Kategoriler
güncel

SALGINLAR VE KENTSEL YOĞUNLUĞUN GELECEĞİ

“Şehirlerin bulaşıcı hastalıklardan dolayı artan riskli bölgeler olarak görülebileceğine dair tarihsel ve çağdaş kanıtlar karşısında, insanların yoğunluk algıları gerçekten hijyen endişelerinden etkileniyor mu?” Bu soruya yönelik doğrudan bir araştırma yapılmaması, bu konuyu keşfetmek için bir deney tasarlamamı sağladı.

Covid-19 salgını, kent yoğunluğu konusunda planlamacılar, mimarlar ve politika yapıcılar için birçok zorlu soruyu ortaya attı. Uzun süredir araştırmacılar yoğun kullanımlar için gerekçeler hazırlamasına rağmen, Covid-19 virüsünün yarattığı tehdidin, yoğun şehirlerin bir risk alanı olarak görülmesine ve yoğunlaşmanın gözden düşmesine neden olacağına dair endişeler var. Gerçekten de birçok çaba, virüsün yayılmasını kontrol etmek için açıkça “yoğunlaşmayı azaltma” stratejilerine odaklanıyor. Buna kampüsteki insanların yoğunluğunu azaltmak için lisans öğrencilerinin evlerine gönderildiği Harvard vb. üniversiteler de dahil.

Birçok planlamacı, yoğunlaşma alanlarını önlenmeye odaklanmanın, pandemi bittiğinde insanların yoğunlukta daha az bulunmak istemesini getirmesinden endişe duyduklarını ifade etti. Planlamacılar yoğunlaşmayı sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmak için kilit bir strateji olarak görüyorlar. İklim değişikliğinin etkileri belirgin hale geliyor ve şehirlerin dağınık gelişim ve yayılmasıyla ilişkili enerji ve çevresel maliyetleri ele almak zorunda kalınıyor. Kompakt şehirlerin, akıllı büyümenin ve yüksek yoğunluğun pandemi nedeniyle kaybedilebileceğine dair endişelere rağmen, bu tür durumlarda potansiyel etkiyi tahmin etmek zor oldu. Yüksek yoğunluklu yerleşimlerde, hijyen endişeleri ve yoğunluk algıları arasındaki ilişkinin iyi anlaşılmadığı ve yeterince araştırma yapılmadığı ortaya çıktı.


Virginia Sağlık Bülteni’ndeki 1908 tarihli bir illustrasyon örneği, banliyö yaşamının kırsal koşullarını tehdit eden kentsel hastalıkları gösteriyor.

Orta çağın sonlarında, Avrupa şehirlerinin varlıklı sakinlerinin veba sırasında şehirlerden çekildiler. Benzer bir paterni (deseni) takiben, mevcut Covid-19 pandemisinde de, haberlerde, zengin şehirlilerin kırsal tatil mülkleri veya ikinci evlerine taşındığı örnekleri gördük.Bu süreçte, şehirler sefalet, banliyöler ise kırsal ve güvenli ortamlar olarak görülüyor.

Pandemi öncesinde, hijyen ve yoğunluğun zıtlığı arasındaki ilişki hakkında çağdaş araştırmaların olmaması benim ilgimi çekiyordu. Bu boşluk özellikle ilginçti, çünkü insanların kentsel yoğunluğa yönelik tutumlarının, hijyen endişelerinden etkilenebileceğini öne süren önemli bir önemli kanıtlar var. Tarihsel olarak, örneğin, yoğun yerleşimler artan hastalık riski ile ilişkilendirilmiştir. Mikroorganizmalara bağlı olarak araştırmacılar, neredeyse tüm bulaşıcı hastalıkların şehirciliğin ortaya çıkmasından kaynaklandığını iddia etmişlerdir (1).

Yoğun kentsel yerleşimler ve hastalık iletimi arasındaki ilişkinin bir sonucu olarak – halk sağlığında “kentsel ceza” olarak adlandırılan bir fenomen – şehirlerden dağılma,bulaşıcı hastalık salgınlarına bir tür etkili bir yanıt olarak görülmektedir. Orta çağın sonlarında, Avrupa şehirlerinin varlıklı sakinleri sık sık veba sırasında şehirlerden çekildiler (2,3). Benzer şekilde, Oxford Üniversitesi’ndeki öğrenciler ve öğretim üyeleri, salgın zamanlarında kırsal alanlara taşındı. Hijyen, sağlık ve kentsel yoğunluk algıları arasındaki bağlantı, şehirlerin genellikle fırtınalı ve banliyö ortamlarının daha pastoral ve güvenli olarak (4) olarak tasvir edildiği, 19. ve 20. yüzyılın başlarındaki sağlık yayınlarında (bu makaleye eşlik eden görüntüde olduğu gibi) görülebilir. Benzer bir paterni takiben, mevcut Covid-19 pandemisinde de, haberlerde, kırsal tatil mülklerine veya ikinci evlerine kaçan zengin şehirlilerin örneklerini bildirmiştir (5). Biyomedikal açıdan bakıldığında da, popülasyon yoğunluğunun influenza dahil fekal-oral ve solunum yolları yoluyla bulaşan hastalıkların bulaşma oranlarıyla pozitif ilişkili olduğu gösterilmiştir (6,7).

“Şehirlerin bulaşıcı hastalıklardan dolayı artan riskli bölgeler olarak görülebileceğine dair tarihsel ve çağdaş kanıtlar karşısında, insanların yoğunluk algıları gerçekten hijyen endişelerinden etkileniyor mu?” Bu soruya yönelik doğrudan bir araştırma yapılmaması, bu konuyu keşfetmek için bir deney tasarlamamı sağladı. Deney, “bir insanın günlük yaşamının çoğunun bilinçli niyetleri tarafından değil, bilinçli farkındalığın dışında çalışan bilinçaltı zihinsel süreçler tarafından belirlendiğini iddia eden psikoloji ve ilgili davranış bilimleri araştırmalarının üzerine kurulmuştur. (8)”

Algıları şekillendiren bilinçaltı faktörler üzerine yapılan kapsamlı araştırmamızın bir yönü, bir uyarıya maruz kalmanın diğerine olacak yanıtı etkilediği bir alan olan “ön-hazırlama” üzerine yoğunlaşmıştır. Ön-hazırlama çalışmaları, örneğin, bir şişe el dezenfektanı veya el mendilleri kullanma talebi gibi fiziksel temizlik ile ilgili bir hatırlatmaya veya “ön-hazırlanmaya” maruz kalan bireylerin, daha politik ve ahlaki olarak muhafazakar olduklarını bildirmişlerdir (9). Ön-hazırlama çalışmaları sosyal psikoloji ve ilgili davranış alanlarında neredeyse her yerde yaygınlaşmıştır, ancak kentsel bağlamları nadiren incelemişlerdir ve yoğunluk konusunu ele almamıştır. Denemem, yoğunluk algılarının, diğer pek çok sosyal, politik ve ahlaki tutum gibi, ön-hazırlama yoluyla etkilenip etkilenmediğini inceleyerek bu boşluğu ele almaya çalıştı.


Rio de Janeiro. Yasemin Olgunoz Berber/Shutterstock

Deney, davranışsal deneyler için alan sağlayan Harvard Karar Bilim Laboratuarı’nda gerçekleştirildi. İki görsel tercih anketine ve iki anlatı senaryosuna katılan 437 katılımcı deneyde yer aldı. Katılımcılar rastgele dört gruba ayrıldı. Kontrol grubundaki kişiler, farklı yoğunluk ayarlarının görüntülerini (Lincoln Enstitüsü’nün Görselleştirme Yoğunluğu Veritabanından) inceledi ve puanladı. Ayrıca mahallelerinde varsayımsal yoğunluk artışı ile ilgili soruları cevapladılar. Üç ayrı odaya yerleştirilen diğer gruplardaki katılımcılar da aynı görevleri üstlenmiş ancak hijyenle ilgili üç farklı tutuma maruz kalmışlardır. Bir gruptan soğuk algınlığı ve grip riskine bağlı soruları yanıtlamadan önce ve sonra ellerini dezenfekte etmesi istendi; bir grubun, çalışma alanlarına muz kabukları bırakıldı ve soruları cevaplamadan önce bunları çöp kutusuna atmak zorunda kaldı; ve son grup seansın başında odaya sokulmuş olan osuruk spreyine (evet, osuruk spreyi!) maruz kaldı. Bu tutumların her birinin ilkelerinin politik, sosyal tutumları ve ahlaki yargıları etkilediği gösterilmiştir ve amaç yoğunluk algılarının benzer şekilde biçimlendirilebilir olup olmadığını görmektir.


Köyceğiz/ CittaSlow

Çalışmanın bulguları, hijyen hazırlığının yoğunluk algıları üzerinde tutarlı bir etkisi olmadığını göstermiştir. Ön-hazırlama araştırmalarının geniş içeriği, şimdiye kadar test edilen neredeyse tüm algıların ve tutumların görünüşe göre hazırlanabileceğini gösterdiğinden bu sonuç şaşırtıcıdır. Yoğunluk algılarının benzer şekilde biçimlendirilebilir olmadığı tespit edilmişse de, bu algıları değiştirmek için bir dizi bilinçaltı müdahale yolu açılmış olabilir. Bu yöntem kulağa çok uzak gelebilir veya sadece bilim kurgu alanından örnekler görülebilir, ancak hükümetler ve özel şirketler henüz kentsel planlama konusunda ciddi yaklaşmamalarına rağmen, bu tür çabalara girmeye başladılar.

Hazırlama ile ilgili araştırmanın pratikte ve bazen endişe verici bir şekilde uygulanmasının birçok yolu vardır. Örneğin, kamu politikasında daha geniş çapta birçok hükümet, vatandaşların davranışlarını etkilemek için “dürtme” uygulamaya çalışmıştır. Bu bağlamda, Birleşik Krallık/İngiltere hükümeti, davranışsal araştırmaları kullanmayı amaçlayan bir Davranışsal Analiz Ekibi veya “Dürtme Birimi” kurmuştur. (10) Özel sektörde çikolatanın kokusunun insanları daha fazla kitap satın almaya motive ettiğini ileri süren araştırmalar da dahil olmak üzere, kullanıma hazır araştırmalar, şirketlerin, müşteri algılarını ve satın alma davranışlarını etkilemek için mağazalara 300’den fazla farklı koku dağıtabilen koku teknolojileri geliştirmesine yol açmıştır.


Dünyanın en kalabalık şehri/ Shibuya Crossing, Tokyo. tomlamela/iStock

Ön-hazırlama literatüründe ele alınan olguların büyük çoğunluğunun aksine, burada açıklanan deney, yoğunluk algılarının hijyenön- hazırlamasına nispeten dirençli olduğunu düşündürmektedir. Bu bulgunun önemli planlama sonuçları vardır. İlk olarak, mevcut Covid-19 salgınının insanların yoğunluktan uzak durma tutumlarını etkileyeceğine dair planlamacıların ve tasarımcıların endişelerini değerlendirmek için bir yol olabilir. Çalışma, insanların değişken yoğunluk tercihlerine sahip olmalarına rağmen, bunların hijyen ipuçlarına-dürtmelerine maruz kalınmasıyla önemli ölçüde değişmeyeceğini gösterdi. Sonuçlar, pandeminin insanların yoğunluk tercihlerini etkilemeyebileceğini düşündürse de, planlamacıların ve tasarımcıların, neden kentsel yoğunlukları değiştiren müdahalelerine tepkilerde bu kadar zorlandığını da açıklamaya yardımcı oluyorlar.

Deney, yoğunluk tercihlerinin şimdiye kadar incelenen diğer algıların çoğunluğundan daha kararlı olabileceğini kanıtlıyor. Buna bağlı olarak yoğunlukları değiştirme çabalarını şüpheyle karşılayan halkları kazanmak için daha kapsamlı çabaların çalışmalara eşlik etmesi gerekeceğini de gösteriyor. Belirli hijyen ve yoğunluk konularını göz önünde bulundurmasının ötesinde, burada açıklanan çalışma, planlama ve tasarımın davranışsal boyutlarına çok daha fazla dikkat gösterilmesini ve kentsel planlama araştırmalarında daha fazla deney kullanımı da dahil olmak üzere çeşitli yöntemleri genişletmeyi/geliştirmeyi tartışmaktadır.

Michael Hooper, Harvard Tasarım Enstitüsü’nde (GSD) Şehir Planlama Doçentidir.  “Flatulence, Filth, and Urban Form: Do Primes for Hygiene Influence Perceptions of Urban Density?” çalışması, Journal of Planning Education and Research Dergisinde yayınlandı.

(1) James C. Scott, Against the Grain: A Deep History of the Earliest States (New Haven, CT: Yale University Press, 2017).

(2) Ann G. Carmichael, Plague and the Poor in Renaissance Florence (Cambridge: Cambridge University Press, 1986).

(3) William J Courtenay, “The Effect of the Black Death on English Higher Education,” Speculum 55, no. 4 (October 1980): 696-714.

(4) Virginia Department of Health, “Scarlet fever, diphtheria, and disinfection,” Virginia Health Bulletin 1, no. 6 (1908): 216.

(5) Amanda Holpuch, “Luxury resorts face coronavirus crisis as the 1% flee cities for holiday hideaways,” The Guardian, April 4, 2020.

(6) Alirol, E., L. Getaz, B. Stoll, F. Chappuis, and L. Loutan. 2011. “Urbanisation and Infectious Diseases in a Globalized World.” The Lancet Infectious Diseases 11 (2): 131-141.

(7) Xiao, H., X. Lin, G. Chowell, C. Huang, L. Gao, B. Chen, Z. Wang, L. Zhou, X. He, H. Liu, X. Zhang, and H. Yang. 2014. “Urban Structure and the Risk of Influenza A (H1N1) Outbreaks in Municipal Districts.” Chinese Science Bulletin 59 (5-6): 554-562.

(8) John A. Bargh and Tanya L. Chartrand, “The Unbearable Automaticity of Being,” American Psychologist 54, no. 7 (July 1999): 462–79.

(9) Erik G. Helzer and David A. Pizarro, “Dirty Liberals! Reminders of Physical Cleanliness Influence Moral and Political Attitudes,” Psychological Science 22, no. 4 (March 2011): 517-522.

(10) United Kingdom Cabinet Office. 2018. “Behavioural Insights Team.” Accessed June 15, 2018. https://www.behaviouralinsights.co.uk/.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir