Kategoriler
şehir

HASANKEYF’İN KOKUSU, DİCLE’NİN SESİ…

Yok olacağını bildiğimiz zaman neden daha çok değer veriyoruz bir şeylere? Son nefesine günden güne yaklaştığını bildiğimiz için mi bu kadar çok sevdik Hasankeyf’i? İnsan kendi doğasını, insan kendi tarihini, insan kendi kültürünü bile bile suyun altına gömer mi?

Hasankeyf’e uzun zamandır isteyip, nihayet gerçekleştirebildiğimiz kısa ziyaretimiz boyunca hep bu sorular döndü kafamızın içinde. Yok olacağını bilmeseydik ziyaretimizi daha da erteleyecek miydik acaba? Doğu, Güneydoğu hep uzak ve bilinmez olarak mı kalacaktı biz İstanbullular ve sonradan İstanbullu olanlar için?

Solda kalenin “kral dairesi”, geride türbe, sağda eski köprü (Fotoğraf: Pınar Koyuncu)
Solda kalenin “kral dairesi”, geride türbe, sağda eski köprü (Fotoğraf: Pınar Koyuncu)

2013 yılının Ekim ayına kadar, 27 yıllık hayatımda Türkiye’de gidebildiğim vilayetlerden en doğuda olanı Kayseri idi. Ta ki “Seneye göremeyebiliriz, artık gitmeliyiz!” motivasyonu ile Hasankeyf’e gitmeye karar verip, Batman’a uçak bileti alana kadar… Batman’a iner inmez araba kiralayarak, kafamızdaki soru işaretlerini arka koltuğa oturtup başladık karış karış gezmeye. 3 günlük kısa gezimizin rotasını Batman – Hasankeyf –  Midyat – Mardin olarak belirlemiştik. Ancak gördüklerimizin yoğunluğu ve insanların sıcaklığı sayesinde çabucak uyum sağlayıp, uzun zamandır bildiğimiz yerlerde olduğumuz hissi ile gezdik bu süre boyunca.

İlk durağımız olan Hasankeyf’i görme isteği, aslında bu yolculuğa karar vermemizin de ilk sebebi idi. Son yıllarda sık sık kulaklarımıza çalınan ismini, hafızamızdaki birkaç fotoğraf ile bütünleştirmeye çalışıyorduk. Havasını koklamak, Dicle’nin sesini dinlemek, insanları ile konuşmak ise bambaşkaymış.

Batman Belediyesi BAKSAD
Batman Belediyesi BAKSAD
Dicle’ye nazır mağara-evler (Fotoğraf: Pınar Koyuncu)
Dicle’ye nazır mağara-evler (Fotoğraf: Pınar Koyuncu)

Hasankeyf tabelasını görmemiz ile artan heyecanımız, arabayı durdurur durdurmaz etrafımızı saran çocuklu-büyüklü “rehber” kalabalığı ile şaşkınlığa dönüştü. Hem kitap satmak, hem de rehberlik yapmak isteyen minik kalabalıktan önce iki tane kitap alıp, yaşı biraz daha büyük olan Bilal’i bize eşlik etmek üzere arabamıza aldık. Sonraki 3 gün boyunca sık sık duyacağımız üzere, Bilal bize “hocam” diye sesleniyor ve (İstanbul’da artık alışık olmadığımız derecede) kibar davranıyordu.

 Zeynel Bey Türbesi ve çevresi (Fotoğraf: Pınar Koyuncu)
Zeynel Bey Türbesi ve çevresi (Fotoğraf: Pınar Koyuncu)

Hasankeyf’e girer girmez yanından geçip gittiğimiz ve yaklaşmanın mümkün olmadığını zannettiğimiz türbe ilk durağımız oldu. Dışındaki çini mozaiklerin çoğu dökülmüş ve çalınmış olan Zeynel Bey Türbesi,  Akkoyunlular’ın Hasankeyf’te bıraktığı ve Azerbaycan ile Türkistan yöresi mimari özelliklerini Anadolu’ya taşımış olan tek eser. Bu önemin farkında olan (!) Türk yetkililer, Ilısu Barajı’nın bölgeyi sular altında bırakması sebebi ile “Yeni Hasankeyf”e yerleşilirken taşınacak olan iki yapıdan birinin bu olmasına karar vermiş. Kafamızı kaldırınca yeni yerleşimi görüyoruz; Raman Dağı’nın eteklerinde, Türkiye’nin artık her şehrinde görmeye alıştığımız ve yüreklere korku salan TOKİ betonları…

Arkada Raman Dağı’nın eteklerinde TOKİ evleri, sol önde minarenin üzerindeki leylek yuvası (Fotoğraf: Pınar Koyuncu)
Arkada Raman Dağı’nın eteklerinde TOKİ evleri, sol önde minarenin üzerindeki leylek yuvası (Fotoğraf: Pınar Koyuncu)
Doğa Derneği Hasankeyf
Doğa Derneği Hasankeyf

Bu blokları görünce manzara biraz daha gözümüzde canlanıyor, o kadar büyük bir alan sular altında kalıyor ki… Bilal’e durmadan sorular soruyoruz; sabırla tek tek cevaplıyor. Suların, El-Rızk camisinin minaresinin üst noktasına kadar ulaşacağını söylüyor; bu minare taşınarak korunacak olan ikinci yapı olarak belirlenmiş. Gezintimizin ilerleyen dakikalarında bir esnaftan duyduğumuz, “Annem yaşlı, Yeni Hasankeyf’e taşınmak istemiyor. Oraya gidersek fazla yaşamaz,” şeklindeki sözleri, muhtemelen bu minarenin tepesinde yuvası olan leylekler için de geçerli…

Bir sonraki durağımız Artuklular’dan kalan, Zeynel Bey Külliyesi’nin bir parçası olan hamam yapısı. Bilal’in anlattığına göre, Hasankeyf’e gelenler kente girip köprüyü geçmeden önce burada mutlaka yıkanırlarmış.

Solda Dicle’nin taşması ile büyük kısmı yıkılan hamam, ortada El-Rızk camii minaresi, Dicle ve sağdaki kale üzerinde görülebilen kayaya oyulmuş merdiven.(Fotoğraf: Bahar Koyuncu)
Solda Dicle’nin taşması ile büyük kısmı yıkılan hamam, ortada El-Rızk camii minaresi, Dicle ve sağdaki kale üzerinde görülebilen kayaya oyulmuş merdiven.(Fotoğraf: Bahar Koyuncu)

Dicle’nin kıyısındaki türbe ve hamamın olduğu bölümden, karşımızdaki kaleyi uzun uzun seyrediyoruz. Kaleye tırmanmak için kayaların içine gizli sarp merdivenler oyulmuş. Kale son birkaç yıldır kapalı olduğu için bu merdivenlere ulaşmak mümkün değil ama Bilal gizlice oraya nasıl geçileceğini biliyor, bizi kaleye de sokabilir. Çok istesek de, zamanımız kısıtlı olduğu için bu seferlik bu maceraya atılmama kararı alıyoruz. Bir kuş sürüsü türbe tarafından havalanıyor… Dicle yöresine özgü ve Ilısu Barajı’nın faaliyete geçmesi ile yaşamı tehlikeye girecek olan kuş türlerinden olduklarını düşünerek izliyoruz onları (Araştırmalarda bu yöreye özgü 120’nin üzerinde kuş türü tespit edilmiş; bunlardan 18’inin üreme alanı Hasankeyf ve çevresi).

Kuşlar…(Fotoğraf: Bahar Koyuncu)
Kuşlar…(Fotoğraf: Bahar Koyuncu)

Köprüden geçip arabayı bırakarak, çarşının içinden kale tarafına doğru tırmanıyoruz. Kime sorsak doğup büyüdüğü toprakları terk etmek istemediğini, buradaki tarih ve kültürün dünyada tek olduğunu, o yeni konutlarda yaşayamayacağını, üstelik yaşamak istemediği bir yere taşınmak için borçlandırıldığını ve buna gücünün yetmeyeceğini anlatıyor. Yakın zamana kadar mağara-evlerde yaşayan, evlerini topraktan yapan, akrep tırmanmasın diye maviye boyadığı demirden yatakları dama çıkartıp sıcak havalarda dışarıda uyuyan bu insanlar, “çağın malzemesi” betonun kendilerine ne fayda getireceğini anlayamıyor. Bu sohbetler sırasında öğreniyoruz ki, yeni yerleşime taşınmayı savunan tek kişi sesini medyada duyurduğu için kamuoyunda yanlış bir kanıya sebep oluyormuş; Hasankeyf’te kimse onun fikirlerine katılmıyor ve kendilerini temsil etmesinden hoşlanmıyormuş. Köylerin çoğunun boşaltılmış olduğunu, toplam 144 yerleşim yerinin barajdan etkileneceğini, 37.000 kişinin yurdundan edileceğini, Hasankeyf gibi en az 289 arkeolojik sit alanının sular altında kalacağını dinliyoruz.

Akrepler mavi renge gelmezmiş, damda uyunacaksa yatak demirleri maviye boyanmalı… (Fotoğraf: Pınar Koyuncu)
Akrepler mavi renge gelmezmiş, damda uyunacaksa yatak demirleri maviye boyanmalı… (Fotoğraf: Pınar Koyuncu)
Hasankeyf Çocuklar
Hasankeyf Çocuklar

Kale, güvenlik gerekçesi ile birkaç yıl önce boşaltılıp kapatılmış olmasına rağmen, Bilal’e göre konu güvenlik değil turistlerin ilgisini azaltmak. Binlerce yıldır yerleşim yeri olarak kullanılan büyük kalenin uç noktasından krallar Dicle’yi izlermiş. Bunun arkasındaki küçük kalede ise Anadolu’nun ilk darphanesi olduğu söylenen, ulaşımı imkansız görünen kaya kütlesi yer alıyor. Kale bölgesinde mesken olarak kullanılan evler, su havuzları, su kanalları, sarnıçlar, değişik amaçlarla kullanılan mağaralar ve burç kalıntıları yer alıyor. Bilal bize gezimizin her köşesinde pek çok detay anlatıyor; kalenin “kral dairesi”nde yalıtımı sağlayan küplerden, gücü simgeleyen aslan figürlerine; eski köprünün ayağındaki bir taşa oyulmuş kadın deseninden, iki caminin ustası ile çırağının ilişkilerine…

Kale (Fotoğraf: Pınar Koyuncu)
Kale (Fotoğraf: Pınar Koyuncu)

Manzarayı izleyebileceğimiz en güzel noktalardan birinde içinde bal, ceviz, süt bulunan Türk kahvesini yudumlarken köprünün yüz yıllar önceki halini hayal etmeye çalışıyoruz. Kitabesi olmadığı için yapılış tarihi bilinmese de, Artuklular’dan kalma olduğu ileri sürülen köprü kemer açıklığı itibarıyla Ortaçağ’da yapılan köprülerin en büyüğüymüş. Bazı kaynaklarda açılır kapanır köprü olduğu da iddia edilen orta kısmının ahşap olduğu biliniyor. Düşman şehre saldırdığı zaman bu ahşap bölüm yerinden kaldırılır, düşmanın şehre girişi engellenirmiş. Köprü hikayelerini dinlerken, duvarda asılı olan halıya dokunmuş “Son Akşam Yemeği” tablosuna gözüm takılıyor; burada tarih, din, dil, kültür gerçekten sindirilip, anlatılamayacak derecede kaynaşmış.

Halıya dokunan Son Akşam Yemeği(Fotoğraf: Bahar Koyuncu)
Halıya dokunan Son Akşam Yemeği(Fotoğraf: Bahar Koyuncu)

İSKİ’nin internet sayfasından da ulaşabilecek, bir komedi senaryosunu aratmayan bazı bilgileri de rehberimiz bizimle paylaşıyor. Efendim, baraj suları buraya dolunca Hasankeyf su sporları imkanına kavuşacak, turizm cazibe merkezi haline gelecekmiş. Böylece “deniz kenarı”ndaki evlerinde oturan Hasankeyfliler de, kah kano, kah su kayağı yaparak hem zamanlarını değerlendirecek hem de geçimlerini sağlayacaklarmış. Bir de, sular altında kalacak olan köprünün restorasyonu için ayrılan trilyonlar var ki, içimize akan gözyaşlarını bir kat daha arttırdı. Restore edilen köprü ışıklandırılacakmış ki, dalmaya gelen turistler bu tarihi yapıyı daha iyi görebilsin.

Hasankeyf

Kaleye tırmanırken geçtiğimiz yollardan geri dönerken, artık pek çok kişiyle selamlaşıyoruz, yüzler aşinalaşmaya başladı bile… Bilal, bizi bir de John ile tanıştırmak istediğini söylüyor. John birkaç yıl önce Hasankeyf’e gönül vermiş ve buraya taşınmış olan bir araştırmacı. Öğleden sonrayı John’un konakladığı ve çalışmalarını yürüttüğü Has Bahçe’de yemek ve Hasankeyf üzerine sohbet ile geçiriyoruz. John umutsuz değil, barajın yapımı hemen hemen tamamlanmış ve su tutulmaya başlamış olmasına rağmen, Hasankeyf’in kurtulacağına yürekten inanıyor. 19 Mayıs’ta yine davet ediyor bizi, Hasankeyf’in tarihini ve doğasını korumaya ve bölgeye dikkat çekmeye yönelik bir buluşma planladıklarını anlatıyor. Gün kararmaya yüz tutmuş ve veda zamanı yaklaşmışken ihtiyacımız olan tam da bu; Dicle’nin sesini, Hasankeyf’in kokusunu bir kez daha duymak için tek bir bahane!

[video_embed][/video_embed]

hasankeyf_illustrasyon hasankeyf_illustrasyon


[one_half] [align type=”left”]pinar_koyuncu[/align] Yazan Pınar Koyuncu:
İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü Mezunu

Kategoriler
şehir

ŞEHİRLER : GELECEĞİN YAŞAM MÜCADELESİ VERDİĞİ ALANLAR

Bilim kurguların mimarileri kentsel tasarımı derinden etkiledi. Geleceğin şehirlerini oluştururken , Mega City-1 veya Transmet gibi çizgi romanlar bizlerin en iyi rehberlerinden olabilir.

Geçtiğimiz yıl Şubat ayında Yeni Zelanda’da “Şeytanların Tacizindeki Dünya”  başlıklı bir konuşma yaptım.  Konuşmamda geleceğin şehirler üzerine kurulan eski dönem vizyonlarını araştırarak hesaplamalı kentsel tasarıma yansıyabilecekler üzerine değerlendirmeler yaptım.

Özellikle, ’60ların mimari kollektiflerinden olan Archigram’ın radikal işlerinin, 1972’de ‘sosyal yazılım’ terimi ile dönüşü ve internet uzmanlarından 30 sene önce öngörülebilmiş olması, konuşmamın ana temalarımdan biriydi.

[custom_gallery id=”311″ ]

Yapılardan çok, Archigram belki de blogculuk ve yayıncılık ile ’60lardan itibaren görseller, kolajlar, makaleler ve provakatif çalışmalar yayınlayarak mimarlık ve tasarım dünyasında günümüze kadar uzanan inanılmaz bir etki yarattı.

Kullandıkları çizgi roman referansları, Amerikan süper kahraman estetiklerini barındırıyor, ama aynı zamanda sert mizaçları ile pop ögeleri, bilgisayar ve bilim-kurgu dünyasını blendırdan geçirip sağlıklı bir topak oluşturuyordu. Onlar ‘Walking City’ projeleri ile bilim kurgusal görselleri ile tanınıyor olsalar da , yaptıkları işin merkezine sibernetik ve otomasyon içeren çağdaş şehir sistemleri araştırmalarını koyuyorlardı.

Her ne kadar Archigram kendi vizyonlarını yapılaştırma şansı bulamamış olsa da, onlardan sonra gelen mimarlar bu bakışı geliştirerek inşaa edebildiler. Plug-in City konseptlerinin yansımaları Renzo Piano ve Richard Rogers’ın Paris’teki Pompidou Merkezi’nde rahatlıkla gözlemlenebilir. Mimarlığın ‘hi-tech’ (yüksek-teknolojik) etkileri ile yetişen Rogers, Norman Foster, Nicholas Grimshaw gibi ingiliz mimarlar ile sürdürülmüştür.

Rogers, son zamanlarda ikinci kariyerini kitaplar ve şehirlerin geleceği hakkında lobiler yaparak geçirdi. “Cities for a Small Planet” ve Cities for a Small Country” kitapları, kendisinin 80’ler ve 90’lardaki mimari ve kentsel tasarım pratiğini, bölgesel belediyeler ve idari birimler ile nasıl şehiryapma ve dönüştürme üzerine oturttuğunu anlatıyor. Geçen sene Rogers’ı konferans verirken gördüğümde telekominikasyonun ve teknoloji nin gelecekteki şehirlerinin biçimlerinde ne kadar kuvvetli tesir edeceğini anlatıyordu. “Şehirlerimiz inanılmaz bir şekilde bağlanıyor ve öğreniyor ” diyordu. İnsanların taşıdıkları mobil cihazlar, sensörler, wireless noktaları, şehrin nasıl iletişim kurduğu ile doğrudan bağlantı kuruyor. İnsanlar şehrin yürüyen mimarisini yaratıyor.

Şehirler, elimizdeki en iyi yaşam mücadelesi alanlarımızdan biri.

Görünüyor ki, şehirleri daha iyi kullanmayı, tasarlamayı ve yaşamayı öğrendiğimizde, hepimiz daha güzel br geleceğe sahip olacağız.

Kaynak:  iO9 “The City as a Battlesuit for Surviving the Future” yazısından alıntıdır.


[one_half] [align type=”left”]merveakdagoner[/align] Yazan Merve Akdağ Öner:
İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü Mezunu
 

 

Kategoriler
şehir

RUHUN AYNASI ŞEHİRLER

 “Ruhumu kalıpta eritip dondurmuşlar. Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar…” demiş Necip Fazıl. Sahiden de şehirler insanın ruh kalıplarıdır ve pek çoğumuzun düşündüğünün aksine, şehirler aslında canlıdır. Tıpkı üzerinde yaşayan insanlar gibi doğar, büyür, gelişir, dönüşüm geçirir ve ölürler.

Bizimle birlikte ayaklanır, bizimle birlikte aşık olur, direnir, şair olur, dumandan astım olur, trafikte boğulur şehirler. Çarşılar, meydanlar, pazarlar, sokaklar, otobüsler, vapurlar, simitçiler ve martılar… Şehri şehir yapan, İstanbul’u İstanbul yapan ahalisinin ruhudur. Büyük şehirlerde insan, hüznü de sevinci de bol kepçeden bulur. Kah alışveriş torbasını doldurur, kah çöp sepetini. Büyük şehirlerin nüfusu gibi ruhları da geniş olur. Ne kadar  farklı insan, farklı kültür varsa duygu zenginliği ve karmaşası da o kadar çoktur şehrin. Bu yüzden İstanbul gibi bazı şehirler hem yaşlı, hem çocuk olur.

Kısacası şehir, içinde yaşayanlarla ruh ve kimlik bulur. Biz yorgunsak İstanbul o gün yorgundur, biz mutluysak daha huzurlu… Biz sanatçıysak sergi olur o koca kent, biz müzisyensek konçerto.

Şehrin bir de aynaları vardır. Büyük vitrinler, pencereler değildir sırf bu aynalar. Öyle aynalardır ki, her duyguyu her düşünceyi yansıtır. Yüksek binalı şehirlerin egosunun da yüksek olması belki bu yüzdendir. Yeşil kentlerse aldığı nefese kanaatkardır. Şehir kendi nefes alabiliyorsa şehirlisine de aldırır. Tıpkı ayna gibi, şehir de aldığını yansıtır…

Evet, şehirler üzerinde yaşan insanlara göre şekillenir. Şehir bizim ruhumuzla rengini ve sesini bulur, kağıt üzeri projelerle, rant ilişkileriyle değil. Sonra o rengi ve zenginliği tekrar bize aktarır.

Gökdeleniyle gecekondusu aynı boğaza bakan, camisiyle sinagogu yan yana olan, izole edilmiş yoksul yaşamlarla ayrıcalıklı ve varlıklı hayatların bir arada yürüdüğü bir şehir İstanbul, farklılıklarla dolu, zengin bir mozaik… Her kırık köşe, her yakılan bina, gömülen tarih, kazılan her avuç toprak, sökülen her ağaç, şehrin ruhunu zedeliyor ve onu ufak bir kalıbın içinde sıkıştırıyor. Kent sıkışınca, biz de sıkışıyoruz. Daralıp da kaçmak istememiz bazen bu yüzden. Peki ya durumu tersine çevirsek? Yeşil ve özgür alanlarla dolu, her köşesi renkli ve canlı şehirde yaşamak, yaşarken her dakikasından keyif almak bir hayal mi? Ruhu özgürleştirmek ne kadar hayalse o da o kadar…

Dönüşümün ve gerilimin ortasındayken, ruhumuzu renklendirmek de bizim elimizde, özgür bırakmak da; şehri sessizleştirip sıkıştırmak da elimizde ona ses verip sahip çıkmak da…


[one_half] [align type=”left”]eceeyisoy[/align] Yazan A. Ece Eyisoy:
Marmara Üniversitesi Fransızca Kamu Yönetimi Mezunu
Ece tarafından yazılmış tüm yazılar için tıklayın …

Kategoriler
şehir

ŞEHİR BİÇİMLENDİRİLİYOR… LÜTFEN BEKLEMEYİNİZ!

[align type=”full-width” title=””]

interactive-street

[/align]

Şehre ses vermek… Hangi bölümüne, nereye, neden, ne zaman? Çoğu zaman karmaşık gelir böyle konular. “Var olan karakteri ortaya çıkarmak” ya da “sürdürülebilir dokuyu oluşturmak/korumak”  gibi kavramlar bir yandan kamuoyu ilgisi çekmek isterken bir yandan da sokaktaki amcadan, teyzeden, kendi çevremize kadar yoğun bir çaba ile anlatmamız gereken değerler olup çıkarlar. “Var mıdır şehirlerdeki, mekanlardaki dönüşümü açık bir şekilde anlatmanın bir yolu?”, işte biz bir yandan üretirken bir yandan da bunun peşinde olacağız. Herkesle iletişim kurabilen, çerçevelerin dışında tariflerin…

Yoğun bir değişim ve dönüşüm çağından geçerken, teknoloji de olanaklar ile birleşiyor. Varolan gelişim içerisinde çevremizde ve şehirlerimizde, korunması, dikkat edilmesi, iyileştirilmesi gereken değerleri, çeşitli şekillerde aktarmak ve değerlendirmek de bir ihtiyaç oluyor. Toplumumuzda kimi sanata düşkün, kimisine birşey ifade etmiyor, kimi mimariyi kendi yaptığı kadar biliyor, kimisi şehirler inşaa edecek kadar bilgisi olsa da paylaşmaya değer bulmuyor… Aynı ülkenin kaderini paylaşsak da herkesin uğraşı da, algısı da farklı. Bu noktada sanat anlayışına “tidy up” (toparlan) diyerek farklı bir bakış getiren  Ursus Wehrli bize ilham veriyor. Kendisine karmaşık görünen eserleri bakış açısına göre düzenliyor, bazen renklerine bazen büyüklüklerine göre kümeler oluşturuyor.

Bu çalışma herkesin kendine göre bir anlama yeteneği olduğunun bir kanıtı, köydeki teyzenin de plazadaki patronun da. Kendisi cesaretle bu yolda gitmiş ve sanata hem eğlenceli, hem de dinamik bir yapı kazandırmış. Günlük yaşamımızda her birimiz karmaşık bilgilerin anlaşılır kılınmasını sağlayan birçok kümeleme çeşidini kullanıyoruz. Şehirleri bir son ürün olarak gördüğümüzde, onu oluşturan malzemelere bakarak gelecekte nasıl bir sonuçla karşılaşabileceğimizi rahatlıkla öngörebiliriz. Biz bu karakterlerin dönüşümünü anlamayı, çevrenin, şehrin, belki de kendimizin farkındalığını arttırmak olarak görüyoruz.

Ruhun aynasıdır şehirler diyoruz da, ne kadar yaşatabiliyoruz onu?

Şehirlerde yitirilen doku, zanaat ve kültürler, bir zaman sonra geri dönüşü olmayan nitelik kayıplarına yol açar. Niteliksiz üretimler ve boşluklar, insanların önemsemediği mekanlara dönüşür. Karakterini kaybetmiş şehirler, kopyalanmış binalarla kaplanır. Sokakta dinlenemeyen, oynayamayan, sokağı kullanamayan insanlar gittikçe birbirlerinden ve birbirleri ile beslenmekten uzaklaşır. Bir kitap zamansızsa güzeldir belki ama bir şehir var olduğu çağa da uymalıdır. Şehir yaşanır, dinamiktir, özdeştir.

Ve bir toplum çevresini inşaa ederken kaderini de inşaa eder. Sosyal, kültürel ve üretim kapasitesi ile doğa arasında tercihlerini kendi yapar. Permakültür ile mi özdeşleşecek yoksa gökdelenler mi kaplayacak semasını? Bazen doğru bildiğimiz yanlışlar bizi seçim yapmaya götürür, böylece Anadolu’nun verimli toprakları bir anda AVM’lere dönüşür. Birçok yeteneği olan ve öğrenmeye açık gençler de zanaat öğrenmek yerine iş kuyruklarında bekler. Acaba bu gidişten bir çıkış yolu sağlanabilir mi, ne dersiniz?

Tarihin her döneminde sanat, mimari ve kültür üretimleri o anı yaşatır, belgeler ve türetir. Yıllarca birçok zorluk görmüş , savaşlar, yoksunluklar geçirmiş toplumumuzun artık bu üretimlere nitelikli ve özgün şekillerde geçmesi bizim gayemiz. Bunu yaparken de her alanda mümkün olduğunda katılımcı, disiplinlerarası, özgür platformlar, yeni yolları açmaya, yeni görüşleri kazanmaya, paylaşmaya, üretmeye, zihinleri ve şehirleri biçimlendirmeye olanak sağlayacaktır.

Gelin bunu hep beraber yapalım!

[align type=”full-width” title=””]

uv_corbauv_otopark

[/align]


[one_half] [align type=”left”]merveakdagoner[/align] Yazan Merve Akdağ Öner:
İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü Mezunu

Kategoriler
data şehir

Şehrine Ses Ver İnfografik Atölyesi 1 | Kadıköy Sergisi Açıldı

Şehrine Ses Ver İnfografik Tasarım Atölyeleri, infografikler yardımı ile şehrin ana kullanıcılarının ve profesyonellerin, yaşadıkları veya tasarladıkları alanlardaki farkındalıklarının arttırılmasını hedefliyor. tasarimyarismalari.com ve infografik.com.tr organizasyonunda düzenlenen ilk atölye, Kadıköy’de Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi (MSGSÜ) Enformatik Bölümü ve Tasarım Atölyesi Kadıköy (TAK) işbirliği ile 7 Eylül – 7 Ekim tarihleri arasında gerçekleştirildi. İstanbul’un Kadıköy semtinde düzenlenen ilk atölyenin infografikleri, 25 Ekim – 9 Kasım arasında ilk olarak Tasarım Atölyesi Kadıköy’de sergilendi. Ayrıca 9 Kasım – 15 Kasım tarihleri arasında AmberFest kapsamında sergi yapıldı.

Atölye sürecinde çeşitli disiplinlerden bir araya gelen üçer kişilik beş grup, semt ile ilgili beş ana konu çalıştı. Son Durak Haydarpaşa, Herkesin Kadıköy’ü, Göztepe Parkı, Kadıköy’de Kültür ve Sanat Üretimi ile Semt Pazarları/ Gel Vatandaş Gel başlıklarında hazırlanan infografikler için ekipler, kendi alanlarında işlenmemiş dataları toplayarak metaforlar yardımıyla infografiklere dönüştürdüler.

Şehrine Ses Ver Atölyesinde, organizasyon ekibi ve katılımcılar, hızla gelişen ve değişen yaşam alanlarını, bilimsel bir araçla kavramayı; kentin zaman içerisindeki dönüşümünü aktararak profesyonellerin ve kentlilerin çevrelerindeki dönüşüme ve gelişime iştirak etmeyi cesaretlendiriyor. Bunu yaparken mümkün olduğunca disiplinlerarası bir ortam oluşması, şehrin gelişimine hem sosyolojik, hem tasarımsal, hem de istatistiki bilgi aktarılması, bütünleşen ihtiyaçlar için kritik bir önem arz ediyor. Kentsel stratejiler, yaşanabilir kimlikli şehirler ve tasarımlar geliştirmeye eşlik edecek infografikler, ülkemizde bu alanı hedefleyen ilk disiplinerarası çalışmalardan biri olma özelliğini koruyor.

[custom_gallery id=”185″ layout=”sliced”]

Kategoriler
data şehir

İnfografik Atölyesi 1|Kadıköy Atölye Süreci

İnfografikler yardımı ile şehrin ana kullanıcılarının ve profesyonellerin, yaşadıkları alanlardaki farkındalıklarının arttırılmasını hedefleyen,Türkiye’nin bir ilçe özelindeki ilk infografik atölyesi, İstanbul’un Kadıköy Semtinde gerçekleştirildi. Bir tasarimyarismalari.com ve infografik.com.tr projesi olan Şehrine Ses Ver Projesi kapsamında düzenlenen ilk atölye, Kadıköy’de Tasarım Atölyesi Kadıköy ve MSGSÜ Enformatik Bölümü işbirliğinde semtle ilgili var olan bilgilerin toplanması, yararlı bilgilerin ayırt edilmesi, görsel olarak işlenerek kolay algılanabilir hale getirilmesini amaçlıyor.

Şehrine Ses Ver 1 l Kadıköy, bölgenin sosyal ve kültürel değerlerinden beslenerek ilçedeki yaşamı oluşturan insanların, yapıların, alanların, araçların, kurumların ve işletmelerin nicelik ve niteliklerinin araştırılması ve gözlemlenmesi ile elde edilecek verilerin işlenmesi ve infografikler aracılığı ile aktarılmasını sağlayacak. Yoğun nüfus yığılmaları, ekonomi, sosyal bilinçsizlik, arz-talep ilişkisindeki kopukluklar, hızla dönüştürülen alanlar ile kentler hızla dönüşüme uğruyor. Günümüz teknoloji çağında, dünyanın değişimi ile insanlar, ihtiyaçları, kullanımları farklılaşıyor. Hayat hızlanırken kentten sosyal, ekonomik ve mekânsal olarak beklentiler değişerek çoğalıyor. Şehrine Ses Ver Atölyesinde, organizasyon ekibi ve katılımcılar, hızla gelişen ve değişen yaşam alanlarını, bilimsel bir araçla kavramayı; kentin zaman içerisindeki dönüşümünü aktararak profesyonellerin ve kentlilerin çevrelerindeki dönüşüme ve gelişime iştirak etmeyi cesaretlendiriyor. Bunu yaparken mümkün olduğunca disiplinlerarası bir ortam oluşması, şehrin gelişimine hem sosyolojik, hem tasarımsal, hem de istatatistiki bilgi aktarılması, bütünleşen ihtiyaçlar için kritik bir önem arz ediyor. Uzun süredir disiplinlerarası çalışmayı teşvik eden, sürecin de değerli bir ürün olduğunu savunan ekip, bunun paralelinde yaptığı duyuru ile gelen 55 grup ve kişi başvurusundan interdisipliner iki grup seçti, ayrıca üç grubu da kriterler dahilindeki kişisel başvurulardan oluşturdu. Katılımcılar, görsel iletişim tasarımı, mimar, endüstri ürünleri tasarımcısı, şehir ve bölge planlama, halkla ilişkiler, sosyolog-kamu yönetimi, grafik tasarımcı ve sosyal bilim uzmanlık alanlarından oluşuyor. 9 üniversiteden gelen katılımcılarda, 3. ve 4. sınıf öğrencisi olması ile mezuniyetlerinin üzerinden en fazla 2 yıl geçmiş olması koşulu arandı. [align type=”full-width” title=””]

Şehrine Ses Ver Katılımcıları İnfografiği
Şehrine Ses Ver Katılımcıları İnfografiği

[/align] Çalışmalara ilk hafta yuvarlak masa tanışması ile başlandı. Projenin amacı ve vizyonu katılımcılar ile paylaşıldı. Kadıköy üzerine belirlenen konular  ile program  aktarıldı. [align type=”full-width” title=””] 1 [/align] İkinci hafta, infografik kavramı, infografik örnekleri ve tasarımı, veri toplama ve ayrıştırma teknikleri paylaşıldı. Bu noktada disiplinlerarası oluşan platformun ürettiği görüşler ve fikir alışverişleri oldukça verimli oldu. Kişisel çalışma yapılması alışkanlığının ekip ortamına geçerken yaşattığı zorluklar gruplar tarafından tecrübe edilirken, birbirlerini tamamlayıcı unsur olarak görebilen ekipler daha hızlı yol aldılar. Ekipler konularını belirleyerek bu konular üzerinde veri toplama, ayrıştırma, senaryo ve metafor üretimi, infografik başlığı ve tipografi tasarımı, piktogram tasarımı ve görselleştirme üzerine çalıştılar.

Atölye’ye katılan grupların atölye hakkındaki görüşleri


 Lokomotif grubunu oluşturan Alper Hatinoğlu, Gökhan Karakoç ve Sefa Feyzioğlu,’ Son Durak Haydarpaşa’  isimli çalışmalarını geliştirdiler.
9
Şehrine Ses Ver İnfografik Atöltesi Lokomotif Grubu

 Çalışma günlerinde erken saatte izmit’ten yola çıkarak Alper ile İstanbul’a geldik.. Konumuzu Haydarpaşa olarak belirledik. Grup ismimiz lokomotif oldu ve logomuzu hazırladık. Konuya yaklaşımımız toplantılarla daha da iyi şekillendi. Bir mindmap uygulaması yapıp konumuzu daha spesifik hale getirdik. Konumuz belirginleşti ve veri toplamaya başladık, onları süzdük. İçerikte ne kullanacağımızı belirledik. Sonra beyin fırtınası yaparak bu bilgileri ne  tarzda, nasıl sunabileceğimizi düşündük. Şehrine Ses Ver ekibi ile de konuşarak melez bir infografik çalışması yapmaya doğru yol aldık. Sefa, katılımcı demografilerinden ilk hafta yaoılan yuvarlak masa toplantısından yola çıkarak bir infografik tasarladı. Çalışmamızda, Haydarpaşa ile ilgili basit eskizlerden detaylı taramalara girdik. İzometrik bir alan çalışması yaptık, iş bölümü ile metaforlar çıkararak piktogramları, renkleri, nesneleri belirledik yazı ailesi setini seçtik ve çalışmaya başladık. İşin dijital alandaki ayağında oldukça emek sarfettik. Veri seçiminde ve kullanımında zorluk çeksek de infografiğimizde güzel bir grafik dil ile verileri kullanmaya özen gösterdik. Şehrinesesver insiyatif olarak değerli bi yapı. üstünde bir akıl ve emek var. Hepinize her şey için teşekkür ederiz. 


Tezgah Grubunu oluşturan Ayşe Ece Eyisoy, Ayça Bayrak ve Ceyda Pektaş, Semt Pazarları “Gel Vatandaş Gel!” temasında çalıştılar.

Şehrine Ses Ver İnfografik Atölyesi Tezgah Grubu
Şehrine Ses Ver İnfografik Atölyesi Tezgah Grubu
Konular arasından ortak ilgimizi en çok çeken konu semt pazarlarıydı. Pazar araştırmasının keyifli olacağını düşünmemizin yanında, alan çalışmaları da yaparak renkli bir çalışma olabilir diye düşündük. Üstelik pazarların hayatta kalmasına bağlı olan bir kültürel ve toplumsal değerler toplamı var. Aynı zamanda sosyal bir paylaşım ortamı da olan pazarlar; her sınıftan tüketiciye hitap eden yapısı ve yerli ekonomiye olan katkısının yanında; şehir içinde olduğu kadar şehir dışında yaşayan pek çok kimsenin, köylülerin, de hayatında önemli bir role sahiptir.
Toplumsal kimliğimizin bir parçası olan pazarların geleceği, tüketicinin tercihi ile doğrudan ilgilidir. Bu nedenle tüketicinin semt pazarlarının sağladığı fayda ve avantajları hatırlaması, yaşadığı çevredeki pazarları tanıması ve pazarlara erişebilmesi önemlidir.
Bütün bu noktaları göz önüne alarak, sürecin ilk aşamasında çalışmamızı; pazarların fayda ve avantajları, Kadıköy genelindeki pazarların bilinen ve bilinmeyen yönleri ile tanıtılması ve pazarlara ulaşım başlıkları üzerine inşa etmeye ve infografik tasarımımızı akış diyagramı şeklinde hazırlamaya karar verdik. Böylece eğlenceli ve esprili bir dille hazırlamış olduğumuz akış diyagramımız hem daha keyifli bir hal alacak hem izleyicinin katılımını sağlayarak dikkatini kazanabilecektik.
İkinci aşamada, belirlediğimiz başlıklara uygun verilerin neler olabileceğine ve bu verileri nerelerden elde edebileceğimizi listeledik. Yaptığımız listeye göre bir iş bölümü yaparak planımızı eyleme geçirdik. Kadıköy’deki pazarlara giderek gözlem yaparak, pazarcı ve seyyar esnaflar odasını ziyaret ederek, internet taraması yaparak birçok veri elde ettik.Bir sonraki aşama verileri bir araya getirerek akış diyagramı oluşturma kısmı. Bu kısımda biraz zorlanmakta olsak da inanıyoruz ki güzel bir sonuç elde edeceğiz.
Çalışmamızın; Kadıköy’ün kültürel kimliğinin ve renkliliğinin bir parçası olan semt pazarlarının tekrar hatırlanmasına ve gerekli önemim verilmesine katkısı olacağını umuyoruz.

Kedi Grubunu oluşturan Pelin Kahraman, Sevcan Alkan ve Yağmur Ruzgar, Kadıköyde Üretim Başlığı altında Kültür ve Sanat üretimi üzerine yoğunlaştılar.
18
Şehrine Ses Ver İnfografik Atölyesi Kedi Grubu

 Çalışmamızın başlangıcında amacımız Kadiköy’de Üretim başlığı altında Kadiköy’ü yegane yapan küçük çaplı üretim yerlerini ve onların kendilerine özgü ürünlerini ön plana çıkaran bir infografik hazırlamaktı. Ancak bu kapsamda araştırmalarımıza başlandığımızda asıl incelemek istediğimizin Kadiköy’ün kültür ve sanat alanlarındaki faaliyetleri olduğunu farkettik ve konumuzu bu şekilde sınırladık. Bu noktaya gelmemizde; “Kadiköy sanata yeterince açık ve ilgili iken neden daha büyük galeriler burada yok? Neden örneğin Bienal gibi uluslararası bir etkinliğin bir ayağı da Kadiköy’de değil?” gibi sorular etkili oldu. Örneğin Beyoğlu’ndaki bir galeri açılışına giden insanlarla konuştuğumuzda yaklaşık olarak %42’sinin Kadiköy’den gelmiş olduğunu farkettik. Bu düşünceler doğrultusunda hazırladığımız infografiğimizde Kadiköy’ün sahip olduğu kültürel ve sanatsal faaliyetlerin ne kadar çok ve değerli olduğunu istatistiksel veriler ile kanıtlamaya çalıştık. Bir yandan Kadiköy’ün görünmeyenini gösterirken diğer yandan da daha fazlasının neden olmadığını sorguladık. 


Muera Grubunda Büşra Cantürk, Ezgi Gül ve Mustafa Güney Kadıköyün Akciğerleri Parklar konu başlığı altında Göztepe Parkını incelediler.
Şehrine Ses Ve İnfografik Atölyesi_Muera Grubu
Şehrine Ses Ve İnfografik Atölyesi_Muera Grubu

İnfografiğin ne olduğu, infografik çeşitleri, hizmet ettiği amaçlar (yararlı bilgileri kolay algılanır hale getirebilmek, infografik çalışması yapılacak alandaki farkındalığı artırmak gibi), hangi infografik çeşidinin nasıl çalışmalarda kullanılabileceği, bilgiye ulaşma yolları ve hatta google kullanma metodları hakkında dahi saygı ve sevgideğer atölye yöneticilerimiz aracılığıyla bilgi edinmemizin ardından sıra konu seçmeye gelince epey bir zorlandığımızı itiraf etmeliyiz. Bunun grubumuzun bireysel çalışmaya alışkın birer bir grafik tasarımcı, bir mimar ve bir endüstriyel tasarımcıdan oluşmasının da bir neticesi olduğunu düşünebiliriz. Üçümüz de bambaşka konuları çalışmaya hevesliyken yürütücülerin önerisiyle Kadıköy’de Parklar konusunu seçtik. Ardından Kadıköy’deki tüm parklar hakkında bilgi toplamak için zamanımız kısıtlı olduğundan Göztepe 60. yıl Parkı’nda, yepyeni olması ve pek çok ilki içinde barındırmasından dolayı karar kıldık. Bilgi toplamak için parka gittiğimizde tramplenlerde zıplayıp birkaç oyuncakla epeyi vakit geçirdik, çalışmanın tadını çıkardık. Her neyse, park koordinatöründen ihtiyacımız olan bilgileri aldıktan sonra format üzerinde çalışmaya başladık. Eskizlerimizde, bilgi akışının yönünü belirten geniş açılı çizgiler kullandık, parkın rengarenkliğine ithafen renk çeşitliliğine önem verdik ve park denince akla gelen küçük imgeleri piktogram olarak kullanmaya özen gösterdik. Her şey için teşekkürler. 


Nokta Grubunda Mehmet Oğuz Arıkan, Zeynep Burcu Kaya ve Gürkan Kuşçu Kadıköy’deki Odak Noktalar üzerine çalışma yaptılar.
Şehrine Ses Ve İnfografik Atölyesi_Nokta Grubu
Şehrine Ses Ve İnfografik Atölyesi_Nokta Grubu

Sürece baslarken aklımızda yabancı turistleri öncelikli hedef alan, Kadiköy’u tanıtıcı bir harita çalışması vardı. Daha sonra harita formatından uzak durmak adına başka fikirler geliştirmeye calıştık ve haritayı soyutlayarak kullanmaya karar verdik. Kadiköy imgesini oluşturan ögeleri listeledik. Bu sırada sadece turistleri ele almak yerine, kadikoyün zengin çesitlilikteki kullanıcılarının rotalarını, en çok kullandıkları mekanlar üzerinden gostermeye karar verdik. Kamusal alanlar üzerinde yogunlaşarak Kadıköy’ün odak noktalarını belirledik. Bu odak ve buluşma noktalarını demografik olarak grupladık ve stereotiplerimizi oluşturmaya basladik. Altı stereotipin, Kadiköy merkezdeki bir günlerini ele alan altı rota çıkardık. Rotalar içerisinde Kadıköy imgesini oluşturduğunu düşündüğümüz mekanların bulunmasına dikkat ettik. İkinci hafta içerisinde listeledigimiz tüm mekanlara dair verileri topladik. Bu veriler arasından en ilgi çekicilerini ayıklayip belli bir dil kullanımıyla senaryolar geliştiriyoruz. Son aşamaya geçtigimizde rotaların basit grafiksel çözümlemelerine yogunlaştık. Mekanların arasındaki ilişkilerin vazgeçilmez olduğu düşüncesi ile seçtiğimiz noktaların çizgisel değil, mekansal bağlamları da taşıyarak birleştirilmelerine karar verdik. Tum rotaları biraraya getirme aşamasi zorlayıcı bir aşama ve bunun üzerinde uzun süre uğraştık. Aynı zamanda mekanlar uzerine piktogram  çalışmaları yaptık. Verileri senaryo içerisinde cümleleştirerek vermek üzerinde çalıştık. Kişiler üzerinden kurduğumuz senaryo ile keyifli bir infografik hazırladık.

Çalışma süresince TAK’tan Hazar Arasan ve MSGSÜ BOST yüksek lisans öğrencisi Tahsin Demir, yardımcı oldular. Atölyeye kayıt olmak, takip etmek ve daha ayrıntılı bilgi için web sitemizi takip edebilirsiniz. Çalışmalara “atölye ürünleri” bölümümüzden ulaşabilirsiniz.

 


[recent_portfolios count=”5″ ratio=”16:9″ category=”3″]