacak çalışmaya tüm ilgilileri bekliyoruz.

Başvuru için lütfen katılım formlarından birini doldurunuz.

Katılımcılar en kısa zamanda açıklanacaktır. Katılım, çalışma halinde iken de yapılabilir.

Görüntülü, sesli ve yazılı belgeleme çalışmaları için lütfen aşağıdaki bilgilendirme formunu doldurunuz: (Atölye süresince devam edecek)

[vfb id=5]

Kategoriler
araştırma

EĞİTİM VE MESLEK PRATİĞİNİN YARATICI ENTEGRASYONU “TASARLA-YAP-ÖĞREN”

Günümüzde yeni mezun mimar ve iç mimarların genellikle en büyük eksikliği yapım deneyimleri ve meslek pratiklerinin yalnızca şantiye stajları ile kısıtlı kalmasıdır. Bunun en önemli nedeni aslında bir bütün olarak uygulanması gereken tasarım ve yapım eylemlerinin eğitim aşamasında genellikle farklı süreçler olarak ele alınmasıdır. Bu araştırmanın amacı mimarlık eğitiminde tasarlama ve yapma eylemlerini tek bir süreç olarak ele alan ve mesleki literatürde “tasarla-yap” (design-build), “inşa ederek öğrenme” (learning by building), “birebir yaparak öğrenme” (1/1 learning) gibi çeşitli adlarla anılan yaklaşımı örnekler yardımı ile incelemektir. Bu bağlamda, çalışmada öncelikle bu yaklaşım ve  pedagojik özellikleri araştırılmış ve bu yaklaşımı uygulayan okullar ve bu deneyimleri yaklaşımın öğrencilere katkılarını değerlendirmek amacıyla incelenmiştir.

Tarihsel süreç içinde mimarlık ve tasarım eğitimi birçok farklı yaklaşıma paralel olarak yürütülmüştür. Bu yaklaşımlarda, özde aynı olan ve öğrencilere verilmesi istenen mimarlık bilgisi ve becerisi farklı biçimlerde ve farklı pedagojik yaklaşımlar ile aktarılmıştır. Mimarlık eğitimi tarihinde üç dönemden bahsetmek mümkündür. Bunlardan ilki mimarlık eğitiminde gerçek anlamda usta-çırak eğitimi yaklaşımının benimsendiği ve eğitimin fiziksel ortamının “lonca ve inşaat alanlarının” olduğu dönemdir. İkinci dönemde fiziksel ortam “mimarlık okullarına” dönüşmekte; bu okullarda sadece kuramsal dersler verilirken tasarım deneyimi ise okul dışında mimarların atölyelerinde gerçekleştirilmektedir.[1] Bu dönemde yeni mezun öğrencilerin tasarım ve yapım sürecinin bütünlüğünü kavrama ve yapım süreci ile ilgili deneyim eksikleri mimarlık okullarının yeni arayışlar içine girmesine neden olmuştur. Günümüzde, temelleri Bauhaus ile atılmış olan ve teori ve pratiğin, tasarım ve yapımın bir bütün olarak uygulandığı bir yaklaşım benimsenmeye başlamıştır.[2]  Bu yaklaşım “tasarla-yap” (design-build), “inşa ederek öğrenme” (learning by building), “birebir yaparak öğrenme” (1/1 learning) gibi çeşitli adlarla anılmaktadır.

Pedagojik Yaklaşım

Günümüz geleneksel tasarım stüdyo eğitiminde öğrenciler genellikle önce projeyi eskiz ve modeller yardımı ile geliştirmekte ve son aşamada malzeme ve yapım tekniklerine karar vermektedir. Tasarla-yap (design-build) yaklaşımında geleneksel eğitimin tersine, yapılacak mimari ürünün kullanıcısı, yapım yeri, yapım olanakları gibi kısıtlayıcı gerçek şartlar nedeniyle tasarım, yapım teknikleri, malzeme seçimi yani baştan başa tüm süreç eşzamanlı olarak düşünülmektedir.  Dolayısı ile tüm tasarım ve yapım süreci iç içe geçmiş bir bütün olarak uygulanmaktadır. Bu aşamada öğrenciler geleneksel tasarım stüdyolarında pek de akla gelmeyen “Seçilen malzeme çevre şartlarına dayanım gösterebilecek mi?”, “Malzeme nereden sağlanabilir?”, “Düşük maliyetli mi?” gibi sorular ile projeyi geliştirmekte; malzemenin doğası ve yapım aşamasının zorlukları ile yüzleşmektedir.  Projeler, kavramsal fikirleri gerçekçi ihtiyaçlar ile aynı değerde dengeleyen bir tasarım süreci ile yürütülmektedir. Ana amaç mimari problem olarak ortaya çıkan gerçekçi ihtiyaçların tüm konsepti güçlendiren bir çözüm ile karşılanmasıdır. Bir tasarla-yap projesi yürütmenin en önemli pedagojik getirisi konsept ve sonuç ürün arasındaki direkt ilişkiyi keşfetme olanağıdır. Bir fikrin yapılı hale dönüşmesinde izlenen adımlar tek tek deneyimlenebilmektedir. Öğrenciler, tasarım sürecinde potansiyel konsept fikirleri eleme sürecini ve yapım sürecinde malzemelerin şekillendirilmesi sürecini yaşarlar. Kent içinde çalışmak, çevre sakinleri ile işbirliği ve iletişim gerektirir. Bu sosyal süreç öğrenciler için yine önemli bir kazanımdır. Bununla birlikte kente yapılacak her mimari ürün için çeşitli izinlerin alınması gerekir. Bu aşamada öğrenciler kısıtlayıcı yönetmelikleri öğrenirler ve izin alma sürecini de deneyimler[3].  Tasarla-yap yaklaşımı, inşaat alanı, yerleşim, müşteriler, zaman çizelgesi, bütçe ve inşaat sürecinin teknik gerekliliklerini kapsayan bir pedagojiye dayalıdır. Bu öğrenim deneyimi, geleceğin mimar ve iç mimarlarının yapım ile ilgili entelektüel ve pratik becerilerinin artırılmasında önemli katkılarda bulunmaktadır. [4]

 

Carpenter (1997), yapım sürecini parçadan bütüne, etkiden sebebe giden normatif bir süreç olarak tanımlar. Bu yönden süreç direkt deneyim ve gerçeklik ile ilişkilidir. Mimarlık eğitiminde de yaparak öğrenme büyük önem taşır. Çünkü mimarlık pratiği döngüsel bir süreçtir;  mimarlık pratiğine benzer biçimde inşa ederek öğrenme (learning by building) yaklaşımında önce fikir ortaya koyulmakta, fikir yapılarak üç boyutlu hale getirilmekte, mekan deneyimlenmekte ve gerektiğinde fikre geri dönülüp süreç yeniden başlatılmaktadır. İnşa ederek öğrenme yaklaşımı, her eylemin diğerinin katalizörü olarak çalıştığı bütünleşik bir sistemdir.[5] Bu anlamda “deneyimleyerek öğrenme” yaklaşımı ile benzerlik gösterir. Mimarlık eğitiminde “deneyimleyerek öğrenme” süreci, tasarımın iki boyutlu çizimler üzerinde kalması yerine tasarlanan mekanın üç boyutlu ve hatta 1/1 ölçekli olarak yapılması ve mekanın deneyimlenebilmesi olanağını sunmayı amaçlar.[6] Her iki yaklaşımda da mekanın üç boyutlu olarak deneyimlenmesi esastır.

Birebir yaparak öğrenme (1/1 learning) yaklaşımında mimari fikirleri hayali biçimde test etme ve yeniden şekillendirme yolunu izleyen geleneksel tasarım sürecinin tersine malzemeler ve yapım teknikleri ilk aşamada somut gerçekler olarak düşünülmektedir. Gerçekleştirilen projelerde, çalışılan konudaki mimari olasılıklar derinlemesine araştırılmakta ve bunu yaparken okul içi ve dışı toplulukların konu ile ilgili söylem ve deneyime katkıları provoke edilmektedir.  Burada öncelikli kaygı mimarlık imgeleri ve seçilen malzemeleri, bir bütün yaratmak amacıyla bir araya getirecek yolun öğrenilmesidir. 1/1 ölçekte çalışmak bu bütünleşmeyi ilk elden sağlar. Katılımcılar, belirlenen konu ile ilgili problemlere inşa edilmiş mimari ürünleri ve sunumları kapsayan somut söylemler vasıtası ile çözüm arama olanağını elde ederler. Bununla birlikte doğaları gereği toplumsal ve ortak çalışmaya dayalı eylemler olmaları nedeniyle bu deneyimlerde gerçekleştirilen mimari işlerin pozitif ve uzlaşmacı etkisi sadece estetik değerleri nedeni ile oluşmamaktadır; önemleri, söz konusu estetik değerleri destekleyen etik, sosyal, bağlamsal ve eğitici kaygılarda yatmaktadır.[7]

Birebir yaparak öğrenme yaklaşımı öğrencileri tasarım-yapım-öğrenme bütünleşik sürecinin aktif katılımcıları haline getirmek için uyarıcı bir ortam hazırlar. Bütünleşik sürecin evrimsel doğası gereği öğrenciler tasarım ve yapım ile ilgili yaratıcı becerilerini artırma olanağı bulabilmektedir. Birebir yaparak öğrenme, mimarlık eğitiminin ayrılmaz bir parçası olarak teori ve pratik arasında önemli bir köprü görevi görür. Bununla birlikte yaklaşımın bir fikrin deneyim ile gerçeğe dönüştürülmesi amacı ile geliştirilmesi şeklindeki eğitsel boyutunun yanında öğrencinin kent ya da kasaba gibi gerçek bir alanda çalışması ve bu çevrenin sakinleri ile iletişim kurması pedagojinin sosyal boyutunun da önemini gösterir. Bu çalışmalar, öğrencinin mimarlığın sosyal, kültürel ve yerel yönlerinin farkındalığının gelişmesine ve yerel malzemeler ile o bölgeye ait geleneksel yapım teknikleri ile tanışmasına olanak sağlar.[8] Öğrenciler, bu yaklaşım ile okul sınırları dışında özgür bir ortamda kullanıcılarla işbirliği ve takım çalışması deneyimlerini de kazanmaktadırlar.

Tasarla-Yap Program Örnekleri

 Carleton Üniversitesi Mimarlık Okulu- “Dinner is Served!” (Yemek Hazır!)

Amerika’daki Carleton üniversitesi mimarlık okulu tasarım stüdyosunda kuruluşundan beri süre gelen bir 1/1 ölçekte yapım geleneği vardır. Bu çalışmalardan biri olan “Dinner is Served!” okulun üçüncü yıl tasarım stüdyosunda gerçekleştirilmiştir. Öğrencilerden Carleton üniversitesi kampüsü içinde bulunan Rideau ırmağının kenarında resmi bir yeme-içme alanı için bir tasarım stratejisi belirlemesi ve 1/1 ölçekte yapması beklenmektedir. Projede gerçekleştirilecek eylemler hazırlık, sunum, yemek yeme ve aydınlatma olarak belirlenmiştir. Bütünleşik tasarım ve yapım süreci 4 hafta sürmüştür. Kısıtlı süre nedeniyle malzeme seçimi, tasarım ve yapım aşamaları eşzamanlı olarak yürütülmüştür. Öğrenciler, özellikle yapım aşamasında grup çalışması ve gruplararası işbirliği deneyimlerini kazanmıştır. Yapım aşaması tamamlandıktan sonra öğrencilerden süreci ve sonuç ürünü bir düşünsel araç olarak çizim ve video anlatımlar ile yeniden gözden geçirmeleri istenmiştir.[9] (Resim1, 2)

1:1 @ Carleton University School of Architecture

Resim 1. “Dinner is Served-Beam” Projesi (Fotoğraf: Lucie Fontein, Kaynak: Jemtrud, Cazabon, 2002)

1:1 @ Carleton University School of Architecture

Resim 2. “Dinner is Served-Lounge” Projesi (Fotoğraf: Lucie Fontein, Kaynak: Jemtrud, Cazabon, 2002)

 

New York Devlet Üniversitesi Mimarlık Okulu-“Small Built Works” (Küçük Yapılı İşler)

Small Built Works projesi kenti laboratuar gibi kullanan deneysel bir tasarla-yap programıdır. Program çerçevesinde yürütülen çalışmalar Amerika Buffalo’daki New York Devlet Üniversitesi mimarlık okulunun lisans ve lisansüstü öğrencilerinin katılabildiği açık bir tasarım stüdyosu kapsamında gerçekleşir. Pennsylvania-Plymouth otobüs durağı, 2002 yılında gerçekleştirilen Small Buit Works projelerinden biridir. Durak, kentin deniz kıyısında olmasından esinlenen öğrencilerin ortak tasarım kararı olarak dalga formunda inşa edilmiştir. Öğrenciler projede konsept-malzeme ve sonuç ürün arasındaki direkt ilişkiyi deneyimleme fırsatını elde etmiştir. Otobüs durağı, çevresinden bağımsız bir ünite olarak ele alınmamış; yerleştirileceği yerin topografik durumuna uygun biçimde engelli kullanıcıların da erişilebilirliğini sağlamak amacıyla rampa ile entegre edilmiştir. Çelik malzeme ile inşa edilen durağın, çevre sakinleri ile iletişim, tasarım, malzeme seçimi, malzemelerin şekillendirilmesi, taşınması ve montajı aşamalarının tümünde öğrenciler aktif rol oynamıştır. [10] (Resim3, Şekil 1)

 joae_75 18..24

Resim 3. “Pennsylvania-Plymouth Otobüs Durağı” Yapım Aşaması (Fotoğraf: Brad Wales, Kaynak: Wales, 2006)

joae_75 18..24

Şekil 1. “Pennsylvania-Plymouth Otobüs Durağı” Projesi (Fotoğraf: Brad Wales, Kaynak: Wales, 2006)

 

ODTÜ Mimarlık Bölümü-“Arılı Bilgisayar İşliği”

ODTÜ mimarlık bölümünde ilk yılını tamamlayan öğrenciler ile gerçekleştirilen yaz stajında (Arch 190) yapım eylemi mimarlık süreçlerini keşfetmek amacı ile eğitsel bir araç olarak kullanılmaktadır. 2003 yılında Rize’de gerçekleştirilen staj, Arılı köyü bilgisayar işliğinin öğrencilerin aktif katılımı ile birebir ölçekte yapım sürecini kapsar. Çalışmada öğrenciler fiziksel, sosyal ve kültürel verileri ilk elden tanıma, mimarlık-yerel malzeme-geleneksel yapım teknikleri ilişkisini deneyimleme fırsatını elde etmiştir.  Projede zeminden yükseltilmiş bir tür depolama birimi olarak kullanılan geleneksel “serender” yapı tipi model olarak kabul edilmiştir. Bilgisayar işliğinin tasarım sürecinde öncelikle serenderin formunun performatif nitelikleri soyutlanmıştır. Serenderin jenerik kesiti bilgisayar işliğinin yapılacağı yerin topografik özelliklerine uygun olarak yeni bir kesite evrilmiştir. Bilgisayar işliği kesitin farklılaşarak tekrarlanması stratejisi ile tasarlanmış ve Rize’de bolca bulunan yerel ahşap malzeme kullanılarak öğrencilerin aktif katılımı ile inşa edilmiştir. Bu örnekte birebir yaparak öğrenme, “biçimi işlemlemek” olarak tanımlanan pedagoji ile deneyimlenmiştir. Öğrenme süreci 1/1 yapma eyleminin biçime dönüşmesi ile başlar ve bilgisayar işliği olarak somutlaşarak sonlanır [11]. (Resim 4,5)

resim 4

Resim 4. “Arılı Bilgisayar İşliği” Projesi (Kaynak: Gür, Yüncü, 2010)

resim 5

Resim 5. “Arılı Bilgisayar İşliği” Projesi Dış Görünüm  (Kaynak: Gür, Yüncü, 2010)

 

Washington Üniversitesi Mimarlık Okulu, Kansas Üniversitesi Mimarlık Okulu- “Insurgent Architecture” (İsyankar Mimarlık)

Washington ve Kansas üniversiteleri mimarlık okullarının işbirliği ile gerçekleştirilen “Insurgent Architecture” projesi Katrina hortum felaketi sonrasında New Orleans şehrinde yaşayanlara destek amacıyla gerçekleştirilen toplum odaklı akademik bir tasarla-yap programıdır. Program, afet sonrası iletişim amaçlı duyuru panoları, gölgeleme birimi, sosyal kulüp bahçesinde toplanma alanı ve sosyal kulüp iç mekan mobilyalarının tasarla-yap yaklaşımı ile tasarlanması ve yapımını kapsar. Tasarımlarda gerçekleştirilen yenilikçi formlar yerel ahşap malzeme ve dış etkilere dayanıklı çelik malzeme kullanılarak CNC yapım teknikleri ile gerçekleştirilmiştir. Projede üçüncü ve dördüncü yıl tasarım stüdyosu öğrencileri, çevredeki afro-karayipli topluluk ile iletişim, bağış toplama, tasarım, yapım, birleştirme ve montaj gibi tüm süreçlerden sorumludur. Bu projede öğrenciler, tasarım ve yapım süreçlerinde kazandıkları deneyim yanında toplumsal sorumluluk ve çevre ile işbirliği konularında da önemli kazanımlar elde etmiştir. Proje 2008 yılında tamamlanmıştır.[12] (Resim 6,7,8)

joae_1001 32..39

Resim 6. “Insurgent-Architecture-Toplanma Alanı” Projesi Yapım Aşaması (Kaynak: Corser, Gore, 2009)

joae_1001 32..39

Resim 7. “Insurgent-Architecture-Toplanma Alanı” Projesi (Kaynak: Corser, Gore, 2009)

joae_1001 32..39

Resim 8. “Insurgent-Architecture- Sosyal Kulüp İç Mekan Mobilyaları” Projesi (Kaynak: Corser, Gore, 2009)

Sonuç

Tasarla-yap yaklaşımı mimarlık ve iç mimarlık eğitiminde tasarlama ve yapma eylemlerini entegre ederek teori ve pratiği öğrenciye bir bütün olarak sunan bir eğitim aracıdır. Çağdaş mimarlık eğitiminin beraberinde getirdiği özgür ortam sağlayarak hayal gücünü harekete geçirme, hipotezler ve yeni fikirler üretme, üretilen hipotezleri test etme ve fikirlerin yapılarak birebir deneyimlenmesi anlayışı, mimarlık okullarının tasarla-yap programlarına ilgisini artırmıştır.  Araştırmada incelendiği üzere yaklaşımın pedagojik açıdan öğrenciye kazandırdığı beceri ve deneyimler, malzeme ve yapım tekniklerini tanıma ve deneyimleme, tasarım ve yapım aşamalarının döngüsel ve bütünleşik bir süreç olduğunu kavrama, tasarladığı mekânların gerçekleşmesine aktif katılım, gerçek şartların kısıtlayıcılığı ile çalışma, kullanıcı ve müşteriler ile işbirliği tecrübesi kazanma, takım çalışmasını deneyimleme ve mimarlığın sosyal, kültürel ve ekonomik yönlerini tanıma şeklinde özetlenebilir.

Tasarla-yap yaklaşımının formel eğitimdeki uygulamaları çok çeşitli biçimlerde gerçekleşmektedir. Bu çalışmada seçilen örnekler incelendiğinde tasarla-yap projelerinin formel eğitime (1.)tasarım stüdyoları, (2.)yaz stajları, (3.)workshop çalışmaları bünyesinde entegre edilebileceği görülmüştür. Bunlardan ilki, yaklaşımın tasarım stüdyosu bünyesinde uygulanması yöntemi iki farklı biçimde yürütülebilir:   New York devlet üniversitesi mimarlık okulu tarafından gerçekleştirilen “Small Built Works” (Küçük Yapılı İşler) projesine benzer biçimde bazı mimarlık/tasarım okulları müfredatlarında sadece tasarla-yap projelerinin yapıldığı dönemlik tasarım stüdyolarına yer vermektedir. Bazı okullarda ise geleneksel tasarım stüdyo sürecinin sadece 4-5 haftalık kısmı tasarla-yap projelerine ayrılmaktadır. Bu uygulamaya örnek olarak verilebilecek Carleton üniversitesi mimarlık okulunda yürütülen “Dinner is Served!” (Yemek Hazır!) projesinde tasarım stüdyosunun 4 haftalık kısmında tasarla-yap projesi gerçekleştirilmiş geri kalan süreçte öğrenciler süreci ve sonuç ürünü bir düşünsel araç olarak çizim ve video anlatımlar ile yeniden gözden geçirmiş ve projeyi yeniden şekillendirmiştir. Yaklaşımın eğitime entegrasyonunun bir diğer yöntemi, ODTÜ mimarlık bölümünde uygulanan Arılı yaz stajı örneğindeki gibi yaz stajının bir tasarla-yap projesine ayrılmasıdır. Yaz stajları, öğrencilerin tasarla-yap-öğren sürecini gerçek şartların kısıtlayıcılığı ile deneyimlemesine olanak tanır. Yaz stajlarında öğrenciler, tasarım-yapım bütünleşik sürecini deneyimleme dışında yerel malzeme-geleneksel yapım teknikleri ilişkisini ilk elden tanıma fırsatını elde eder. Son olarak yaklaşımın formel eğitim dışında enformel bir uygulama olarak da eğitim ile bütünleştirilebileceği görülmüştür. Bunun en yaygın uygulama aracı workshoplardır. Workshoplar okul içi bir aktivite olarak düzenleneceği gibi “Insurgent Architecture” (İsyankar Mimarlık) projesinde olduğu gibi sivil toplum örgütleri, kamu kuruluşları  ya da gerçek müşteri/sponsorların ihtiyaçlarına yönelik olarak da gönüllü öğrenciler ile gerçekleştirilebilmektedir. Araştırmada incelenen “Insurgent Architecture” projesi hortum felaketi sonrasında mimarlık okullarının Porch isimli bir sivil toplum örgütü ile işbirliği kurması ile ortaya çıkmıştır. Bu süreçte öğrenciler yapım deneyimine ek olarak toplumsal sorumluluk ve çevre ile işbirliği hususlarında da önemli kazanımlar elde etmiştir. Araştırmada incelenen tasarla-yap-öğren yaklaşımının formel eğitime entegrasyon yöntemleri pedagojik açıdan daha yeni yeni araştırılmaya ve denemeye devam etse de çağdaş mimarlık ve tasarım eğitiminin teori ve pratiği bütünleştirme eğilimi,  gelecekte tasarla-yap yaklaşımının mimarlık okullarında çok daha fazla uygulama alanı bulacağını düşündürmektedir.

 

Kaynaklar

Carpenter, W.J. 1997, “Learning by Building: Design and Construction in Architectural Education”, Van Nostrand Reinhold, New York, ss.8

Canizaro, V.B. 2012, “Design-Build in Architectural Education: Motivations, Practices, Challenges, Successes and Failures”, International Journal of Architectural Research, S.6/3, ss.20-36

Ciravoğlu, A. 2003, “Mimari Tasarım Eğitiminde Formel ve Enformel Çalışmalar Üzerine”, Yapı Dergisi, S.257, ss.43-47.

Corser, R., Gore, N. 2009, “Insurgent Architecture, an Alternative Approach to Design-Build”, Journal of Architectural Education,  S.62/4, ss. 32-39

Gür, F.G., Yüncü, O. 2010, “An Integrated Pedagody for 1/1 Learning”, METU JFA, S.2010/2, ss.83-94

Jemtrud, M., Cazabon, Y.P. 2002, “1:1 @ Carleton University School of Arhitecture”, Journal of Architectural Education, S.55/3, ss. 167-173

Tuğlu Karslı, U. 2013, “Mimarlık Eğitiminde Deneyimleyerek Öğrenme, Uygulama Atölyelerine Bir Bakış, Les Grands Ateliers Örneği”, Mimar.ist Dergisi, S.47, ss.84-94

Wales, B. 2006, “Small Built Works Project, Energizing the Public Realm in Buffalo”, Journal of Architectural Education, S.60/2, ss. 18-24

 


[one_half] [align type=”left”] utuglu [/align]

Yazan; Yrd.Doç.Umut TUĞLU KARSLI

Doğuş Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi Öğretim Görevlisi, utuglu@dogus.edu.tr
Bu yazı Mimarlık Dergisi’nin 379. sayısında yayınlanmıştır.
 

 

[1] Ciravoğlu, 2003

[2] Carpenter, 1997

[3] Wales, 2006

[4] Canizaro, 2012

[5] Carpenter, 1997

[6] Tuğlu Karslı, 2013

[7] Jemtrud, Cazabon, 2002

[8] Gür, Yüncü, 2010

[9] Jemtrud, Cazabon, 2002

[10] Wales, 2006

[11] Gür, Yüncü, 2010

[12] Corser, Gore, 2009

Kategoriler
Uncategorized

ÖZGÜRLÜK YOLU

İnsanın kendi saf varlığı her zaman bir mekan ve bir zaman aralığı tarifler.Çünkü her insan kendi kişisel tinini kendinde barındırır ve bu özel tin de bedene ait spesifik bir zaman ve mekan tarifler. Bu ikisi arasında liminal bir aralıktavar olan insan tam da bu aralıkta iyi ve kötüanılarını oluşturmaya başlar. Bedenin bu özelliği ‘yer’i ‘mekan’a dönüştürür.

Tarih boyunca zihin arketipsel kalıtımı ile gelişir. Zihnin aşırı gelişmesiyle zihin liminal bir aralıkta durduğunu kavramaya başlar ve diğer zihinle arasındaki hiyerarşiyi kaldırmak için Doktor Faust[1]örneğini kabul eder.Artık onun için ruhun takas edilmesi şart haline gelmiştir. Bunu gerçekleştirmek adınamakineler (bilgisayar, telefon, radyo…) tasarlamaya başlar ve bu makineler kendilerine özel ‘mekân’lar yaratırlar.İnsan bu yaratılan ve tariflenmeyen ucu açık sonsuz evrene ‘Sanal Dünya’adını verir. Bu dünya ‘Fiziksel Dünya’ ile paralel bir konumda kendini yerleştirir. Geleceğin ve geçmişin tanımsız olduğunu bilen zihin, sanal dünya aracılığı ile geleceği kontrol etmek için geçmişi hakimiyet altına almak ister. Böylece insanlar ‘Sanal Dünya’ya Facebook, Twitter vs. aracılığıyla erişirler ve anıları ile düşüncelerini (zihinlerini) buraya akıtırlar. Böylece geçmiş zamanda gerçekleştirdiğimiz anı takaslarıyla ruh kendini yeniler ve kendisine yepyeni bir gelecek yaratır.

İnsan kendi yarattığı ‘Sanal Dünya’ ile ‘Tanrı’ edimi olan ‘Fiziksel Dünya’ya başkaldırır. Bu başkaldırma ‘Sanal Dünya’yı algılama aracımız olan imge[2] ile meydana gelir.

Fotoğraf: Nazım Serhat Fırat
Fotoğraf: Nazım Serhat Fırat

Bu çatışma paralel evrenlerin içiçe geçmesi sonucu bir patlamaya dönüşebilir.  Bu bağlamda ‘Sanal Dünya’ ile ‘Fiziksel Dünya’nın üst üste binmesi sonucu patlak veren ‘Gezi Parkı Direnişi’ üzerine bir inceleme:

 

Gerilim – Kırılma – Patlama – Uyanma – Farkındalık – Diyalog

 

Sahne 1 | Gerilim

 

İstanbul tamamen gerilim üzerine kurulu bir şehir. Bu gerilim günün her saatinde, bütün mekanlarda varlığını öyle ya da böyle korumakta. Gerilim bazı durumlarda güzel bir şeydir ancak kentliye zarar vermediği müddetçe. Fakat gözlenmektedir ki bu gerilim sadece fiziksel dokuda değil sosyal dokuda da mevcuttur. Bu yüzden çok tehlikelidir.

“Bedensel yakınlık ve mekan darlığı zihinsel mesafeyi daha da görünür kılar”[3]

 

Peki bu gerilimi yaratan nedir ve kimdir?

 

Gerilim farklı ideolojilerin ve bu ideolojilerin yansıdığı mekânların savaşından doğar.  Tek bir ‘yer’ vardır, iki farklı görüş. Biri diğerinin başına tencere vurarak kendi ideolojisini kabul ettirme peşindedir.Her iki tarafında silahı;‘mekân’dır.

 

Her iki görüş kendi yöntemleriyle toplumsal istikrarsızlığı ve kişisel yetersizliği yok etmek ister. Her zaman için geride ya da dışarıda bırakılan bir kesim olur. Birey tek başına var olamaz. Her zaman ve her yerde bir grubu temsil eder. ‘Biri’‘diğerini’ mason olarak suçlarken;‘diğeri’‘birini’ mason olarak suçlar.  Buradan sadece bir sonuç çıkar; ikisi de aslında aynı kişidir.

 

Dışarıda bırakılanın bir cemaate mensup hissetme ihtiyacı yüzünden kentte farklı cemaatler ve gruplar oluşmaya başlar.Bölünmeler ve kavgalar başlar. Toplum kaosa sürüklenir.

 

Sahne 2 |Kırılma

 

Gerilimin sonunda bir kırılma meydana gelir.Artık farklı gruplar farklı meydanlarda kendini görünür kılmaya başlar. Bunun en büyük destekçisi sözde demokrasiyi savunanlardır. Demokrasi ancak ‘bir’ grubun elindedir ve ona sahip olan diğer grubu yönetir. ‘Diğeri’‘birinin’ yavaş yavaş bütün haklarını ele geçirmek ister, çünkü ‘diğeri’ azla yetinendir. Ancak iş insan haklarına gelince bıçak kemiğe dayanır ve kırılma ile oluşan yarıkta patlama meydana gelir.

 

“Bir insanın özgür olabilmesi için başkaları tarafından görülmesi gerekir. Başkaları tarafından görülebilmesi için de bir mekân gerekir.” (Hannah Arendt)[4]

 

Sahne 3 | Patlama

 

“Küresel Kent”[5]artık tehlike altındadır. İnsanlar bulunduğu ‘yer’lere anlam yüklemeye hazırdırlar. Bunun için her günkullandıkları sözde kamusal alanlar olan plaza ve AVM’leri değil, parkları, meydanları ve sokakları kullanacaklardır. Bu ‘yer’leri evleri olarak benimserler. Patlama ancak ‘yer’in sahiplenilmesi sonucu ‘mekân’a dönüşmesi ile gerçekleşebilir. On binlerce insan birbiriyle buluşarak omuz omuza vermek için aynı‘yer’e yürürler. Büyü burada başlar. Beden mekanda mutasyona uğrar. O artık pasiflikten aktifliğe geçmiştir ve anlamıştır ki yalnız değildir. Evet kabul etmelidir ki marjinaldir ama ancak böyle ‘yeni’yi müjdeleyebilir.

 

“Bir çağ ölürken, yenisinin henüz doğmadığı bir zamanda yaşıyoruz…”[6]

 

Sahne 4 | Uyanma + Farkındalık

 

Patlama bireyi uyandırır.  Sadece kendisini düşünmemeye başlar, olaylarıbüyük çerçevede analiz etmeye eğilim gösterir. Bu bireyde farkındalığa yol açar.

 

MONOLOG I: ARAFTAN KURTULUŞ

 

Kendimizi nerede ve nasıl konumlandırıyoruz? Kavramlara neden yeni anlamlar yükleyerek varlığımızı anlamlandırma çabası içindeyiz.

 

Biz ne Batılıyız, ne de Doğuluyuz. Bunu kabul et. Tam da bu iki kutup arasında salınan bir boşluğun içindeyiz. Mekânı ‘boşluk’ olarak nitelendiriyorum çünkü şu ana kadar bu boşluğu tariflemek için hiç kimse ortaya çıkmadı.Tanpınarişte tamda böyle bir boşlukta bulunduğumuz için bizimle dalga geçer[7].

 

Peki bu boşluğu doldurup bu iki kutup arasında köprü, engel ya da bir tampon bölge olmaktan nasıl çıkarız? Bu iki kutbu varlığımızla nasıl eritiriz?

 

Tarihimize ve sosyal alışkanlıklarımıza dönerek. Bedensel dilimizde yatan kültürel kodları tarifleyerek ve yeniden yaşatarak.

 

Kültürel kodlarımızın temeli nedir ve nasıl tariflenir?

 

Kültürel kodlarımızı anlamak için aslında çok da uzak olmadığımızı zannettiğimiz ama epey uzak olduğumuz terkedilmiş olan kırsal yerleşmelerimize bakmamız gereklidir. Çünkü buralar az da olsa modern yaşamın değmediği noktalardır. Yaşadığımızkentler Batılı kentler, sorun işte tam da burada ortaya çıkıyor. Organik olarak gelişmiş bir kent tanımımız hala yok. İmece usulü yaşamak bizim bir hayat biçimimiz. İstanbul’u bu gerilimden çıkartıp bedenleri aynı mekanda bir amaç doğrultusundatoplamak ancak yeni bir kent tahayyüllü içerisinde var olabilir. Bunun içinde geleceğe değil, geçmişe bakarak geleceği kurgulamamız gereklidir. Zehir ile panzehir aynı yerde aranmalıdır. Köyün homojenize olan yapısını ancak kent meydanını kültürel kodlarımıza göre yeniden tarifleyerek var edebiliriz ve bu homojen yapıyı kentte heterojen yapıya dönüştürebiliriz.

Sanal ve fiziksel dünyaların birleşiminden oluşan bir imece kültürü kendini nerede ve nasıl konumlandırır?

 

Artık kabul etmeliyiz ki sanal dünya fiziksel dünyaya baskın bir duruma geçmeye başladı. Ancak bu sanal dünyanın fiziksel dünyayı tehdit ettiği anlamına gelmez. Kent hayatındaki imece bu iki dünyayı birleştirerek var olur ve böylece batılının interaktif park adını verdiği mekânların üst noktasında kendini konumlandırır. Aynı Gezi Parkı gibi… Sosyal ilişkiler ağında süreklilik sağlanarak mekanda süreklilik sağlanır.

 

MONOLOG II: ZAMAN VE MEKÂNBAĞLAMINDA İSTANBUL ÜZERİNE BİRKAÇ TESPİT

 

0.0 |Mitik görsel imgelerden kurtulmamız gereklidir. Zehrin panzehiri de yine aynı kaynakta aranmalıdır. Yani mimarlık yoluyla aranan totaliter güç yine mimarlık ile kırılabilir…

0.1 |Bütün iktidarlar kendilerini görsel bir tahayyülle var edip görünürlük kazanabilirler. Peki bu görsellik ortadan kalkarsa nasıl bir mimarlık bizi beklemektedir?

0.2 |Bir şehir temizlenerek manevi bütünlüğü sağlanamaz. Gettolar, bedenlerin tecrit edilmesi yoluyla ortaya çıkarlar ve bu tecrit sonrası merkezden uzaklaşan “kirli”[8]bedenler merkezi güçlendirmekten öte gerilimi hat safhaya çıkartırlar.

0.3 |Menderes döneminde olduğu gibi “saydam” bir özgürlük alanı ve ulaşımla şehrin farklı noktalarını birbirine bağlama düşüncesi çağ dışıdır ve kent merkezinde hissizliğe ve duygusuzluğa yol açar. Bu yolla kent daha rahat yönetilmek istenmiştir ancak unutulmamalıdır ki yıkım aynı zamanda bir inşadır.

0.4 |Modern bireysel imge kent merkezinde yalnızlığa ve pasifliğe yol açar.

0.5 |Mekânda eğer bir beden başka bir beden üzerinde üstünlük sağlamaya çalışıyorsa, bu bedenin çatlaklarından direniş anları ortaya çıkar.

0.6 |Tarih boyunca evrimleşerek günümüze gelen beden; huzursuz bedendir.

0.7|Haz ve bedensel pasiflik bizi kendi içimize döndürür.

0.8|‘Yer’, insan bedeni (tinin zaman ve mekan arasında bulunma özelliği) ile doldurulduğunda ‘mekân’a dönüşür.

0.9|Beden hiçbir şekilde kendini boş bir mekânda sergileyemez. Gerçek kamusal bir mekânhiç bir zaman bir ideoloji tarafından tariflenemez.

1.0|Değişim bireyde başlar ve mekânüzerinden tariflenir. Değişen beden mekânıdeğiştirir ve en son olarak da var olan düzeni…

1.1|Gerçekten çok kültürlü nasıl olunabilir?Çok kültürlü toplumlar aslında çok homojenize toplumlardır. Her bireye belli bir mekân tariflenir. Mahalleler gettolara dönüşür. Mahalle kavramını yıkarsak da bireysel yalnızlık ve pasifize olan beden ortaya çıkar. Tam da bu ikisi arasında konumlanan bir mekân nasıl ve nerede meydana gelir?

1.2|Yer’i silerseniz, acıyı da silerseniz[9] ama aynı zamanda kendi varlığınızı da silmiş olursunuz.

1.3|Duyarlılık farkındalıkla meydana gelir. Uykudan uyanmamız için bedenimiz ve kendi benliğimizin kusursuz olmadığını kabul edip ilerlemeye ihtiyacımız var. Bütünlük arzusundan kurtulan beden varlığını bozguna uğramış hisseder. Boşluğa düşen beden tam da bu noktada diğer bedene olan saygısı artar ve ‘diğer’inekarşıduyarsızlıktançıkıp empati yoluna girilebilir.

1.4|Mekânı sahiplenerek kusursuz olmadığını anlayan beden diğeriyle iletişime geçer. Bunun sonucunda diyalog ortaya çıkar.

1.5|Çağımız artık anarşi çağıdır. Belli bir gruba bağlı olmadan fikirlerini özgürce temsil etmekten kaçınmayan bireylerin çağıdır. Artık kendi benliğini belli bir düzenin varlığıyla aramayan bedenlerin çağıdır. Dünyadakibütün insanların edimleri absürttür. Kusurluluğumuzu duyarsızlığımızla örtme çağı hiç değildir, tam tersine kusursuzluğumuzu başka insanlara empati beslememize yarayan bir araç haline dönüştürme çağıdır.

 

Sahne 4 | Silkinme + Diyalog

 

Yaşanılan bu patlama bir çok şeyi tersine çevirir. Biri artık diğeriyle iletişime geçmeye başlamıştır. İki kutup olarak kendini konumlandıran kişiler aralarında kalan boş zemini doldurmaya başlar, çünkü köprü görevi gören medya fiziksel ortamda karşılaşan bedenlere hükmedemez.

 

Ve perde kapanır…

 

Talep edilen tek şeyin kendi benliğinin olmasıydı.

Büyük patlama ve silkinmenin ardından doğan yeni dünya da sahiplenme ve sahiplenilme yoktu.

Bireysel özgürlüklerden başka hiçbir şey…

Kızgınlık, haksızlığa uğramışlık hissi, koşulsuz yaşama isteği…

Bu keskin ve güçlü duygular ekonomiyi hep uzakta tutacaktı…

Fotoğraf: Nazım Serhat Fırat
Fotoğraf: Nazım Serhat Fırat

[1] “Simyacı, maddede değişimler elde edebilmek için kendi ruhunu değişmez ve altın gibi saf kılmaya çalışan kişidir; ama bir de Doktor Faust örneği var, o simyacılık kuralını altüst eder, ruhu değiş tokuş edilebilecek bir nesneye dönüştürür ve böylece doğanın bozulmadan kalacağını, artık altını aramaya gerek kalmayacağını, çünkü bütün elementlerin ayni derecede değerli, dünyanın altın, altının ise dünya olacağını umar.” Bkz. Calvino, Italo, 2007, Kesişen Yazgılar Şatosu, (çev.) Semin Sayıt, Yapi Kredi Yayınları, İstanbul.

[2]“Bir imge, yeniden yaratılmış ya da yeniden üretilmiş görünümdür. İmge ilk kez ortaya çıktığı yerden ve zamandan –birkaç dakika ya da birkaç yüzyıl için- kopmuş ve saklanmış bir görünüm ya da görünümler düzenidir. Her imgede bir görme biçimi yatar.” Bkz. Berger, John, 2013, Görme Biçimleri, (çev.) Yurdanur Salman, Metis Yayınları, İstanbul, s.10.

[3]Georg, Simmel, 2013, “Metropol ve Zihinsel Hayat”, Metropol Yeşili: Teorik ve Fotografik Mikrogözlemler, (ed.) Uğur Tanyeli, Bülent Erkmen, (çev.) Tuncay Birkan, Akın Nalça Kitapları, İstanbul, s.90.

[4]Aktarma yapan Erdemci, Fulya, 2013, Ekim, “Barbar Kent”, XXI, 123,33.

[5]Sassen, Saskia, 2012, Nisan, “Küresel Kentin Sahibi Kim?”, XXI, 108,25.

[6]“Bir çağ ölürken, yenisinin henüz doğmadığı bir zamanda yaşıyoruz…Yeni bir şeyler yapmaya çağrılıyoruz, ayak basılmamış bir toprakla yüzleşmeye, kimsenin gidip de bize yol göstermek için dönmediği bir ormana dalmaya çağrılıyoruz. Bu, varoluşçuların hiçliğin kaygısı dedikleri şey. Geleceğe doğru yaşamak bilinmeyene sıçramak demektir; bu da, halihazırda emsali olmayan ve pek az kişinin kavradığı dereceden bir cesareti gerektirir.” Bkz. May, Rollo, 2010, Yaratma Cesareti, (çev.) Alper Oysal, Metis Yayınları, İstanbul, ss.39-40.

[7]Tanpınar, Ahmet. H., 2005, Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Dergah Yayınları, İstanbul.

[8]Richard, Sennet, 2011, Ten ve Taş, (çev.) Tuncay Birkan, Metis Yayınları, İstanbul, s.204.

[9]Richard, Sennet, 2011, Ten ve Taş, (çev.) Tuncay Birkan, Metis Yayınları, İstanbul, s.338.

 


[one_half] [align type=”left”] onur karadeniz [/align] Yazan Onur Karadeniz:

İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü Öğrencisi
“Uzlaşma/Çatışma Zemini Olarak Mekan/ Yer” Mimarlıkta Eleştirel Okumalar – 5 Üniversite Öğrencileri Metin Yarışması Ödüllü yazısıdır.
 

Kategoriler
gezi

Kapkaranlık İstanbul’da Kısa Bİr Yolculuk

Gözlerimi kocaman açıyorum. Çok karanlık. Kapatıyorum. Olmuyor. Yine açıyorum; karanlığın geçici olacağını kendime hatırlatarak… Yine de biraz endişe hissettiğimi kendime itiraf etmiyorum.

Geçtiğimiz hafta bitirmiştim Jose Saramago’nun Körlük kitabını. Dünyadaki tüm insanların bulaşıcı bir hastalık nedeniyle bir anda kör olmaya başlamasını anlatan kitapta, insanlar başlarına geleni “bembeyaz, engin bir süt denizine dalmışçasına” bir körlük olarak tarif ediyordu.

Burası ise simsiyah bir körlük… Katran denizine dalmışçasına…

Karanlıkta dialog
“Karanlıkta Diyalog” sergisindeyim. Yaklaşık 1,5 saatlik bir süre boyunca karanlıktan başka bir şey görmeyeceğim; oldukça kısa bir süre, ama bir ara sergiden çıkmak isteğimi zar zor bastırıyorum. Merak yine diğer duygularımın önüne geçiyor; neler olacağını çok merak ediyorum…
Sergiye 8’er kişilik gruplarla ve rehber eşliğinde giriliyor, biz zaten 5 arkadaşız. Ekibimizde yer alan diğer 3 kişi de birbirini tanıyor. Girişte değneklerimizi alıyoruz ve kısaca bilgilendiriliyoruz, sonra da rehberimiz ile buluşmak için dönemeçli bir koridordan tek sıra halinde geçiyoruz. Rehberin sesini duyduğumuz ilk an bizi çok rahatlatıyor. Onun görmeme konusunda bir ömürlük tecrübesi var, biz ise farklı bir deneyim yaşamak ve bu deneyim ile bir kentte yaşamanın zorluklarını anlamak isteyen meraklılarız.

Rehberimiz isimlerimizi hemen öğreniyor, çok kısa sürede sesimizden ve boyumuzdan bizi tanımaya başlıyor (“Pınar, maşallah, 1.80’sin?!”), oldukça gürültülü olan grubumuzu kolaylıkla idare etmeyi başararak, oluşturulmuş olan kapkaranlık parkurda bizi gezdiriyor. Parkur İstanbul’u temsil ediyor, bir parkta geziniyoruz (evet bir zamanlar İstanbul’da parklar da varmış), sesleri duymaya konsantre oluyoruz, rüzgarın yönünü ve zeminin farklılaştığını hissetmeye çalışıyoruz, kaldırımdan inmekte acele eden arkadaşımızı rehberimizin dikkati sayesinde durduruyoruz. Sağ elimdeki değneği, tarif edildiği gibi tutuyorum. Sol elimi ise sürekli öne uzatmaktan kendimi bir türlü alıkoyamıyorum. İlk dakikalarda başarı ile tek sıra halinde yürüyen ekimizde ise zamanla kopukluklar olmaya başlıyor, her yönden farklı sesler duyuyorum ve sürekli başkaları ile karşılaşıp “sen kimsin?” diye sormak zorunda kalıyorum.

Toplu taşımada boş kalan yeri görmeden bulmamın imkanı olmayacaktı, rehberimiz hemen koltuğu “görüp” beni yerleştirdi. İstiklal’deki tramvay yolculuğu, etrafı izleyemeyince çok uzun geliyormuş, hiç aklıma gelmezdi. Allahtan Tünel’de değil de Galatasaray’da indik, daha uğramamız gereken başka yerler de vardı. Vapurda yine martı sesi dinledik, denizdeki dalgaları göremesek de midemizde hissettik. Kentteki zorlu maceramızı tamamlayıp da oturma odasına geçerken, her birimiz oturacak yer bulabilmek için birbirimize yardım ettik. Duvardaki Braille alfabesine (Körler alfabesi) dokunduk, ama çözmek biraz zaman alacaktı.

Parkurun sonuna geldiğimizde, bizi çıkışa yönlendiren koridor çok hafif bir şekilde ve gittikçe biraz daha artarak aydınlanmaya başladı. Yürüyüşümün bile değişmiş olduğunu o anda fark ettim; boşta kalan sol elimi bir süre önce indirmeyi başarmıştım, ama düşmemek için adımlarımı bu kadar temkinli attığımın farkında bile değildim.

Sergiye hafta içi gittiğimiz için son seansa katılmıştık, o nedenle rehberimiz sergide çalışan diğer iki arkadaşı ile beraber bizimle mekandan çıktı. Yüzüne uzun uzun baktım, sadece sesini duyarak hayal ettiğimden oldukça farklı bir yüzü vardı. Üç arkadaş yönlerini çok emin bir şekilde tayin ederek Gayrettepe metrosunun merdivenlerinde gözden kayboldular. Biz ise yaşadığımız deneyimin şaşkınlığıyla tabelalara bakarak bile hangi yöne gitmemiz gerektiğini zor anladık…
—-
Karanlıkta Diyalog, 1988’de Almanya’da Prof. Dr. Andreas Heinecke tarafından oluşturulup hayata geçirildi ve dünya üzerinde 130 kentte 7 milyondan fazla insan tarafından deneyimlendi. 2013 yılı sonundan itibaren İstanbul’da Gayrettepe Metro İstasyonu Sergi Alanı’nda “görülebilecek” olan sergi, her yaş grubundan bireyin duyularını ve farkındalığını geliştirebilecek bir çalışma. (www.dialogistanbul.com)


[one_half] [align type=”left”]pinar_koyuncu[/align] Yazan Pınar Koyuncu:

İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü Mezunu

Kategoriler
atölye gezi

GÜRE | DİSİPLİNLERARASI YAZ OKULU KATILIMCILARI

Güre | Disiplinlerarası Yaz Okulumuza katılım için 4 günde gelen birbirinden değerli 45 başvuru sahibine çok teşekkür ederiz.

Gelen başvurular arasından aşağıdaki katılımcılar seçilmiştir. Katılımcıların yaz okulu programına göre Cumartesi sabah Güre’de olmaları beklenmektedir.

Katılımcılar

  • Alper Hatinoğlu, Kocaeli Üniversitesi, Görsel İletişim Tasarımı, Fotoğrafçı, Mezun (Katılamıyor.)
  • Atilla Beksaç, Yıldız Teknik Üniversitesi (Güncel) , Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi (Mezun-Mimari Koruma), Mimarlık, Öğrenci 4. Sınıf
  • Gürhan Bilget, Anadolu Üniversitesi, İç Mimarlık, Mezun
  • Mustafa Göze, İstanbul Teknik Üniversitesi, Mimarlık, Öğrenci 3. Sınıf
  • Mert Baran Yaman, Trakya Üniversitesi, Mimarlık, 4. Sınıf
  • Mert Ceylan, İstanbul Teknik Üniversitesi, Mimarlık, Öğrenci 4. Sınıf (Paris, Erasmus, Şehir ve Bölge Planlama)

Yedek katılımcılar

  • Umut Ülkü, Kocaeli Üni-AYÜ-MSGSÜ, Radyo,Sinema ve Tv – Yönetim ve Bilişim Sistemleri Lisans-Bilgisayar Ortamında Sanat ve Tasarım Yüksek lisans, Mezun (Katılamıyor)
  • M. Said Didin, Anadolu Üniversitesi, Mimarlık, 4.Sınıf (Katılamıyor.)
  • Uğur Latif Çelebi, İstanbul Teknik Üniversitesi, Mimarlık, Öğrenci 3. Sınıf

 

  • Deniz Uzunöner, İstanbul Üniversitesi, Sanat Tarihi, Mezun
  • Emine Kalay, Süleyman Demirel Üniversitesi, Mimarlık, 4. Sınıf (Katılamıyor.)
  • Gülşah Eker, İstanbul Teknik Üniversitesi, Şehir ve Bölge Planlama, Mezun (Katılamıyor.)
  • Merve Kocamaz, Çukurova Üniversitesi, İç Mimarlık, 3. Sınıf (Katılamıyor.)
  • Sevcan Alkan, Yeditepe Üniversitesi, Grafik Tasarım & Mimarlık (Çift Ana Dal), Mezun
  • Yasemin Altunbulak, Yeditepe Üniversitesi, Sosyoloji, Mezun

Yedek Katılımcılar

  • Ezgi Gül, İstanbul Teknik Üniversitesi, Endüstri Ürünleri Tasarımı, 4. Sınıf (Katılımcı listesine alındı.)
  • İlknur Şengören, Kocaeli Üniversitesi, İç Mimarlık, Mezun (Katılımcı listesine alındı.)

Güre’de aileleri ile ikamet edip katılacaklar;

  • Sümeyye Koca, Beykent Üniversitesi, Mimarlık, Mezun
  • Duygu Güroğlu, ODTÜ, Endüstri Ürünleri Tasarımı, Mezun
  • Özge Tekçe,  MSGSÜ, Şehir ve Bölge Planlama, 3. Sınıf

* Ana listelerden katılamayacak olanlar veya soruları olanlar merve@sehrinesesver.com mail adresinden bize ulaşabilirler.

* Mail veya telefon ile bilgilendirme yapılacaktır. Lütfen kontrol ediniz.

Kategoriler
atölye gezi

GÜRE | DİSİPLİNLERARASI YAZ OKULU PROGRAMI

2014 Disiplinlerarası Yaz Okulu temamız  ESKİL ve ÇAĞCIL (ANTİK ve ÇAĞDAŞ) olarak belirlendi.

  • Antik kentler (Troya, Assos, Antandros, Bergama) ve dönemleri üzerine araştırma ve belgeleme,
  • Güre Köyü kuruluş ve yerleşim süreçlerinin incelenmesi,
  • Eskil kentler ve tasarımlar ışığında, günümüz kentinin ve tasarımlarının irdelenmesi,
  • Günümüzde neler yapılabilir, çalışmalar için nasıl bir yol haritası çizilebilir?

Gezilerin ve fikirlerin fotoğraf, eskiz, yazı, infografik, görselleştirme olarak belgelenmesi amaçlanmaktadır.

PROGRAM

1. GÜN  16 Ağustos Cumartesi

08.00 – 11.30  Ulaşım, Yerleşim

11.30 – 12.30  Yaz okulu düşünceleri ve amaç

Herkesin kendini tanıtması

İş paylaşımları

12.30 – 13.30  Öğle yemeği, dinlenme

13.30 – 16.00  Güre yürüyüşü

Çevrenin tanınması

Kavurmacılara çıkış

16.00 – 18.00  Çalışma yöntemi ve ortak dil oluşturma, Merve Öner

Belgeleme yöntemleri üzerine tartışma

18.00 – 19.00 Köyde gezi, serbest çalışma

19.00               Yemek

Sofra, günün değerlendirmesi

 

2. GÜN  17 Ağustos Pazar

08.00 – 08.45  Kahvaltı

08.45 – 09.45  Yürüyüş / Kızılkeçili Köyü

10.15               Troya’ya hareket

12.15 – 13.15  Kumanya ve dinlenme

13.15 – 16.15  Troya Gezisi

16.15 – 18.00  Güre’ye dönüş yolu

18.00 – 19.00  Serbest (Yüzme veya Güre’yi gezme)

19.30 – 22.00  Yemek

Sofra, günün değerlendirmesi

“Kent ve Kültür” konuşması, Cengiz Bektaş

 

3. GÜN  18 Ağustos Pazartesi

08.00 – 08.45  Kahvaltı

08.45 – 09.45  Yürüyüş / Dere

10.15                Assos’a hareket

10.45 – 12.15  Assos gezisi

12.15 – 13.00  Öğle kumanyası

13.00 – 15.00  Serbest (Yüzme veya Ayvacık’ı gezme)

15.30 -16.00   Antandros gezisi

17.00 – 17.30  Güre’ye varış ve dinlenme

17.30 – 19.00  Serbest Çalışma

19.30 – 22.00  Yemek

Sofra, günün değerlendirmesi

“Herkes için Kent” konuşması, Cengiz Bektaş

 

4. GÜN  19 Ağustos Salı

08.00 – 08.30  Kahvaltı

08.30- 09.15   Yürüyüş

09.30                Bergama’ya hareket

11.30 – 12.30   Bergama (Pergamon) gezisi

12.30 – 13.30  Öğle kumanyası ve dinlenme

13.30 – 16.00  Bergama (Pergamon) gezisi

16.00 – 18.00  Bergama – Güre dönüşü

18.00 – 19.00  Serbest Çalışma

19.00 – 22.00  Yemek

Sofra, günün değerlendirmesi

 

5. GÜN  20 Ağustos Çarşamba

08.00 – 08.45  Yürüyüş / Pınarbaşı

08.45 – 09.30  Pınarbaşı’ında Kahvaltı

09.30 – 10.15  Güre Köyü’ne dönüş yürüyüşü

10.15 – 12.30 Çalışma

12.30 – 13.30 Öğle Yemeği

13.30 – 14.30 Dinlenme

14.30 – 15.30 “Zeytin” üzerine konuk paylaşımı

15.30 – 16.30 Köyün güncel ihtiyaçları üzerine tartışma

16.30 – 19.00 Çalışma

19.00 – 22.00  Yemek

Sofra, günün değerlendirmesi

“Kereste” üzerine konuk paylaşımı

 

6. GÜN  21 Ağustos Perşembe

* Kaz Dağları Sarıkız Şenliklerine Katılım

12.30 – 13.30 Öğle Yemeği

* Kaz Dağları Sarıkız Şenliklerine Katılım

* Serbest Çalışma

17.00 – 18.30  Ekip çalışmalarının paylaşımları

Güncel durumda yapılabilecekler üzerine ekiplerin önerileri

19.00 – 22.00  Yemek

Sofra, günün değerlendirmesi

Yaz okulları, yöntem ve gelişim süreci ile ilgili değerlendirmeler

 

7. GÜN  22 Ağustos Cuma

08.30 – 10.30 Toplu kahvaltı hazırlama ve kahvaltı

11.00 – 12.30 Toparlanma ve köyden ayrılış

 

Yaz Okuluna mimar, tasarımcı, iç mimar, peyzaj mimarı, sosyal bilimciler, toplum bilimcileri, mühendisler vb. tüm ilgililer davetlidir.

Katılım için başvurularınızı duyuru sayfamızdan yapabilirsiniz.

* Düzenleyici ekip programda değişiklik yapma hakkını saklı tutar.

şehrine ses ver _ yaz okulu1

 

 

Kategoriler
atölye gezi kent

GÜRE | DİSİPLİNLERARASI YAZ OKULU

İda (Kaz) Dağlarının eteğinde yöreyi ve insanı keşfe çıkıyoruz. Su sesinin ve zeytin kokusunun eksik olmadığı Güre Köyü’nde disiplinlerarası yaz okulu için sizleri davet ediyoruz. Köyü ve ihtiyaçlarını yerinde görüp tartışmak üzere, mimar ve yazar Cengiz Bektaş’ın kerpiç yaz okulunun konuğu olacağız. İş bölümü, yardımlaşma ve paylaşma ışığında güncel yaklaşımları yeniden değerlendireceğiz. Troya, Assos, Antandros, Bergama antik kentlerini gezerek kentleşmenin izini süreceğiz. Konuklarımızın paylaşımları ile zenginleşeceğiz. Tasarımlarımızda ve yaşantımızda alt yapı oluşturacak, Anadolu halkının özünü hatırlayacağız.

Bir hafta sürecek yaz okulumuza ilgilenecek olanları çağırıyoruz.

şehrine ses ver _ yaz okulu

Tarihler: 16 Ağustos – 22 Ağustos

Güre’ye Ulaşım: Güre’ye gidiş ve dönüş ulaşımları katılımcılara aittir. Aynı kentten gelen kişilerin iletişim kurarak beraber gelmeleri önerilmektedir.
Eskil (Antik) Kent Gezileri: Gezi masrafları ortak bütçe oluşturularak karşılanacaktır. “Müzekart” sahibi olunması önerilmektedir.
Sorumluluk Paylaşımı: Ortalık düzeni, mutfak, araç-gereç-kitap, zaman yönetimi, sağlık, seyir defteri, müzik sorumlulukları dönüşümlü olarak paylaşılacaktır. Sofralar ve yemekler iki kişilik, gene  dönüşümlü nöbet ekiplerince hazırlanacaktır.
Ortak Bütçe: Katılım bütçesi kişi başı 250 TL dir. Bütçe, genel ulaşım giderleri ve yemek masrafları için harcanacaktır. Harcamalardan kalan kısım köyün derneğine bağışlanacaktır.

Yaz okulu programını ilgili sayfamızdan inceleyebilirsiniz.

Katılım Koşulları:

  • Başvuruların aşağıdaki form doldurularak 12 Ağustos 2014’e kadar yapılması gerekmektedir.
  • Yaz okuluna, öğrenci veya mezuniyetinin üzerinden en fazla 3 sene geçmiş olan kişilerin,
  • Tasarım alanları, sosyal bilimler, sosyoloji, idari ve istatistiki bilimler, vb. çeşitli dallarda kendilerini geliştirmek isteyenlerin başvuruları beklenmektedir.
  • Katılımcıların, ekibin benzeri etkinliklerinde (atölyeler, forumlar, yaz okulları) faal rol alması beklenmektedir.
  • Şehrine Ses Ver atölyelerine katılmış kişiler başvuruda önceliklendirilecektir.
  • Yaz okulu ürünleri ortak akıl ürünü olup, her hakkı katılımcılarda ve Şehrine Ses Ver Disiplinlerarası Üretim’de saklıdır.
  • Katılımcı sayısı, kalacak yer dolayısı ile 6 kadın + 6 erkek ile sınırlıdır. Bu sayıya ek yapılırsa, oda içerisinde uyku tulumu kullanabilecek olduğunu belirtenler arasından ek katılımcı seçilecektir.

Katılımcıların Yanlarında Getirecekleri: Dizüstü bilgisayar, yazı / desen defteri, fotoğraf makinesi, katılımcılarla paylaşılacak bir kitap, cetvel veya metre, 1 takım çarşaf (bir alt,bir üst çarşaf ya da pike, kişisel havlu, terlik)

* Katılmadan önce; Güre, Cengiz Bektaş, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, 2013 kitabı okunmalıdır.

“Vermeğe çabalamak, bugünden bir tad, bir alaca…
Verebildiğimiz yanında aldığımız dev…
 
Türkü kavlimiz, gelip boğazımda düğüm düğüm durdu.
“Ne olmuş bize reis?”
Diye soruyordun; koca elini, avcunu, bir duvara koyup, öbür
elin sarkık, kırgın gibi…
Ne olmuş bu sokaklara, bu yaşamaklara?
Hani bu sokakların türküleri?”
                                     C. Bektaş / Bedri Rahmi Nakışlı Bir Deneme
 
Başvurularımız kapanmıştır.  Katılımcı listesi 13 Ağustos’ta yayınlanacaktır.
Kategoriler
kent

MİMARLIK VE ZEKANIN BULUŞTUĞU YER; KARADENİZ RİZE MİMARİSİ

Türkiye’nin kuzeyinde bulunan denizden ismini alan Karadeniz Bölgesi, kendine has doğası, mimarlığı ve günlük hayat tarzının yanı sıra, en yeşil bölge olma özelliğine de sahip. Coğrafya derslerinden hatırlayacağınız üzere, “dağlar kıyıya paralel uzanıyor,” bu da iklim, tarım, kent planlaması ve ulaşım ile beraber, insanların günlük hayatına da tamamen etki ediyor.

Karadeniz insanı problem çözme konusundaki üstün yeteneği ile dillere destan. Özellikle, zorlu coğrafi koşullardan kaynaklanan yapısal bir zorluk ile karşılaştıklarında, Karadenizliler gerçekten ilginç çözümlere imza atabiliyor; hatta kendi evini kendisi yapanlar da yok değil. Karadeniz mimarlığının en ilginç örneklerinin doğum yeri de genellikle Rize. Fonksiyonel tasarım fikirlerinden işte birkaç örnek:

Miras Evi İkiye Böldüler: Rizeli iki kardeş, babalarının vefatından sonra kalan miras evi nasıl değerlendirecekleri konusundan anlaşamayıp, 120 metrekarelik evi ikiye bölmeye karar vermişler. Kardeşlerden biri kendi payına düşen kısmı yıkıp 3 katlı bir bina inşa etmiş. Binanın diğer yarısı ise öteki varis tarafından hala odunluk olarak kullanılıyor.

yarı yarıya ev

Girişe Ulaşmak için 8 Katlı Merdiven: Rize’de eğimli araziye inşa edilen 8 katlı binanın giriş katına ulaşmak için, yapıya dışarıdan 8 kat merdiven eklenmiş (asansör yok!). Cümle tekerleme gibi, ama fotoğraf montaj değil.

2_8storeystair

29 Yıllık Ahşap Köprü: Artvin’de, ana yoldan evine kolayca geçmek isteyen emekli amca, nehir üzerine kendi köprüsünü inşa etmiş. 29 yıl önce ilk yaptığında sadece yaya geçişi için tasarladığı köprüyü, 1995’te yenileyerek 3,5 tonluk arabaların geçişine de uygun hale getiren Karadenizli, köprüde kontrollü geçişi sağlamak için barikat eklemiş ve evinden elektrik çekerek köprüsünü aydınlatmış.

3_ownbridge

Binalar Arasındaki Köprü: Rize’de yan yana inşa edilmiş olan iki binanın sakinleri, yangın tehlikesine karşı ilginç bir çözüm geliştirmiş. Binalardan birinde yangın çıkması haline, apartman sakinleri 7. katta bulunan köprüden diğer binaya geçecek. Böylece alt katlardan birinde yangın çıkması halinde üst kata hızlıca ulaşıp, diğer binadan tahliye olacaklar. Tasarımları ile gurur duyan bina sakinleri, “Çok şükür köprüyü daha hiç kullanmadık, inşallah bundan sonra da kullanmayız,” diyor.

4_firebridge

5_firebridge

Yolun Ortasında Cami: Rize’nin köylerinden birinde, köylüler yeni camiyi nereye inşa edecekleri hususunda anlaşamamış. Her eve yakın konumda yer almasını isteyen köylüler, köyün ortasında ana yola camiyi kondurarak sorunu çözmüş. 8 yıl süren yapım sürecinin sonunda cami tamamlandığında, araç geçişi için 5 metre genişliğinde ve 3 metre yüksekliğinde bir pasaj ortaya çıkmış.

6_mosque

İndir – Kaldır Minare: İlginç fikir yine Rize’den. 7 metal varilin birbirine eklenmesi ile yapılan minare, kışın yatırılıyor ve çığ düşmesi sonucu devrilmesinin önüne geçiliyor. Yazın ise tekrar dikiliyor.

8_barrelminaret

7_barrel_minaret

Bir başka minare ise turistik bir işletme sahibi tarafından tasarlanmış. Tasarım, ahşap bir caminin yanındaki eski elektrik direğinin üzerine iliştirilmiş birkaç araba lastiğinin boyanması ile oluşturulmuş.

9_tireminaret

Her Anahtarın Açtığı Kilit: Karadenizli bir mucit, her anahtar ile açılabilen bir kilit icat etmiş ve şöyle bir demeç vermiş:

10_lock

Camiye Asansör: En üst katında cami bulunan 3 katlı binaya, yaşlıların ulaşımını kolaylaştırmak için dış cepheden asansör eklenmiş.

11_facadeelevator

Labirent Değil, Üstgeçit: Türkiye’nin en uzun üstgeçidi Rize’de inşa edilmiş. Tüm bağlantıları ile uzunluğu 500 metreyi bulan köprü, yayaların hayatını kolaylaştırmış. Tek ihtiyaçları olan şey ise, yanlış yerde üst geçitten inmemek için yönlendirme tabelalarının koyulması.

12_pedestrian 13_pedestrian

Rize Mimarlığı Yüksek Lisans Tezi: Rize’deki mimari örnekler İtayla’da bir yüksek lisans tezine de konu olmuş. Politechnico di Milano’da yüksek lisans öğrencisi olan Özden Kaya, tez konusunu “sıra dışı peyzaj mekanları” olarak belirlemiş. Çalışmasının büyük bir kısmında da 80 yaşındaki Bilal Atasoy’un tasarımlarına odaklanmış. Atasoy, kayalık bir bölgede eğimde yer alan evini çelik kablolarla boşluğa asmış. Tek odalık evini 8 yıl önce yapan Atasoy, daha büyük bir mekana ihtiyaç duyunca tasarımına 3 oda daha eklemiş. Evi şu anda kayanın üzerinden 15 metre konsol çıkıyor.

14_atasoy

Konsollardan bahsetmişken, Atasoy muhtemelen MVRDV’nin “Balancing Barn”ını hiç görmemiştir… Yoksa görmüş müdür?

15_balancingbarn

Son olarak, Le Corbusier’nin Villa Savoye’si ile ilgili tek kelime söylemeye cesaret edemem ama aşağıdaki iki fotoğrafa uzun uzun baktım:

17_villasavoye 16_serender

“Serender” başka bir yazının konusu olacak. 


[one_half] [align type=”left”]pinar_koyuncu[/align] Yazan Pınar Koyuncu:

İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü Mezunu