interactive-street

Şehre ses vermek… Hangi bölümüne, nereye, neden, ne zaman? Çoğu zaman karmaşık gelir böyle konular. “Var olan karakteri ortaya çıkarmak” ya da “sürdürülebilir dokuyu oluşturmak/korumak”  gibi kavramlar bir yandan kamuoyu ilgisi çekmek isterken bir yandan da sokaktaki amcadan, teyzeden, kendi çevremize kadar yoğun bir çaba ile anlatmamız gereken değerler olup çıkarlar. “Var mıdır şehirlerdeki, mekanlardaki dönüşümü açık bir şekilde anlatmanın bir yolu?”, işte biz bir yandan üretirken bir yandan da bunun peşinde olacağız. Herkesle iletişim kurabilen, çerçevelerin dışında tariflerin…

Yoğun bir değişim ve dönüşüm çağından geçerken, teknoloji de olanaklar ile birleşiyor. Varolan gelişim içerisinde çevremizde ve şehirlerimizde, korunması, dikkat edilmesi, iyileştirilmesi gereken değerleri, çeşitli şekillerde aktarmak ve değerlendirmek de bir ihtiyaç oluyor. Toplumumuzda kimi sanata düşkün, kimisine birşey ifade etmiyor, kimi mimariyi kendi yaptığı kadar biliyor, kimisi şehirler inşaa edecek kadar bilgisi olsa da paylaşmaya değer bulmuyor… Aynı ülkenin kaderini paylaşsak da herkesin uğraşı da, algısı da farklı. Bu noktada sanat anlayışına “tidy up” (toparlan) diyerek farklı bir bakış getiren  Ursus Wehrli bize ilham veriyor. Kendisine karmaşık görünen eserleri bakış açısına göre düzenliyor, bazen renklerine bazen büyüklüklerine göre kümeler oluşturuyor.

Bu çalışma herkesin kendine göre bir anlama yeteneği olduğunun bir kanıtı, köydeki teyzenin de plazadaki patronun da. Kendisi cesaretle bu yolda gitmiş ve sanata hem eğlenceli, hem de dinamik bir yapı kazandırmış. Günlük yaşamımızda her birimiz karmaşık bilgilerin anlaşılır kılınmasını sağlayan birçok kümeleme çeşidini kullanıyoruz. Şehirleri bir son ürün olarak gördüğümüzde, onu oluşturan malzemelere bakarak gelecekte nasıl bir sonuçla karşılaşabileceğimizi rahatlıkla öngörebiliriz. Biz bu karakterlerin dönüşümünü anlamayı, çevrenin, şehrin, belki de kendimizin farkındalığını arttırmak olarak görüyoruz.

Ruhun aynasıdır şehirler diyoruz da, ne kadar yaşatabiliyoruz onu?

Şehirlerde yitirilen doku, zanaat ve kültürler, bir zaman sonra geri dönüşü olmayan nitelik kayıplarına yol açar. Niteliksiz üretimler ve boşluklar, insanların önemsemediği mekanlara dönüşür. Karakterini kaybetmiş şehirler, kopyalanmış binalarla kaplanır. Sokakta dinlenemeyen, oynayamayan, sokağı kullanamayan insanlar gittikçe birbirlerinden ve birbirleri ile beslenmekten uzaklaşır. Bir kitap zamansızsa güzeldir belki ama bir şehir var olduğu çağa da uymalıdır. Şehir yaşanır, dinamiktir, özdeştir.

Ve bir toplum çevresini inşaa ederken kaderini de inşaa eder. Sosyal, kültürel ve üretim kapasitesi ile doğa arasında tercihlerini kendi yapar. Permakültür ile mi özdeşleşecek yoksa gökdelenler mi kaplayacak semasını? Bazen doğru bildiğimiz yanlışlar bizi seçim yapmaya götürür, böylece Anadolu’nun verimli toprakları bir anda AVM’lere dönüşür. Birçok yeteneği olan ve öğrenmeye açık gençler de zanaat öğrenmek yerine iş kuyruklarında bekler. Acaba bu gidişten bir çıkış yolu sağlanabilir mi, ne dersiniz?

Tarihin her döneminde sanat, mimari ve kültür üretimleri o anı yaşatır, belgeler ve türetir. Yıllarca birçok zorluk görmüş , savaşlar, yoksunluklar geçirmiş toplumumuzun artık bu üretimlere nitelikli ve özgün şekillerde geçmesi bizim gayemiz. Bunu yaparken de her alanda mümkün olduğunda katılımcı, disiplinlerarası, özgür platformlar, yeni yolları açmaya, yeni görüşleri kazanmaya, paylaşmaya, üretmeye, zihinleri ve şehirleri biçimlendirmeye olanak sağlayacaktır.

Gelin bunu hep beraber yapalım!

uv_corbauv_otopark


merveakdagoner
 Yazan Merve Akdağ Öner:
İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü Mezunu

Please follow and like us: