Bilim kurguların mimarileri kentsel tasarımı derinden etkiledi. Geleceğin şehirlerini oluştururken , Mega City-1 veya Transmet gibi çizgi romanlar bizlerin en iyi rehberlerinden olabilir.

Geçtiğimiz yıl Şubat ayında Yeni Zelanda’da “Şeytanların Tacizindeki Dünya”  başlıklı bir konuşma yaptım.  Konuşmamda geleceğin şehirler üzerine kurulan eski dönem vizyonlarını araştırarak hesaplamalı kentsel tasarıma yansıyabilecekler üzerine değerlendirmeler yaptım.

Özellikle, ’60ların mimari kollektiflerinden olan Archigram’ın radikal işlerinin, 1972’de ‘sosyal yazılım’ terimi ile dönüşü ve internet uzmanlarından 30 sene önce öngörülebilmiş olması, konuşmamın ana temalarımdan biriydi.

Yapılardan çok, Archigram belki de blogculuk ve yayıncılık ile ’60lardan itibaren görseller, kolajlar, makaleler ve provakatif çalışmalar yayınlayarak mimarlık ve tasarım dünyasında günümüze kadar uzanan inanılmaz bir etki yarattı.

Kullandıkları çizgi roman referansları, Amerikan süper kahraman estetiklerini barındırıyor, ama aynı zamanda sert mizaçları ile pop ögeleri, bilgisayar ve bilim-kurgu dünyasını blendırdan geçirip sağlıklı bir topak oluşturuyordu. Onlar ‘Walking City’ projeleri ile bilim kurgusal görselleri ile tanınıyor olsalar da , yaptıkları işin merkezine sibernetik ve otomasyon içeren çağdaş şehir sistemleri araştırmalarını koyuyorlardı.

Her ne kadar Archigram kendi vizyonlarını yapılaştırma şansı bulamamış olsa da, onlardan sonra gelen mimarlar bu bakışı geliştirerek inşaa edebildiler. Plug-in City konseptlerinin yansımaları Renzo Piano ve Richard Rogers’ın Paris’teki Pompidou Merkezi’nde rahatlıkla gözlemlenebilir. Mimarlığın ‘hi-tech’ (yüksek-teknolojik) etkileri ile yetişen Rogers, Norman Foster, Nicholas Grimshaw gibi ingiliz mimarlar ile sürdürülmüştür.

Rogers, son zamanlarda ikinci kariyerini kitaplar ve şehirlerin geleceği hakkında lobiler yaparak geçirdi. “Cities for a Small Planet” ve Cities for a Small Country” kitapları, kendisinin 80’ler ve 90’lardaki mimari ve kentsel tasarım pratiğini, bölgesel belediyeler ve idari birimler ile nasıl şehiryapma ve dönüştürme üzerine oturttuğunu anlatıyor. Geçen sene Rogers’ı konferans verirken gördüğümde telekominikasyonun ve teknoloji nin gelecekteki şehirlerinin biçimlerinde ne kadar kuvvetli tesir edeceğini anlatıyordu. “Şehirlerimiz inanılmaz bir şekilde bağlanıyor ve öğreniyor ” diyordu. İnsanların taşıdıkları mobil cihazlar, sensörler, wireless noktaları, şehrin nasıl iletişim kurduğu ile doğrudan bağlantı kuruyor. İnsanlar şehrin yürüyen mimarisini yaratıyor.

Şehirler, elimizdeki en iyi yaşam mücadelesi alanlarımızdan biri.

Görünüyor ki, şehirleri daha iyi kullanmayı, tasarlamayı ve yaşamayı öğrendiğimizde, hepimiz daha güzel br geleceğe sahip olacağız.

Kaynak:  iO9 “The City as a Battlesuit for Surviving the Future” yazısından alıntıdır.


merveakdagoner
 Yazan Merve Akdağ Öner:
İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü Mezunu
 

 

Please follow and like us: