Gözlerimi kocaman açıyorum. Çok karanlık. Kapatıyorum. Olmuyor. Yine açıyorum; karanlığın geçici olacağını kendime hatırlatarak… Yine de biraz endişe hissettiğimi kendime itiraf etmiyorum.

Geçtiğimiz hafta bitirmiştim Jose Saramago’nun Körlük kitabını. Dünyadaki tüm insanların bulaşıcı bir hastalık nedeniyle bir anda kör olmaya başlamasını anlatan kitapta, insanlar başlarına geleni “bembeyaz, engin bir süt denizine dalmışçasına” bir körlük olarak tarif ediyordu.

Burası ise simsiyah bir körlük… Katran denizine dalmışçasına…

Karanlıkta dialog
“Karanlıkta Diyalog” sergisindeyim. Yaklaşık 1,5 saatlik bir süre boyunca karanlıktan başka bir şey görmeyeceğim; oldukça kısa bir süre, ama bir ara sergiden çıkmak isteğimi zar zor bastırıyorum. Merak yine diğer duygularımın önüne geçiyor; neler olacağını çok merak ediyorum…
Sergiye 8’er kişilik gruplarla ve rehber eşliğinde giriliyor, biz zaten 5 arkadaşız. Ekibimizde yer alan diğer 3 kişi de birbirini tanıyor. Girişte değneklerimizi alıyoruz ve kısaca bilgilendiriliyoruz, sonra da rehberimiz ile buluşmak için dönemeçli bir koridordan tek sıra halinde geçiyoruz. Rehberin sesini duyduğumuz ilk an bizi çok rahatlatıyor. Onun görmeme konusunda bir ömürlük tecrübesi var, biz ise farklı bir deneyim yaşamak ve bu deneyim ile bir kentte yaşamanın zorluklarını anlamak isteyen meraklılarız.

Rehberimiz isimlerimizi hemen öğreniyor, çok kısa sürede sesimizden ve boyumuzdan bizi tanımaya başlıyor (“Pınar, maşallah, 1.80’sin?!”), oldukça gürültülü olan grubumuzu kolaylıkla idare etmeyi başararak, oluşturulmuş olan kapkaranlık parkurda bizi gezdiriyor. Parkur İstanbul’u temsil ediyor, bir parkta geziniyoruz (evet bir zamanlar İstanbul’da parklar da varmış), sesleri duymaya konsantre oluyoruz, rüzgarın yönünü ve zeminin farklılaştığını hissetmeye çalışıyoruz, kaldırımdan inmekte acele eden arkadaşımızı rehberimizin dikkati sayesinde durduruyoruz. Sağ elimdeki değneği, tarif edildiği gibi tutuyorum. Sol elimi ise sürekli öne uzatmaktan kendimi bir türlü alıkoyamıyorum. İlk dakikalarda başarı ile tek sıra halinde yürüyen ekimizde ise zamanla kopukluklar olmaya başlıyor, her yönden farklı sesler duyuyorum ve sürekli başkaları ile karşılaşıp “sen kimsin?” diye sormak zorunda kalıyorum.

Toplu taşımada boş kalan yeri görmeden bulmamın imkanı olmayacaktı, rehberimiz hemen koltuğu “görüp” beni yerleştirdi. İstiklal’deki tramvay yolculuğu, etrafı izleyemeyince çok uzun geliyormuş, hiç aklıma gelmezdi. Allahtan Tünel’de değil de Galatasaray’da indik, daha uğramamız gereken başka yerler de vardı. Vapurda yine martı sesi dinledik, denizdeki dalgaları göremesek de midemizde hissettik. Kentteki zorlu maceramızı tamamlayıp da oturma odasına geçerken, her birimiz oturacak yer bulabilmek için birbirimize yardım ettik. Duvardaki Braille alfabesine (Körler alfabesi) dokunduk, ama çözmek biraz zaman alacaktı.

Parkurun sonuna geldiğimizde, bizi çıkışa yönlendiren koridor çok hafif bir şekilde ve gittikçe biraz daha artarak aydınlanmaya başladı. Yürüyüşümün bile değişmiş olduğunu o anda fark ettim; boşta kalan sol elimi bir süre önce indirmeyi başarmıştım, ama düşmemek için adımlarımı bu kadar temkinli attığımın farkında bile değildim.

Sergiye hafta içi gittiğimiz için son seansa katılmıştık, o nedenle rehberimiz sergide çalışan diğer iki arkadaşı ile beraber bizimle mekandan çıktı. Yüzüne uzun uzun baktım, sadece sesini duyarak hayal ettiğimden oldukça farklı bir yüzü vardı. Üç arkadaş yönlerini çok emin bir şekilde tayin ederek Gayrettepe metrosunun merdivenlerinde gözden kayboldular. Biz ise yaşadığımız deneyimin şaşkınlığıyla tabelalara bakarak bile hangi yöne gitmemiz gerektiğini zor anladık…
—-
Karanlıkta Diyalog, 1988’de Almanya’da Prof. Dr. Andreas Heinecke tarafından oluşturulup hayata geçirildi ve dünya üzerinde 130 kentte 7 milyondan fazla insan tarafından deneyimlendi. 2013 yılı sonundan itibaren İstanbul’da Gayrettepe Metro İstasyonu Sergi Alanı’nda “görülebilecek” olan sergi, her yaş grubundan bireyin duyularını ve farkındalığını geliştirebilecek bir çalışma. (www.dialogistanbul.com)


pinar_koyuncu
 Yazan Pınar Koyuncu:

İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü Mezunu

Please follow and like us: